Warcraft III: The Frozen Throne

Vikipedi, özgür ansiklopedi
Atla: kullan, ara
Warcraft III: The Frozen Throne
Warcraftiii-frozen-throne-kapak.jpg
Yayımcı(lar) Blizzard Entertainment (Kuzey Amerika)
Sierra Entertainment (Avrupa)
Capcom (Japonya)
Sonokong (Güney Kore)
Yapımcı(lar) Blizzard Entertainment
Tasarımcı(lar) Rob Pardo
Seri Warcraft
Sürüm 1.26.0.6401 (15 Mayıs Pazar 2011)
Platform(lar) Microsoft Windows, Mac OS ve Mac OS X (Intel ve PPC)
Çıkış tarih(ler)i
  • ABD 1 Temmuz, 2003

  • GK 1 Temmuz, 2003

  • AB 4 Temmuz, 2003

  • JP 27 Şubat, 2004
Tür(ler)i Gerçek zamanlı strateji
Biçim(ler) Tek oyunculu, Çok oyunculu

Warcraft III: The Frozen Throne, Blizzard Entertainment tarafından geliştirilmiş bir gerçek zamanlı strateji bilgisayar oyunudur. Warcraft III: Reign of Chaos oyununa genişleme paketi olarak çıkarılan oyun, fantastik Warcraft evrenine ait olan senaryonun devamını getirmekle beraber, oyun içi birçok ırk için yeni birimler, tarafsız bir ırk, dört senaryo gibi özellikler eklemektedir. Paket, 1 Temmuz 2003'de dünyanın birçok ülkesinde satışa sunulmuştur. Eklenti paketinin getirdiği senaryo, serinin en popüler oyunu World of Warcraft ve eklenti paketlerinin konularını da şekillendirmiştir.

Hikayesi[değiştir | kaynağı değiştir]

Archimonde'un Lich King'i saf dışı bırakmaya çalışması sonucu Lich King(Ner'zhul)'in gücü gün geçtikçe kaybolmaya başlar.Bir yandan Kil'jaeden frozen throne(İce crown citadel)u yok etmek için demon-hunter illidan'ı görevlendirirken,Diğer yandan Lich King, Arthas Menethil'i derhal yanına çağırır.İlk başta Arthas lich king i dinlemesede gücü gün geçtikçe azaldığından bu zorlu yolculuğa çıkmaya karar verir. Arthas Lordearon'u bıraktığından Forsaken ırkı Lady Sylvanas Windrunner önderliğinde doğar.

Kimse evrenin nasıl doğduğunu tam olarak bilmez.Bazıları dev bir kozmik patlamanın, sonsuz boşlukta yankılanarak uzaktaki Dev Karanlığı uyandırdığı ve dünyaların bir gün yok olmak için yaratıldıklarını söyler.Bazıları ise evrenin tek ve sonsuz güçlü bir varlığın eseri olduğunu söyler.Bu kaotik evrenin kökleri nereye uzandığı belirsiz olduğunu söylesek te, emin olduğumuz şey çok güçlü bir ırkın, evrende bulunan her dünyaya ayrı ayrı bakarak, onları gözeterek onlara güzellik ve hayat bırakarak gittikleridir. Titanlar, dev ve metalik renkte bir deriler olan bu tanrılar evrenin istedikleri yerinde diledikleri gibi dolaşma haklarına sahiptiler ve yeni bir evren bulmuşlardı, ve bunu da diğerleri gibi dünyaları dolaşarak ve güzelleştirmek için yola koyuldular.Dev dağlar, derin denizler yaptılar elleriyle.Kara perde gibi karanlığa boğulan gezegenlere huzuru getirdiler, atmosferler yarattılar.Bunların hepsini bu kaotik ortama, uzak bir hedef gibi gözüken, düzeni getirmek için yaptılar. Keşmekeşten düzen yaratmak onların doğasının, ileri görüşlülüklerinin bir parçasıydı. Onlar ilkel ırkları bile güçlendirdiler; kendi işlerini yapabilsinler ve saygıdeğer dünyalarının bütünlüğünü koruyabilsinler diye.

Seçkin bir grup olan Pantheonlar tarafından yönetilen Titanlar, dev karanlığın içine dağılmış yüz milyon dünyaya düzeni getirdiler.Pantheon, bu dünyalara aynı zamanda koruyuculuk yapanlar, ayrıca evrenin dışından gelen Sapmış Evrenden gelen varlıklarla savaşıyorlardı. Sapmış Evren, sayısız dünyasını bağlayan keşmekeş büyülerinin dünyevi olmayan boyutu, sadece yaşayan evrendeki hayatı yoketmeye ve yaşamın enerjilerini kendilerine katmaya yemin etmiş sınırsız sayıdaki şeytani yaratığın, iblislerin ve zebanilerin eviydi.Hiçbir kötülük ve sapmayı kabul etmeyen Titanlar, bu saldırılara karşı hep bir yol aradılar ve savaştılar.

Sargeras’ın İhaneti:

Zaman içinde, bu kötü varlıklar Titanların dünyasına giden yolu buldular ve Pantheon en iyi Savaşçısı olan Sargeras’ı savunma için gönderdi.Dev soylu bir Titan olan Sargeras, sayısız yıllarca verilen görevleri harfiyen yerine getirmiş ve bulduğu kötülük varlıkları gördüğü yerde öldürmüştür.Böylece Titanlar evrenler üzerinde mutlak bir hakimiyet kurmaya başlamıştır.

Sonra Eledar adı verilen bir şeytani büyü ile uğraşan ırk, Warlock büyüleri ile birçok dünyayı ele geçirmeye başladılar.Bu büyülerden etkilenen saldırıya uğramış ırklar, mutasyona uğrayarak çok farklı yaratıklar olmaya başladılar ve en sonunda saldırıya uğramış masum ırkların hepsi Eledar’lara benzemeye başladı.Sargeras neredeyse limitsiz gücünü Eledarlara karşı kullandı ve onları Sapmış evrenin köşesinde yakaladı ve onları esir aldı.Ancak Sargeras Warlock büyülerinden çok etkilendi ve kendisi de bunlardan nasibini almaya başladığında, Sargeras çok büyük bir depresyonun içinde buldu kendini.

Sargeras bu kafa karışıklığının ve ümitsizliğin içindeyken, Sapmış Evren’den gelen diğer bir ırkla savaşmaya zorlandı.Nathrezim adı verilen bu ırk Vampirik güçlere sahip korkunç bir ırktı.Adlarına Dreadlord da denilen bu ırk, birçok dünyayı ele geçirerek, yerlilerini gölgeye çevirirdi.Zalim Dreadlordlar, dünya yerlilerini kandırarak, aralarında karışıklıklarla yıkardı.Sargeras, Nathrezimi çok kolay yendi.Ama onların bozulmuşluğu onu çok etkiledi.

Sargeras’ın duygularını şüphe aldı bir anda, görevine sadakatini ve hatta daha önemlisi Titanların düzenli bir evren anlayışını kaybetmişti.Sonunda Sargeras sonuç olarak Titanların yapmış olduğu her şeyin yanlış olduğuna karar verdi, ona göre Titanlar bu evrende Kaotik güçlerin kaynağı idi.Çoğu Titan arkadaşı ona yardımcı olup yol göstermeye çalıştı, ama bunun sonucunda Sargeras daha fazla içine kapandı ve Pantheon’dan ayrılıp dünyada kendine bir yer aramaya başladı.Pantheon onun terk edişine bir anlam veremedi, ve kardeşi olan Sargeras’ın neler yapabileceğini göremedi.

Zamanla, Sargeras delirdi ve ruhunun ücra köşelerinde bozulan bir şeyler olduğunu fark etti.Bunun nedenini Titanlara bağladı.Bu yüzden Titanların yapmış olduğu her şeyin yanlış, hatalı olduğunu zannetti.Bu yüzden her dünya yok edilmeliydi ve tekrar kurulmalıydı.Böylece düzen sonsuza kadar her tarafta olacaktı.Bunu yapmak için dev bir ordu kurmak için düşünmeye başladı.

Sargeras’ın Titanik görüntüsü bile zamanla bozuldu ve zehirlenmiş olan kalbi ile değişim içine girdi.Gözleri, saçları ve sakalı ateşlendi ve metalik derisi karardı.

Bu kızgınlığın içinde, Sargeras Eledar ve Nathrezim ırklarının hapislerini açtı ve kötü yaratıkları serbest bıraktı.Bu yaratıkların önde gelenleri Karanlık Titan’a hizmetlerini sundular.Sargeras Eledar’dan iki tane şampiyon seçti.İlki Kil’jaeden the Deciever di.Sargeras’ın orduları için karanlık ırkları düzenleyecekti.İkinci Şampiyon ise, Archimonde the Defiler’di.Sargeras için Orduları yönetecekti.

Kil’jaeden’ın ilk yaptığı şey vampirik dreadlord’larını kendine köle yapmak oldu.Dreadlord’lar Kil’jaeden için özel ajanlardı ve bu görevi çok iyi yerine getiriyordu.Aralarında Tichondrius denilen bir Dreadlord vardı ki bu yaratık Kil’jaeden’in mükemmel bir savaşçısı olarak Sargeras’a da hizmet etti.

Muhteşem Archimonde kendine de ajanlar buldu.Malefic Pit adlı bir dünyanın barbar lideri olan Mannoroth the Destructor’u ajanı yaptı ve evrenin en iyi ordusunu yapmak için çalıştı.

Sargeras ordularının yavaş yavaş oluştuğunu ve her emirini yerine getirecek güçte olduğunu görünce, Hepsini Dev Karanlığın içine bıraktı.Sargeras bu ordusunun adına Burning Legion dedi.Bu güne kadar kaç tane dünya yok edip kaç tanesini köleleştirdi bilinmez ancak evrene çok büyük bir yıkım getirdiği kesindir. Eski Tanrılar ve Azeroth Hakimiyeti:

Titanlar Sargeras’ın yaptıklarından habersiz dünya dünya dolaşarak her dünyaya düzen getirmekle uğraştılar ve bir gün ufak bir dünya ile karşılaştılar daha sonra Adı Azeroth’ olacaktı bu dünyanın.Titanlar garip yeryüzüne ayak bastıklarında, düşman olarak birçok Elemental Varlıkla karşılaştılar.Bu Elementaller, sadece eskilerin bildiği yok olmuş eski Tanrılara taparlardı ve bu yüzden Titanları geri püskürtmek için savaştılar.

Pantheon, Eski Şeytanı tanrılara tölerans gösteremediği için Elementallere savaş açtı.Eski Tanrı Orduları dört kişi tarafından yönetilirdi:Ragnaros the Firelord, Therazane the Stonemother, Al’Akir the Windlord ve Neptulon the Tidehunter.Kaotik güçler dünyayı sardı, ve Titanlarla savaşmaya başladılar.Ancak Titanlar çok güçlüydü ve Elementaller savaşı kaybetti.Bir bir tüm Elemental Efendiler yok edildi ve güçleri ellerinden alındı.

Eski tanrıların kalelerini yıkan Pantheon’lar dört şeytanı tanrıyı yeryüzünün altına zincirledi.Eski Tanrılarının gücü kalmayınca ruhları fiziksel evrenden ayrıldı ve Elementallerin hepsi başka bir boyutta sıkıştılar.Elementallerin gidişi ile, doğa sakinleşti ve dünya barışçıl ve bir o kadar güzel bir yere dönüştü ki Titanlar burayı çok sevdiler.

Titanlar birçok ırk yaratıp dünyanın şekillenmesinde onlara yardım ettirdiler.Sonsuz mağaralar yaratmak için cüce gibi yaşayan taşlar yarattılar.Denizleri yükseltip kara yapmak için Deniz Devlerini kullandılar.Birkaç çağ boyuncu Titanlar bu dünya üzerinde çalıştılar ve en sonunda inanılmaz güçleri olan bir göl oluşturdular.Bu göl, onların deyimi ile Sonsuzluk Kuyusu, bu dünyada yaşamı başlatacak olan şeydi.Zamanla, bitkiler, ağaçlar, yaratıklar ve canavarlar dünyada dolaşmaya başladılar.İşlerinin son gününde oluşan kıtaya Kalimdor dediler, Sonsuz Yıldız Işığının ülkesi…

Ejderhalar Zamanı:

Küçük dünyanın düzenlenmesinden ve işlerinin bitmesinden tatmin olan Titanlar, Azeroth'u terketmeye hazırlandılar. Yinede, gitmeden önce, herhangi bir gücün onun mükemmel bütünlüğünün tehdit etmesi olasılığına karşılık Titanlar dünya üzerindeki en harika ırkı Kalimdor'a göz kulak olma işiyle görevlendirdiler. O zamanlar birçok ejderha türü vardı. Yinede kendi türlerinden olanlara egemenlik sağlayan 5 tane ejderha türü vardı. Titanlar'ın yeni yeşeren dünyanın çobanlığını yapmaları için tuttuğu beşli bu beş ejderha türüydü. Pantheon'un en yüce üyeleri kendi güçlerinin birazını bu türlerin liderlerine verdiler. Bu ulu ejderhaların her biri Yüce Özellikler veya Ejderha Özellikleri olarak bilinmeye başladılar.

Aman'Thul, Pantheon'un Büyükbabası, uzaysal güçlerinin bir kısmını devasa bronz ejderha Nozdormu'ya bahşetti. Büyükbaba, Nozdormu'ya zamanı ve sürekli ilerleyen kaderin yolunu koruması için güç verdi. Hissiz, onurlu Nozdormu Zamansız Olan olarak bilinmeye başladı.

Eonar, bütün yaşamın Titan patronu, kendi güçlerinin bir kısmını kızıl deve verdi, Alexstrasza'ya. Ondan sonra Alexstrasza dünyada yaşayan bütün canlıları korumak için çalıştı ve Hayat-Bağlayıcı olarak bilinmeye başlandı. Üstün bilgeliği ve bütün canlılara gösterdiği sınırsız şefkat sayesinde, Alexstrasza Ejderha kraliçe olarak taçlandırıldı ve türündeki diğerlerine egemenlik sağladı.

Eonar; aynı zamanda Alexstrasza'nın genç kız kardeşi olan yeşil ejderha Ysera'yı da, doğanın etkisinin küçük bi parçasıyla kutsadı. Ysera Yaratılış Rüyasını oluşturmak sonsuz soyutlanmaya girdi ve Hayalperest olarak bilinmeye başladı. O, yeşil evreninden büyümekte olan yeşil dünyayı izleyebilecekti, Zümrüt Rüyasından…

Norgannon, Titanlar'ın bilgelik saklayanı ve usta büyücüsümavi ejderha, Malygos'u gücünün bi kısmıyla donattı, O zamandan itibaren Malygos Büyü-Yayan, sihirin ve gizli bilgilerin koruyucusu, olarak bilinmeye başladı.

Khaz'goroth, Titanlar'ın şekillendirici ve yaratıcı, kudretli siyah ejderhaya, Neltharion'a, güçlerininn bir kısmını bahşetti. Yüce kalpli Nelthraion'a, daha sonra Dünya-Koruyan olarak bilinicekti, dünya ve dünyanın derin yerleri üzerinde egemenlik verildi. O dünyanın gücüne güç kattı ve Alexstrasza'nın en büyük destekçisi oldu.

Güçlendirilmiş 5 Yüce Özellik, Titanlar'ın yokluğunda dünyanın savunmasından sorumlu hale getirildi. Ejderhaların yarattıklarını korumaya hazır olduklarının bilincinde Titanlar, Azeroth'u sonsuza kadar terketti. Ne yazıkki Sergeras'ın yeni doğmuş dünyanın varlığını öğrenmesi an meselesiydi.. Dünyanın Yapılışı ve Sonsuzluk Kuyusu:

İnsanlar ve Orklar arasındaki ilk savaşdan onbin yıl önce, Azeroth dünyası etrafı denizlerle çevrili dev bir tek kıtadan oluşuyordu.Kalimdor denilen bu dev kıta, dünyanın şartlarında yaşamaya calışan birçok ırkın ve yaratığın yuvasıydı.Bu kıtanın ortasında inanılmaz güçleri olan bir göl bulunurdu.Bu göle daha sonra Sonsuzluk Kuyusu dendi, ve dünyanın içindeki Büyünün gerçek kaynağı bu göldü.Sonsuzluk Kuyusu güçlerini Dev Karanlıktan alırdı, ve dünya üzerine saçardı.

Zamanla, dünyada bu gölden etkilenen yaratıklar, göl kıyısına ilkel evler kurmaya başladılar.Gölün kuvvetleri, bu yaratıkları güçlü, akıllı ve neredeyse ölümsüz yaptı.Bu yaratıklar daha sonra kendilerine Kaldorei dediler, anlamı yıldızın çocuğuydu.Kendi gelişimleri ile birlikte dev binalar ve tapınaklar inşa ettiler.

Kaldorei veya daha sonra bilinen isimleri ile Night Elfler, ay tanrıçası olarak bilinen Elune’ye taptılar ve onun gündüzleri Sonsuzluk Kuyusunun dibinde uyuduğuna inanırlardı.İlk Night elf Rahipleri ve Bilgeleri kuyu üzerinde çalışarak, onun gücünü nasıl kullanabileceklerini anlamaya çalıştılar.Night Elf’ler gittikçe gelişerek, Kalimdor’un büyük bir bölümüne yayıldılar onları durduran şey ise Dev Ejderler oldu.Bu dev yaratıklar bölgelerini korumak adına çok titizdiler.Night Elfler daha sonra anladılar ki, Ejderler bu dünyayı koruyorlardı ve bu yüzden onları sırları ile yalnız bıraktılar.

Zamanla, Night Elfler daha fazla bencil olmaya başladılar, çünkü çok güçlenmişşerdi ve birçok yaratıkla arkadaşlık kurmuşlardı.Bunlardan en ünlüsü Cenariusdu.Bir Yarı tanrı olan Cenarius Night Elflere Doğayı anlattı ve öğretti.Kaldorei yaşayan ormanlarla bu şekilde bir empati kurmaya başladı ve doğanın dengesini bozmamayı öğrendi.

Sayılamayacak kadar çok çağ geçtikten sonra, hem kültürel hem de alan olarak gelişti Night Elfler.Tapınakları,Yolları ve Muhteşem Binaları ile Kalimdor’a hakim bir ırktılar.Azshara, Night Elf’lerin güzel ve akıllı kraliçesi, Gölün kıyısına dev gibi harika bir saray inşa ettirdi ve oraya Hizmetkarları ve arkadaşları ile birlikte yerleştiler.Hizmetkarlarına Azshara Quel’dorei ya da bilinen ismi ile Highborne dendi.Bu Highborne, Azshara’nın dediklerini birebir yerine getiren seçkin bir gruptu.Azshara her Night Elf tarafından sevilen birisiydi ancak, Highborne her zaman kendilerinden başka hiçbir Night Elf’den hoşlanmadı.

Rahiplerin Sonsuzluk Kuyusu ile ilgili bilgilerini, Azshara Highborne’ye vererek, bu gizlerin ortaya çıkartılması ve bu dünyanın asıl amacının öğrenilmesini istedi.Highborne bu işle uğraştılar ve Kuyuyu kullandılar.Deneyler sürdükçe, Highborne kuyunun hem yaratmak hem de yok etmek için kullanılabileceğini gördü.Highborne kendini kuyuya bıraktıkça büyünün içinde onu kullanmaya çalışırken buldular kendilerini.Büyünün kontrollü ve sorumluluk gerektiğini bilmeden, Azshara ve onun Highborne’si büyü kullanmaya başladığında bozulumun içine girdiler.Cenarius ve birçok bilge Night Elf, büyünün sınırsızca kullanımının zararları olabileceğini söylediler.Ancak Azshara ve onun takipçileri inatla büyü kullanmaya devam ettiler.

Güçleri geliştikçe, Azshara ve Highborne değişmeye başladılar.Kendilerini bir Night Elf’den üstün görmeye başladılar ve kendilerini halktan soyutladılar, ve Karanlık bir gölge Azshara’yı değiştirdi.Sevdiği her şeyden vazgeçti ve Highborne’den başka kimse ile konuşmak istemedi.

Genç bir Bilge olan Malfurion Stormrage, olanları ilk gören oldu.Zamanının çoğunu çok sevdiği Druidizm çalışarak geçiren Malfurion, Azshara ve Highborne’nin korkunç bir güç tarafından bozulmaya başladığını hissetti.Ardından nasıl bir şeytanlığın çıkacağını bilemedi ancak Night Elflerin hayatlarının sonuna kadar değişeceğini anladı….

Eskilerin Savaşı:

Highborne’nin anlamsızca kullandığı her büyü dünyadan öteye evrenin her tarafına yayılan bir sinyal gibi gitti ve bir gün Sargeras – Yaşamın En büyük Düşmanı, Dünya Yok Eden – bunları fark etti ve gözleri evrende ufacık olan bir dünyaya çevrildi:Azeroth’a….Buradaki sonsuz enejileri hisseden Sargeras, inanılmaz bir açlıkla bu gücü ele geçirmek için Burning Legion’u dünyayı ele geçirmesi için Azeroth’a gönderdi.

Sargeras Burning Legion’u gönderdikten sonra Azeroth dünyasına gitmek için yola çıktı.Legion milyonlarca çığlık atan bağıran ve yok eden bir yaratık grubuydu ve hepsi feth için aç kurtlar gibi beklemekteydiler.Sargeras’ın yardımcıları Archimonde ve Mannoroth dev ordularını savaşa hazırladılar.

Kraliçe Azshara, büyünün o korkunç gücüne kapılmış bir şekildeyken, Sargeras’ın reddedilemeyecek gücüne kurban giderek onu bu dünyaya almak için uğraşmaya başladı.Highborne’ler bile bu reddedilemeyen gücden etkilenerek Sargeras’a tapmaya başladılar.Legion’a bağlılıklarını göstermek için Azshara ve Highborne Sonsuzluk Kuyusunun dibine dev bir kapı açmak için çalışmaya başladılar.

Bütün hazırlıklar tamamlandığında, Sargeras Azeroth İstilasına başladı.Savaşçı yaratıklar Burning Legion adına etrafı yakıp yıkmaya başladı ve Night Elf’lerin sessiz şehirlerini kuşattılar.Archimonde ve Mannorth’un Ordusu her taraftaydı.Arkalarında sadece kül ve göz yaşı bırakarak ilerlediler.Kalimdor’un Tapınaklarına dev Meteorlar çarparak, Dev Infernaller dünyaya indi.Yananların takımı Kıyamet Bekçileri(doomguard) her tarafta yıkım yaratı.Cesur Kaldorei Savaşçıları kendi dünyalarını korumak için çalıştı ancak her tarafta kaybettiler.

Malfurion Stormrage, bu arada insanlarını kurtarmak için çalışmaya başladı.Stormrage olarak kardeşi Illidan Highborne’nin bir üyesiydi ve Büyüyen bir şekilde bozulum içine girmişti.Malfurion Illidan’ı yaptığı şeyin yanlış olduğuna ikna etti ve Malfurion güzel genç rahip Tyrande ile, Cenarius’u bulmak için yola koyuldu.Malfurion ve Illidan, iki kardeş Tyrande’ye karşı bir sevgi beslemekteydi, ancak Tyrande’nin kalbi her zaman Malfurion’a aitti.Malfurion’un kardeşi Ilidan’ın sevgilisi Tyrande’ya olan aşkından haberi yoktu..Illidan, Tyrande ile kardeşinin bu halini gördükçe çok üzülüyordu ama bu üzüntüyü her zaman büyüye olan tutkunluğu bastırıyordu.

Büyünün o dev gücü içerisinde büyümüş olan Illidan, bu açlığı ile savaşmaya çalışmış ancak Kuyunun gücüne karşı koyamamıştır.Ancak, Tyrande’nin desteği ile, kendisini dizginleyebilmiş ve Kardeşinde Cenarius’u bulmak konusunda yardımcı olmuştur.Hyjal dağında Gizl, Ay bahçelerinde yaşayan Cenarius, eski ejderhaları bulmak konusunda, Night Elflere yardım etmeyi kabul etti.Alexstrasza, Ejderhaların lideri ordusunu göndermek ve Legion’u durdurmak konusunda hem fikirdi.

Cenarius, Ormanların ruhlarını çağırarak, eski ağaç adamlarından bir ordu kurdu ve Legion’a yerden saldırdı.Bu şekilde saldırmalarına rağmen, Burning Legion’un buradan sadece fiziksel güç ile kovulamayacağını anlayan Malfurion başka şeylere yöneldi.

Dev savaş Azshara’nın Şehrine doğru ilerlerken, Delirmiş Kraliçe Sargeras’ın gelmesini bekledi.Bu arada Sargeras’da Kapıdan geçmek için hazırlanmaktaydı.Azshara bundan sonra Highborne’yi alarak ayin düzenleyerek Kuyunun üzerine gelen en büyük gölgeyi yarattı.Bu gölge Sargeras’ın gelmesi için yapılıyordu..

Kalimdor’un yanan toprağında savaş devam ederken, olaylar tersine döndü.Zamanla kaybedilen bilgilere rağmen genel olarak, Neltharion adı verilen Ejderha – Dünyanın Koruyucusu- Burning Legion’un gücünden etkilenerek deliye döndü.İsmini DeathWing olarak değiştirerek, Diğer Ejderhalarla savaştı.

Deathwing’ın bu ani taraf değiştirmesi diğer beş Ejderhayı öyle etkiledi ki alsa bu etkinin yarası kapanmadı.Yaralanmış ve şaşkın Alexstrasza ve ejderhalar, ölümlüleri bırakıp geri çekilmeye zorlandı.Böylece Malfurion ve Arkadaşları, sayıca çok azaldılar.Umutsuzdular.

Malfurion daha sonradan anladı ki Bütün bu savaşın nedeni Sonsuzluk Kuyusuydu.Ve bunun yok edilmesi gerektiğini kendine ikna etti.Savaş arkadaşları Kuyunun ölümsüzlüklerinin ve güçlerinin kaynağı bildikleri için çok korktular.Ancak Tyrande Malfurion’un Teorisindeki anlamı gördü ve Cenarius ve onların arkadaşlarını Azshara’nın Tapınağına son bir saldırıya ikna etti.Böylece Kuyuyu iyilik için kapatmanın bir yolu bulunabilidi belki de…

Dünyanın Yıkımı: Birinci savaştan(Warcraft I) 10.000 yıl önce

Kuyunun yok edilmesi ile bir daha büyü kullanamayacağını bilen Illidan bencilce grubunu bırakıp Highborne’yi Malfuion’un planına karşı uyarmaya gitti.Tutkusunun önüne geçemeyen ve bu yüzden delirme noktasına gelen ve Tyrande’nin Malfurion’a olan sevgisini gören Illidan bu yaptığından hiç pişmanlık duymadı ve Malfurion’u yalnız bıraktı.Sonradan Illidan Kuyunun devamını sağlamak için her şeyin yapılmasını emretti.

Kardeşinin ayrılışından büyük üzüntü duyan Malfurion saldırı için Azshara’nın Tapınağına gttii ve Büyük Avluda Highborne’nin Son büyünün ortasında olduğunu gördü.Bu korkunç büyü Kuyunun ortasında bir girdap oluşturdu.Sargeras’ın Gölgesi yavaş yavaş Kuyuda belirmeye başladığı anda Malfurion saldırıya geçti.

Azshara Illidan’ın uyarısındı aldığında çoktan onlara karşı hazırlıklı olduğunu gördü Kraliçenin.Neredeyse tüm arkadaşları deli kraliçe tarafından öldürülen Malfurion, Tyrande’nin Azshara’nın arkasından saldırdığını gördü ancak bir Tapınak Koruyucusu tarafından durduruldu ve büyük bir yara aldı.Malfurion Aşkının yere düştüğünü görünce deliye dönderek Azshara’yı öldürdü.

Tapınağın içinde ve Dışındaki savaş sürerken Illidan olacaklara karşı kendi için özel yapılmış şişelerin içine Kuyunun büyülü suyundan koydu.Böylece he olursa olsun Büyü gücünü kullanabilecekti.

Malfurion ve Azshara arasında süren savaş süren büyünün büyük bölümünün yanlış olmasına neden oldu.Böylece dengesiz girdap Kuyunun derinliklerinde patlayarak ve zincirleme bir olayı başlattı.Dev bir Patlama Tapınağı yerle bir etti.Kuyu içine göçerek kayboldu.

Dev Patlama, dünyanın dengesini bozmuş dev depremlerle birlikte gökyüzü kapkara olmuştu.

Dev patlama sonrasında yok olan kıtanın ortasını denizler kapamaya başladı.Kalimdor’un neredeyse %80’i sular altında kaldı.Böylece Kalimdor ikiye bölünerek, Dünyada ayrı ayrı iki kıta oluştu.Bu yeni denizin ortasında –eskiden Sonsuzluk Kuyusunun bulunduğu yere- dev bir girdap geldi ve orada kaldı.Bu dev yara Maelstrom olarak adlandırıldı ve asla girdap durmadı.

Hernasılsa, her şeye rağmen , Kraliçe Azshara ve Highborne bu patlamadan kurtulmayı başarmıştır.Çıkardıkları güçler içinde, gidapın içine çeklimiştir.Lanetlenerek, ve şekil değiştirerek yeni bir ırk yaratımışlardı: Nagalar.Azshara kendini kötülüğün kraliçesi olarak tanıtmış ve içinde bulunan kötülüğün dışa vurumunu naga olarak görmüştür.

Maelstrom’un dibinde yeni bir şehir kurarak adını Nazjatar koydılar ve güçlerini tekrardan oluşturdular.Var olduklarını açıklamak için ise 10.000 sene beklediler.

Hyjal Dağı ve Illidan’ın Hediyesi:

Çok az Night Elf bu dev Patlamadan kurtulabildi.Çok ilkel sandallar ile yavaş yavaş karalar aramaya başlılar.Sonra bir şekilde Elune’nin yardımı ile Malfurion, Tyrande ve Cenarius bu büyük yıkımdan kurtuldu.Bu kendini kanıtlamış Kahramanlar sağ kalanları kurtarıp, yeni bir yuva kurmak için uğraşmaya karar verdiler.Sessizce kendilerine bir yer ararken, Dünyanın kurtuluşunun sağlandığını, Sargeras ve Burning Legion’un bu dünyadan gittiğini ve çok kötü bir bedelle zafer kazanıldığını anladılar.

Birçok Highborne bu patlamadan kurtulmayı başardı.Onlarda geride kalan Night Elfler ile birlikte, yeni yuvalarına doğru yola çıktılar.Malfurion asla Highborne’ye güvenmemiş olmasına rağmen onların Kuyunun varlığı olmadan hiçbir risk içermediklerini biliyordu.

Night Elflerin çoğunluğu Karaya varmaya başladığında hepsi, Kutsal dağ Hyjal’ın halen ayakta olduğunu gördü.Burayı yeni yuvaları belleyen Malfurion ve takipçileri Hyjal’a tırmandı ve Hyjal’ın zirvesinde korkunç bir şey buldular.Ufak bir gölün içi büyü ile kaynamaktaydı.

Illidan’da bu patlamadan kurtulmuştu ve herkesten önce Hyjal’a ulaşıp burada Sihiri tekrar açığa çıkarmıştı ve sakladığı kuyu sularını Dağın Göllerine dökmüştü.Böylece Yeni bir Sonsuzluk Gölü Hyjal Dağında ortaya çıkmıştı.Bencil Illidan bunun gelecek jenerasyonlar için bir hediye olduğunu düşünürken, Malfurion onu avladı ve ele geçirdiğinde Illidan şaşkınlık içindeydi.Malfurion ona bütün bu olanların sihir yüzünden olduğunu belirtti.Ancak Illidan sihirden ve büyüden vazgeçmediğini söyledi.

Illidan’ın yaptıklarının durmayacağını bilen Malfurion bundan kurtulmak için bir yol düşündü.Cenarius’un yardımı ile Illidan uzakta bir yer altı zindanına yerleştirildi.Burada İllidan dünyanın sonunda kadar kalacak ve hiçbir sorun çıkartamayacaktı.Kardeşinin burada kalmasında ona eşlik edecek nöbetçi olarak Muhafız Maiev Shadowsong seçildi.

Yeni kuyunun yok edilmesi yeni bir felaket demek olduğundan onu böyle bırakmak istedi.Ancak Malfurion bunun için sihirle Night Elflerin sonsuza kadar aralarındaki bağı bozmak için Cenarius’un yardımı ile Druidizm’le ilgilendirmeyi başladı Night Elfleri.Böylece Dünyayı tekrar eski düzenine göre kurabileceklerdi.

Dünya Ağacı Ve Yeşil Rüya: Birinci Savaştan(Warcraft I) 9.000 yıl önce…

Uzun yıllar boyunca, night elfler yorulmadan eski dünyalarını tekrar kurmak için çalıştılar.Eski yıkılmış tapınaklarını ve yollarını bırakıp, yeni evlerini dev ağaçların içine ve Hyjal dağının gölgeli eteklerine kurdular.Zamanla, Ejderhalar yıkımın ardından ortaya çıkarak kendilerini gösterdi.

Kırmızı Alexstrasza,Yeşil Ysera ve Tunç Nozdormu, night elflerin yeni evlerine indiler. Malfurion, Night Elflerin baş-druid’i dev ejderhaları karşılarakyar onlara yeni Sonsuzluk Kuyusunun hikayesini anlattı.Ejderhalar bunu duyunca Kuyunun burada kalması durumunda, Burning Legion’un tekrar bu dünyaya ineceğinden korktular.Malfurion ve üç dev ejderha aralarında bir antlaşma yaparak, Burning Legion ajanlarının buraya gelirlerse bir daha kendi cehennem dünyalarına geri dönmesini engellemek ellerinden geleni yapmak için çalışmaya başladılar.

Alexstraza, Hayat-Bağlayıcı, bir tohumu Well of Eternity’nin ortasına yerleştirdi.Sonsuzluk Kuyusunun büyülü gücü hemen Tohumu yeşertti ve dev bir ağaç olmasını sağladı.Dev Ağaç Sonsuzluk Kuyusunun suyu ile beslendikçe Gökyüzüne doğru büyüdü.Bu dev ağaç bundan sonra Night Elf’lerin sembolü oldu.Onların artık doğa ile birleştiğini ve dünyayı her zaman koruyacaklarının bir simgesi olarak kaldı.Night Elfler Bu ağaca Nordrassil dediler.Bunun anlamı ise Cennetin Tacı demek oluyordu.

Nozdormu, Zamansız Dünya Ağacına bir büyü yaparak, onun sonsuza kadar orada kalmasını sağladı ve Dünya Ağacı orada kaldığı süre içerisinde Night Elf’ler asla yaşlanmayacak veya hastalanmayacaktı.

Ysera, Hayalperest, Dünya Ağacına yaptığı bir başka büyü ile, Kendi Hayal dünyasını -yani Yeşil Rüyayı- bu Azeroth ile bağladı.Yeşil Rüya, dev gibi ve devamlı değişen, ruhani, fiziksel evrenin dışında bir yerdeydi.Bu rüyada, Ysera Azeroth’daki canlıların evrimini ve doğanın düzenini tasarlardı.Night Elf’ler – Malfurion dahil olmak üzere- bu dünyaya bağımlı hale getirildiler.Bu gizemli antlaşmanın sonucunda, Druid’lerin hepsi Yeşil Rüya’ya girerek Ysera’ya yardım etmek istedi.(Druid:Hayvanlar ve bitkiler üzerinde uzmanlaşmış ve onları yönetebilen bir büyücü çeşidi)Böylece dünya onlara bir daha ihtiyaç duyduğunda geri dönecekler ve Dünya hakkında inanılmaz bilgilere sahip olacaklardı.

High Elf Sürgünü: Warcraft I’den 7.300 Sene önce…

Yüzyıllar geçtikçe, yeni Night Elf halkı gelişti ve büyüdü ve Kendilerinin Ashenvale dedikleri ormanları bile geçerek yayıldılar.Dev yıkımdan sonra Dünya üzerinde kalmadığına inanılan birçok Yaratığı tekrar gördüler: Fulborg’lar gibi…Druid’lerin öncülüğünde Night Elfler kusursuz bir yaşam sürdüler barış içinde…

Ancak, Highborne üyeleri hiçbir zaman memnun değildi.Illidan gibi kendi bağımlılıklarına olan bağlılıkları onları devamlı rahatsız ediyordu.Bir süre sonra Sonsuzluk Kuyusundan büyü güçlerini geri almak için teşebbüste bulundular.Dath’Remar adlı, Highborne üyesi Druidleri büyü kullanmamakla suçladı ve haklarının büyü kullanmak olduğunu belitti.Malfurion ve diğer Druid’ler eğer herhangi bir Night Elf’in büyü kullanırsa öldürülecek olacağını belirtip, Highborne’yi uyardı.Bunun üzerine Highborne Ashenvale üzerine dev bir Büyülü Kasırga gönderdi.

Druidler kendi ırklarından kişileri öldürmek istemediğinde, Highborne’yi sürgüne gönderdiler.Dart’Remal ve takipçileri bunu memnuniyetle karşıladılar.Buradan gitmeleri demek büyü yapabilecekleri anlamına geliyordu çünkü.Özel yapım birkaç gemi ile okyanuslara açıldılar.En sonunda, daha sonradan İnsan’ların Lordaeron dediklere yere inerek, burada büyülü yeni bir Krallık kurmaya başladılar:Quel’Thalas…Kendi Soylarının taptılara aya karşılık Güneşe taptılar… Gözcüler ve Uzun Nöbet:

Kendi içlerindeki sorunlarından kurtulmuş olan Night Elf’ler, kendi evlerini geliştirmeye devam ettiler.Druid’ler Yeşil Rüyaya girmenin zamanının geleceğini hissettiler ve aşklarını ve ailelerini arkada bırakmaya hazılandılar.Tyranda, Elune’nin Baş Rahibesi oldu ve Malfurion’a gitmemesi için yalvardı.Ancak Malfurion Gururunu korumak için Yeşil Rüyaya girmekte kararlıydı, ve Rahibe ile vedalaşıp ona asla ayrılmayacaklarını söyledi…

Kalimdor’u Tyrande’ye bırakan Malfurion, Yeşil Rüyaya girince, Baş Rahibe, Night Elf’lerden dev bir savaşçı ordu kurdu.Korkusuz ve eğitilmiş olan bu kadın savaşçılar, Kendilerini Gözcü diye tanıttılar, barışın ve Huzurun koruyucuları…

Yarı-Tanrı Cenarius Hyjal Dağının eteklerindeki bahçelerde yaşamaya devam etti.Oğulları, Ormanın Koruyucuları olarak bilindiler ve Her zaman Night Elfleri takip ettiler ve arada sırada Gözcülere barışı korumak adına yardım ettiler.Cenarius’un kızları Dryad’lar ise devamlı artan bir şekilde ormanlarda görülmeye başlandı.

Ashenvale’de Tyrande devamlı meşgul oldu.Malfurion’un yanında olmamasından dolayı mutlu olamadı hiç..Uzun Yüzyıllar boyunda Druid’ler uyudukça Tyrande ikinci bir Burning Legion sadırısından korktu.Halen Burning Legion’un buralarda olduğunu hisseden Tyrande, intikam için geri döneceklerini biliyordu…

Yeni Dünya:

Dath’Remar tarafından yönlendirilen High-Elfler, Kalimdor’u arkalarında bırakarak, fırtınaları aşarak Maelstrom’a doğru yöneldiler.Yıllar boyunca denizde kendilerine ait Bir Büyü Dünyası kurmak için hayaller kurarak Doğuya doğru yollarına devam ettiler.Bu yolculuk onlara Eski Krallıklarının yıkımını, ve anlayamadıkları birçok şeyi gösterdi.Burning Legion’un gücünün o anda farkına vardılar.Dath’Remar,- daha sonra adı Sunstrider diye anıldı – Halkına, bir krallık sözü verdi.Sonsuza kadar sürecek bir Büyü Krallığı...

Donanma sonunda, İnsanların daha sonra Lordaeron diyecekleri bölgenin sahillerine geldi. İçlere doğru yayılan High-Elfler, Tirisfal Glades adı verilen yerde bir yerleşim kurdular. Kısa bir zaman sonra, bir şeyler ters gitti: High Elfler delirmeye, saldırganlaşmaya başladı. O zamanın bilgeleri, bulundukları yerin lanetli olduğu kararına vardılar, ancak asla doğrulanamayan bir teoriydi bu.High-Elfler göç etmek zorunda kaldılar.

High-Elfler, Lordaeron’un dev ormanlarla kaplı dağlarından geçerken, birçok güçlükle karşılaştılar. Sonsuzluk Gölünün yaşam dolu gücünden koptuklarından beri, hava koşullarından dolayı çoğu hastalanmış, veya açlıktan ölmüştü. En garip değişiklik ise, artık ölümsüz değillerdi, ve elementlere karşı bir güçleri de yoktu. Morumsu renkli tenleri de kaybedilmişti, artık renksiz bir tenleri vardı. Güç durumlarının üstüne, bir de Lordaeron’da gelişmiş dev yaratıklarla savaşmak zorunda kalmışlardı. Bu arada, yolculuklarının bir kısmında ilkel insan kabilelerinin ilk örnekleri ile karşılaştılar. Bu ilkel insanlar, dev ormanların içinde avlanarak yaşayan ufak gruplardan ibaretti, tabi ki High Elflere bir tehtit oluştumayacaklardı. Ancak High Elfler en büyük tehtitlerini Dev Orman Zul’Aman’da bulacaklardı.

Bu yosun derili yaratıkların adı Trollerdi. Kendi organlarını ve ölümcül yaralarını anında iyileştirebilen güçlü bir ırktı, ancak her zaman barbarca yaşamayı seçmişlerdi. Lordaeron’un Kuzeyinde Amani Krallığı adı altında birleşen bu Troller, yeni ziyaretçilerinden hiç hoşlanmamıştılar, ve Elfleri sınırlarını aştıklarını görünce vahşice saldırdılar. High Elfler de buna karşılık olarak, Trolleri gördükleri yerde öldürdüler.

Uzun yıllar boyunca, High Elfler kendilerine Kalimdor’daki gibi güzel bir yer aradılar, ve sonunda şansın yardımı ile Kuzeydoğu dağlarını aşarak dev düzlüklere ve güzel nehirlere sahip bir coğrafya keşvettiler. Buraya Quel’Thalas dediler, ve dev bir Krallık kurmaya başladılar. Öyle bir Krallık ki, Kalimdor’daki Kuzenlerinin kıskanacağı kadar güzel bir Krallık. Ne yazık ki, High Elflerin sonradan öğrendiği gerçek onlara çok pahalıya patlayacaktı. Quel’Thalas Trollerin eskiden kalma dev Şehirlerinin üzerine kurulmuştu. Troller bu toprakları kutsal sayıyorlardı. Neredeyse hemen Trolller, Elf yerleşim alanlarına saldırmaya başladı.

İnatçı elfler, yeni buldukları toprakları vermekte gönülsüzlerdi, Sonsuzluk Gölünün verdiği güçleri kullanarak büyülerini kullandılar ve Delirmiş Trolleri kontrol altında tuttular. Dath’Remar’ın liderliginde Amani Savaşçılarını ona bir olmalarına rağmen yenmeyi başardılar. Bazı elfler Kaldorei’lerin eski uyarılarından olan, Büyünün Burning Legion’un dikkatini çektiği gerçeğini hatırlattı. Bu yüzden, Quel’Thalas bilginleri, Topraklarının üstünü çevreleyen bir Büyü Bariyeri kurdular.Bu Bariyer sayesinde Büyüler evrende yankılanmayacaktı, böylece Burning Legion’un dikkati çekilmeyecekti. Quel’Thalas’ı çevreliyen dev dikili taşlar kuruldu, ve Bariyer kuruldu. Bu Dikili taşlar, sadece büyüleri engellemekle kalmadı, aynı zamanda batıl inançlı Troll Ordularını korkuttu.

Zaman geçtikça, Quel’Thalas High Elflerin çabalarının ve büyü gücünün parlayan bir anıtı oldu. Muhteşem güzellikteki sarayları, Kalimdor’daki Kuzenlerininki gibi tasarlandı ve inşa edildiler. Quel’Thalas bu hali ile Elf elinden çıkmış en güzel şehir oldu. Silvermood adı verilen bir Meclisle Sunstrider Hanedanlığının politik gücü pekiştirildi. Yedi tane High Elf Lordundan oluşan Meclis, elf topraklarını korumak için çalıştılar. Koruyucu Kalkanla korunun topraklarında, eski Kaldorei Uyarılarından uzakta büyüyü hayatlarının her alanında kullandılar.

Nereydeyse, dört bin yıl boyunca High Elfler barış içinde yaşadılar. Ancak İntikam almak isteyen Troller asla yenilmemiştiler. Ormanın derinliklerine yerleşen troller, sayılarını arttırdılar ve en sonunda Dev bir Troll ordusu Quel’Thalas’ın gölgeli ormanlarına girerek savaşı başlattılar.

Arathor ve Troll Savaşları: Warcraft I’den 2,800 yıl önce

High Elfler bu dev Troll ordusu ile savaşırken, gelişmeye başlayan İnsanlar, kendi kabile toprakları için savaşmaktaydılar.İnsanlığın ilk savaşları ne onurdan ne de ayrımdan söz edilebilecek savaşlardı.Herkes kadın, çocuk, yaşlı demeden katlediliyordu.Ancak sadece bir Kabile, Adı Arathi olan kabile, Trollerin gözden kaçırılmayacak kadar dev bir tehtit olduğunu görebildi.Arathi bu yüzden bütün Kabileleri kendi kontrolüne almak istedi ki, Sıra kendilerine geldiğinde Trollere karşı savaşı kazanabilsinler.

Bu düşüncenin ardından geçen altı yıl boyunca Arathi tüm Kabilelerle savaştı ve her zaferin sonucunda, Arathi barış ve eşitlik vaad etti ve ele geçirilmiş insanların saygısını kazandı.Bunun sonucunda Arathi Ordusu inanılmaz derecede büyüdü.Artık güçlerinin Trollere karşı gelebileceğine inanan insanlar, Lordaeron’un güneyinde bir kale kurdular.Adı Strom koyulan bu Kale, Arathi Milletinin başkenti olurken, Krallığın adı Arathor oldu.Arathor zenginleşirken, Lordaeron’un başka yerlerinde yaşayan insanlar Arahor’un güvenli topraklarına yerleşmeyi seçtiler.

Tek bir Bayrakta birleşen İnsan kabileleri, iyimser ve güçlü bir Kültür geliştirmeye başladılar.Thoradin, Arathor’un Kralı, Gizemli Elflerin halen Troll işgalinde olduğunu biliyordu, ancak kendi insanlarının güvenliğini tehlikeye atmak istemiyordu.Elfler ve Trollere karşı çok az şey bilen İnsanlar aslında her iki ırka da soğuk bakmaktaydı.Aylar sonra Elflerin düştüğüne dair dedikodular Thoradin’in kulağında geldiğinde perişan iki tane High Elf Elçisi Strom’dan içer girmişti, böylece Thoradin Troll Tehtidinin burada duramayacağını anladı: Sıra çok yakında onlara gelecekti.

Elfler, Thoradin’i Trollerin dev ordularının Quel’Thalas’ı işgal ettikten sonra güneye ineceğini ve buraya saldırıcağını söylediler.Çaresiz Elfler, askeri yardıma muhtaçtılar ve çaresiz olarak seçilmiş bazı insanlara büyü kullanmayı öğretmeyi kabul ettiler.Ancak Thoradin Büyüye duyduğu güvensizliği bir kenara bırakıp, elflere yardım etmeyi kabul etti.Hemen Strom’a gelen Elfler belli başlı seçilmiş insanları eğitmeye başladılar.

Elfler başta İnsanların büyü kullanmakta oldukça beceriksiz olduğunu gördüler ve bununla aralarında dalga geçmeye bile başlamışlardı.Tam Yüz tane İnsana en Büyünün en basit güçlerini kullanmayı öğrettiler: Sadece Trollerle savaşabilecekleri kadar.İnsan öğrencilerinin hazır olduğuna ikna olan Elfler, Savaşa doğru, Thoradin’in Dev orduları ile birlikte kuzeye doğru yola çıktılar.

Birleşik Elf ve İnsan orduları ile Troll Orduları Alterac Dağlarının eteklerinde çarpışmaya başladı.Savaş uzun günler sürdü.Arathor orduları vahşice ve delirmiş şekilde üstlerine gelen Troll ordularına hiç yorulmadan veya bir santim bile toprak vermeden savaştılar.Elf Lordları zamanın geldiğini düşünerek büyü güçlerini kullanmaya başladılar, Yüz tane İnsan Büyücü ve birçok Elf büyücüsü büyülerini kullanarak Trolleri şok ettiler.Elemental Ateşler trolleri yakarak kendilerini iyileştirememelerini sağladı ve Troller gittikçe zayıfladı.

Troll Orduları bozulmaya ve kaçmaya başlayınca, Thoradin’in orduları takip etti ve bulduklarını öldürdüler, en sonunda çok az bir Troll sayısı kaçmayı başardı.Troller bu savaştan sonra asla eski güçlerine kavuşamadılar ve tek bir Millet olarak görülmediler.Quel’Thalas’ın kurtulduğundan emin olan Elfler ve İnsanlar arasında saygı ve arkadaşlık bağları böylece kurulmuş oldu.Elfler ve İnsanlar arasında çağlar boyunca devam eden dostlukları böylece başlamış oldu.

Trisfal Bekçileri: Warcraft I’den 2,700 yıl önce

Trollerin Kuzey topraklarından sürülmesinden sonra Elfler kendi yıkılmış krallıklarını baştan yapmak için yeniden çalışmaya başladılar.Zafer kazanmış Arahtor Orduları Strom’a döndüler.İnsan Toplumu zenginleşip geliştikçe, Thoradin’in içinde bu kadar hızlı büyümenin İnsanları birbirinden ayıracağı korkusu belirdi ve bu yüzden Strom’u merkez olarak her zaman kullanıp otoritesini gösterdi.Uzun yıllar boyunca barışın kol gezdiği Lordaeron’da büyüyen İnsanlar, Thoradin’in ölümünden sonra genç nesillerle birlikte Krallıklarını büyütmek için çalışmaya başlattılar ve bu yüzden Strom’dan öteye gitmek için hayaller kurmaya başladılar.

Elfler tarafından eğitilen Asıl Yüz İnsan Büyücü, güçlerini geliştirerek, Elflerden bile öteye gitmek için uğraşmaya başladılar.Bu Büyücüler, asil güçleri ve ruhları yüzünden seçilmişlerdi ve bu güçlerini her zaman önemsediler ve sorumlulukla kullandılar ancak büyücüler bu güçlerini ve sırlarını genç jenerasyonlara öğretmeye başladıklarında, hiç savaş yaşamamış ve bu yüzden büyü gücünü hayatının her yerinde kullanmaya başlamış Genç Büyücüler ortaya çıkmaya başladı.Sorumluluk içermeyen hareketleri ile krallık içinde sorunlar başgöstermeye başladı. Krallık büyüdükçe ve toprakları genişledikçe, Genç Büyücüler yolculuklarla Güney Topraklarına yayıldılar ve kendilerini ve halklarını vahşi hayvanları koruyarak veya avlanarak geçinmeye başaldılar ve bu da Strom’un ötesinde başka şehirler yapmaya olanak sağladı.Ancak güçleri geliştikçe, toplumdan büyücüler yavaş yavaş kopmaya başladı.

İkinci Arahtor şehiri Dalaran oldu.Dalaran, Strom’un Kuzey-Batısında kalan Hillsbrad adı verilen yerde Lordamere Gölünün Güney kıyısına kurulmuştu.Güney topraklarına yayılan büyücülerin hepsi buraya yerleşmeyi uygun gördüler.Burada Büyüyü istedikleri şekilde daha özgür bir biçimde kullanmak istediler.Büyücülerin hayalindeki şehirdi Dalaran...Böylece başlayan Dalaran inşası ile birlikte dev bir ekonomi de ardından geldi böylece Dalaran İnsanların Büyü şehri oldu.Stromdan daha büyük, daha görkemli ve güzel bir şehir olmuştu artık.Ancak Büyünün bu kadar çok kullanması, daha fazla büyücünün yetişmesine ve en sonunda büyücülerin neredeyse hepsi gerçekle sanal arasındaki farkı anlayamamaya başladı.

Sonsuzluk Gölünün yıkılması ile dünyada hapsolan ve saklanan birçok Burning Legion Ajanı Büyünün gücünü hissedince, Evrenin her tarafından gözler tekrar dünyaya çevirildi.Yer altından çıkan iblislerin tek amacı vardı artık : Dalaran.Dalaran’a önce çok zayıf Demonik saldırılar başladı ancak Dalaran Yöneticileri tarafından örtbas edildi, halktan saklandı.Birçok Güçlü büyücü Demon’ların pekşinden onları ele geçirmeye gönderile ancak hepsi güçlü Burning Legion’a karşı güçsüz kalıyordu.

Birkaç ay sonra Batıl inançlı Köylüler, Dalaran Yöneticilerinin onlardan korkunç bir şey sakladığına inanmaya başladı.Etrafta Devrim dedikoduları dolaşmaya başladığında, Arathor halkı Büyücülerin gücünü sorgulamaya başlamıştı.Halkın isyan çıkarmasından korkan ve Strom’daki Kral’ın onlara karşı tavır almasından korkan Büyücüler, Sorunlarını her şeyin başlangıcını yaratan ırka açtılar : High Elfler...

Dalaran’daki Demonik aktivitenin varlığını duyan Elfler hemen en güçlü Büyücülerini İnsan topraklarına gönderdi.Dalaran’daki enerjiyi araştıran Elf Büyücüleri detaylı bir rapor hazırlayarak, içindeki Demonik aktiviteyi belirttiler.Raporun sonunda dünya üzerinde çok az demon olduğu ancak Legion’un hala çok büyük bir tehtit olduğunu belittiler.

Quel’Thalas’ı yöneten Silvermoon Meclisi, Dalaran’ın Büyücüleri ile gizli bir antlaşma yaptılar.Elfler Dalaran Büyücülerine eski Kalimdor ve Burning Legion’dan bahsettiler, eski savaşları anlattılar.İnsanlara büyü kullandıkları sürece Halklarını Legion’un ajanlarından korumak zorunda olduklarını söylediler.Dalaran Büyücüleri bunun üzerine Tek bir Ölümlü büyücüye her türlü gücü vererek Legion’a karşı olan bu gizli savaşta savaşçı olarak öne sürmek fikri ile geldiler.Böylece İnsan halkının korkması veya paranoyak bir şekilde birbirlerine saldırması önlenmiş olacaktı.Elfler bu fikri kabul ettiler ve gizli bir örgüt kurmayı kabul ettiler.Elfler her zaman bu Bekçinin ardında olacak ve onu kontrol edeceklerdi, böylece güçlenen bekçi Burning Legion Ajanlarına karşı dünyayı koruyacaktı.

Örgüt, toplantılarını gölgeli Tirisfal Glades’de yaptı.Burası aynı zamanda High Elflerin Lordaeron’da yerleştikleri ilk yerdi.Bu yüzden, Bu Örgütün adı Tirisfal Bekçileri oldu.Seçilen Ölümlü şampiyonlar Insan ve Elf Büyü gücünün tamamı ile donatılırdı.Aynı zaman diliminde sadece bir tane şampiyon olabilirdi, ve bu şampiyon tek eliyle Burning Legion’un her türlü ajanını yok edebilecek güçteydi.Bekçinin güçleri o kadar güçlüydü ki, sadece Trisfal Meclisi adı verilen Elf-İnsan ortak bir komisyonun gözetiminden geçmeden bir Bekçi seçilemezdi.Ne zaman bekçi yaşlanır, veya savaşta zayıf düşerse yerinde bir başkası getirilirdi. Nesiller geçtikçe, Bekçiler İnsanlığı görünmez Burning Legion tehtidinden korudular.Bu gizli savaşın ardında ise Gelişen bir İnsanlık İmparatorluğu ve gittikçe yayılan bir büyü çılgınlığı vardı.Bu arada her zaman bekçiler tetikte kalmışlardı…

Iron Forge / Cücelerin Uyanışı Warcraft I’den 2,500 yıl önce

Eski çağlarda, Titanların Azeroth’u bırakınca, çocukları olarak sayılan Earthenler dünyada kalıp dilediklerince dünyaya şekil vermeye devam ettiler.Earthenler yüzdeyde geçen olaylarla ilgisi pek olmayan hiçbir yüzey ırkını tanımayan bir varlıklar topluluğuydu.Her biri dünyayı şekillendirmek için bıkmadan usanmadan uğraşıyorlardı. Sonsuzluk Kuyusunun patlaması, her ırk gibi earthen’i de çok etkilemişti.Dünyanın duyduğu acının aynısını içlerinde hisseden Earthenler kendi kimliklerini bu çalkantılı dönemde kaybetmeye başlamışlar ve kendilerini Titanların yeraltında kalan dev şehirlerine kapatmışlardı.Bunların en çok bilineni Uldaman adı verilen şehirdir.Uldaman’ın yanında Uldum, Uludar gibi birçok eski Titan şehri bulunuyordu.Dünyanın altında bu ırk, sekiz bin yıl boyunca uyudu.

Kendilerinin neyin uyandırdığı bilinmesede, Uldaman’da olan Earthen’ler kendilerini kapattıkları şehirlerden dışarı çıkmak istediler.Earthen’lerin yüzeye ilk çıktıkları anda fark ettikleri, bu uyuma sürecinde çok değiştikleriydi.Kayalardan oluşan derileri yumuşamış ve düzgün bir hal almıştı, taşa ve toprağa olan güçleri ise yavaş yavaş yok olmaya başlamıştılar, ve en son olarak ise artık Ölümsüz olmadıklarını anladılar. Kendilerine Cüce demeye başlayan Irk, Uldaman’ın önündeki yerleşimlerinden ayrılıp dünya yüzeyinde dolaşmaya başladılar.Halen derin yerlere ve derinliklerdeki gizemleri araştırmaya meraklı olan Cüceler Dünyanın en büyük dağının bulunduğu yere bir krallık kurdular, ve kuruldukları toprağa Onları yaratan Titan Yaratıcısı Khaz’goroth’un şerefine Khaz Modan dediler yani Khaz’ın Dağı.Bu Titan’a duydukları sevgiden dolayı Dağın kalbine dev bir anıt diktilerev bir Demirci Ocağı kurdular ve bundan sonra etrafında gelişen şehre Ironforge dendi.

Cüceler, doğaları gereği değerli taşları biçimlendirmek ve değerli mineralleri bulmak için devamlı bir istek içinde çalıştılar.Ancak yer altına duydukları bu istek ve sevgi yüzünden yeryüzünde yaşayan komşularından hep isole yaşadılar.

Yedi Krallık: Warcraft I’den 1,200 Yıl Önce

Strom Arathor’un başkenti olarak bilinse de, Dalaran gibi birçok yeni şehir kurulmaya başladı.İlk olarak Gilneas, Alterac ve Kul Tiras adı verilen şehirler kuruldu.Hepsinin kendi düzenleri ve ticaret sistemi vardı ve hepsi de Strom’un altında birleşmekten yanaydı.

Trisfal Bekçilerin koruması ile yaşayan Dalaran halkı dünyaya büyüyü yaymaya devam etti.Dalaran Yöneticileri Kirin Tor mecilsini kurarak her türlü büyüyü, değerli eşyayı incelemeye koyuldular. Gilneas ve Alterac Strom’un en büyük savunucuları olular ve Dev Ordular kurarak Khaz Modan’ın Kuzeylerini keşfettiler.İşte bu zaman içerisinde Cüceler ve İnsanlar ilk defa birbirleri ile temas haline geçmiştir.Bundan sonra Ironforge’ye ilk İnsanlar ayak basmıştır. İnsanlar ve Cüceler birbirleri ile birçok sırrı paylaştılar ve birbirlerinin savaşa olan ilgililerini keşfettiler.

Kul Tiras, Lordaeron’un güneyinde büyük bir adanın üstüne kurulu bir şehirdi.Ekonomisi balıkçılık ve Gemicilik ile sağlıyordu bu yüzden zenginleşmiş bir şehirdi.Zaman geçtikten sonra Kul Tiras dev bir Gemi Filosu kurarak dünyayı araştırmaya koyuldu ve değişik yerlerden değişik mineraller ve eşyalar getirdiler. Zaman geçtikçe Strom’un Lordları kendi evlerini Kuzey Lordaeron’a taşıdılar.Eski Kral Thoradin’ın varisleri, Strom’un başkent olması konusunda ısrar etselerde Strom Lordları Kuzey’e aydınlanma ve yeni bir şehir kurma hayali ile yerleştiler.Dalaran’ın Kuzeyinde kurulan bu şehrin adı toprağın adını paylaşarak Lordaeron oldu.Lordaeron daha sonradan bir Kutsal Şehir halinde geldi, dinine bağlı olan çoğu insanın uğrak yeri haline geldi.

Arathi’nin varisleri, Strom’un terk edilişinden sonra Khaz Modan’ın Güney topraklarına indiler ve uzun yıllar süren bir yolculuktan sonra Azeroth olarak adlandırdıkları Kıtada Stormwind adlı Krallığı kurdular, ve sonunda dev bir İnsan Krallığı kurulmuş oldu.

Çok az savaşçı Strom’u koruma görevini üstlenmişti.Strom artık Krallığın başkenti değildi ve bundan sonra yeni bir millet oluşturmaya başladılar ve kendilerine Stromgarde dediler.Her İnsan şehri kendi içinde gelişmeye başlasa da, Arathor İmparatorluğu yavaş yavaş erimeye başlamıştı.Tüm şehirler birbirinden ayrılmaya ve Kral Thoradin’in birleşmiş insan imparatorluğu fikri sonsuza kadar yokolmuştu.

Aegwyn Ve Ejderha Avı:

Warcraft I’den 832 yıl önce Kurulan yedi krallık birbiri arasında rekabete ve sürtüşmelere başlayınca Bekçiler bu olayın kaos yaratacağından korkarak izlediler.Zaman içinde birçok Bekçi gelip geçmişti, ancak bu zamanlarda tek bir kişi Trisfal’in tüm büyülü gücünü kontrol etmekteydi, kendisini gölgenin dev savaşçısı sayan Aegwynn…Aegwynn bir İnsan Kız çocuğuydu, Örgütün çok zor sınavlarından başarı ile geçmişti ve Bekçilik görevini kazanmıştı.Aegwynn hemen avcılığa başlayarak birçok yaratığı yoketmiştir, ve Trisfal Meclisine kafa tutacak ve Erkek üstünlüğüne bile karşı savaşacak bir Bekçi olmuştur.Düşüncesine göre Trisfal Meclisini kuran İnsan ve Elflerin bu soruna köküne bir son getirmesi için hiçbir şey yapmamaktadır.Bu yüzden sabırsız bir şekilde devamlı bir tartışma havasında geçen toplanılara rağmen Aeggwynn çok güçlü olduğundan olayı hep Bekçi olarak kalmıştı.

Trisfal’deki gücü artmaya başlayan kız, en sonunda bir yerlerde fısıldanan bir dedikoduya aldanarak Soğuk Northrend Kıtasında yaratık avına çıktı.Kuzeye yolculuk yaparak Aegwynn tüm yaratıkları dağlara kadar kovaladı.Burada bulduğu Yaratıkların çok yaşlı bir ejderhayı avladılarıydı.Dev dragon ve yanındaki dragonlar bu yaratıklarla başa çıkabilmelerine rağmen Aegwynn savaşa katılarak Yaratıkları yok etmeyi başardı.Bunlar olduktan sonra dev bir Fırtına Northrend’in üstüne çoktü ve Gökyüzünde dev bir karanlığın içinden Sargeras – Burning Legion’un Efendisi - ortaya çıktı.Aegwynn’in önünde duran Sargeras genç bekçiye yakında Trisfal Meclisinin yıkılacağını ve dünyanın yakında kontrolüne geçeceğini söyledi.

Aegwynn, kendinin bir tanrı kadar kuvvetli olduğunu sanarak Sargeras’a büyülerini gönderdi, ve garip bir şekilde Sargeras’ın dış kabuğunu yok ettiğini görünce Sargeras’ın öldüğünü zannetti ve bedenini Eski Kalimdor çağlarından kalan bir Night Elf tapınağını sular altından yükselterek Sargeras’dan geriye kalanları buraya kitledi ve tekrar tapınağı kimsenin bulamayacağını zannettiği derin sulara gömdü.Ancak Aegwynn Sargeras’ın ne planladığını asla bilemeyecekti.Sargeras taklit ölümünden sonra Aegwynn’in zayıf ruhunun içine girerek burada gizlendi.Uzun yıllar da bu bedenin içinde gizlenerek planını uygulamak için zaman kolladı.

Üç Çekiç Savaşı: Warcaft I’den 230 yıl önce

Ironforge cüceleri uzun yüzyıllar boyunca barış içinde yaşadılar.Ancak daha sonra sayıları çok artınca Dev Şehirlerde yaşayamamaya başladılar.Büyük Kral, Modimus Anvilmar’dan sonra Cüceler 3 ayrı Fraksiyona ayrılmaya başladılar.

Madoran Bronzebeard tarafından yönetilen Bronzebeard Klanı, Ironforge’nin koruyucuları oldular.Khardros Wildhammer tarafındna yönetilen Wildhammer Klanı şehrin kontrolunu ele geçirmek için çalışmaya başlaılar.Dağın en altında Büyücü Thaurissan tarafından yönetilen Dark Iron Cüceleri de diğer iki ırktan kopmaya başladı.ar Bu 3 fraksiyon ilk başlarda barış içinde yaşasalarda, halen seçilemeyen kral yüzünden Ironforge’nin yönetimini kim alacak sorusu halen kafalarda bir soru işareti oluşturmaktaydı.Bu yüzden savaşa giren 3 fraksiyon uzun süre yerin altında kanlı savaşlar yaptılar.Sonunda En güçlü ordulara sahip olan Bronzebeard Klanı Dark Iron ve Wildhammer Klanlarını dağın derinliklerinden attılar.

Khardros ve Wildhammer savaşçıları Kuzeye yolculuk ederek kendi krallıkları olan Grim Batol’u kurdular ve burada kendi hazinelerini oluşturdular.Thaurissian ve Dark Ironlar bunu yapmadılar, küçük düşmekten ve yenilmekten hiç hoşlanmayan Dark Ironlar Çok güzel bir yer olan Redridge Dağlarında yeni bir Şehir kurdular.Çok zengin oldular ve diğer klanlarla başa baş yarışmaya başladılar.Ancak daha sonra Thaurissan ve Büyücü karısı Modgud Ironforge ve Grim Bartol’a iki ordu göndererek savaş başlattılar.Dark Iron’lar Khaz Modan’ı kendi toprakları yapmak istiyordu.

Dark Iron orduları her iki şehirde savaşa başladı.Ancak Marodan’ın orduları hemen Dark Iron ordularını yenilgiye uğrattı ve Tharissian kaçmaya zorlandı.Grim Bartol’da ise Modgud’un orduları ise yeni yeni çarpışmaya başlamıştı.

Ancak Modgud çok güçlüydü çoğu savaşçıyı kendi öldürdü ve şehre kuşatmaya başlaı.Ancak Khardros’la savaşırken hayatını kaybeden Modgud yüzünden tüm savaşçılar kaçtılar ve Ironforge’nin yardımı ile karşılaştılar.Dark Iron Ordusunun hepsi orada yok edildi.

Birleşen Ironforge ve Grim Batol orduları güneye dönerek Thaurissan ve Dark Iron’ları yok etmek adına yola çıktılar.Çok uzaklaşmadan Tharurissan’ın öfkesi dev bir büyü ile açığa çıktı.Dev bir Doğaüstü varlık çağırmaya çalışan Thaurissan, zafer elde etmeye çalışıyoru, ve dünyanın altından dev bir gücü ortaya çıkardı.Ancak bu onun kıyameti olacaktı.

Elemental Lordu, Ragnaros Thaurisssan’ın çağrısı ile serbest kalmıştı ve tekrar bir bünyeye kavuşan Ragnaros Redridge Mountain’de dev bir yıkıma yok açtı.Dev Volkana dönüşen Dark Iron Şehri olan Dağ yandı, ve dağlar yükselerek Searing Gorge ve Burning Steppes alanlarını yarattı.Thaurissan bu sırada öldürüldü ve Ragnaros yeni yaratıklarını çağırarak tekrar güçlenmeye başladı.O gündur Ragnaros Dev Volkanın içinde planlar kurmakla uğraşmaktadır.

Dev patlama ve oluşumları gören Cüce kralları ordularını geri çekerek olanları görmemeyi tercih ettiler. Bronzebeard klanı Ironforge’lerini tekrar kurdular.Wildhammer’ler ise Grom Bartol’a döndüler ancak Dev Savaşta çok zarar gören Grim Bartol’u terk etmeye karar verdiler.Çok üzülmüşlerdi, Kral onlara Ironforge’ye dönmeye ikna etmeye çalıştı ancak kabul edilmedi bu yüzden Khardros Hinterlands’e giderek Aerie Peak’da yeni bir şehir kurdu.

Hala Ironforge Cüceleri ile bağlarını koparmak istemeyen Wildhammer Clanı, İki Kıta arasında dev bir Köprü yaparak adını Thandol Span koydu.Bu ticaret dolayısı ile iki Krallıkta çok gelişti.Daha sonra Madoran ve Khardros atalarının şerefıne iki dev heykeli güney topraklarında kurdu.Bu iki Heykeli Dark Iron’lara savaşırsanız kaybedersiniz der gibi burada duruyorlar(Editörün notu:Bu Heykeller Searing Gorge’ye giden geçite yakındır.) İki krallık birbirlerine sıkıca bağlandılar.Ancak Grim Bartol’da yaşadıklarından sonra Wildhammer’ler yer altında yaşamak yerinde yer üstünde normal bir şehir kurmayu tercih ettiler.Ironforgedekiler bunu hiç yadırgamadılar.

Son Bekçi :

Warcraft I’den 45 yıl önce Bekçi Aegwynn çok gelişti ve güçlendi.Trisfal’deki enerjileri onun yaşamını da uzattı.Aptalca Sargeras’ı öldürdüğü düşünden Aegwynn dünyayı Yaratıklardan korumaya devam etti.Bu tam 9 yüzyıl sürmüştü, ve sonunda Trisfal Bekçileri Aegwynn’in yerine başka birisinin gelmesinin vaktinin geldiğini düşündüler.Meclis Aegwynn’in Dalaran’a dönmesini emretti, böylece kendilerine yeni bir bekçi bulabileceklerdi.Ancak Aegwynn, Mecilse güvenmeyerek kendi soyundan birinin bekçi olması için düşünmeye başladı.

Aegwyn bir erkek çocuğu doğurmak ve ona tüm gücünü vermek istedi.Bunu Meclis’ten gizli yapmak için Azeroth’un Güneyinde Aegwynn mükemmel bir erkek buldu:Çok güçlü bir İnsan Büyücüsü olan Nielas Aran.Aran Azeroth’un Kralının baş danışmanıydu ve çok güçlü bir büyücüydı.Aegwyn Aran’ı baştan çıkararak bir çocuk yapmaya ikna etti.Aran bu güçlerin cocukta da olacağını biliyordu, bilmediği şey ise Aegwnn’in bir yaşa gelmeden ona Trisfal’in tüm gücünü cocukta açığa çıkacağıydı.

Zaman geçti, ve Aegwynn’in bir oğlu oldu.Adı Aegwynn tarafından Medivh koyuldu.Anlamı Gizemlerin Bekçisiydı.Aegwynn oğlunun gelecekte yeni Bekçi olacağına inaniyordu ancak gizlenen Sargeras’ın ruhu cocuğa geçmişti ve Aegwynn’den ayrılmıştı.Aegwynn’in aklına asla dünyanın en yeni bekçi adayının çoktan evrenin en kötü tanrısının etkisi altında olduğu gelmemişti.

Aegwynn cocuğunun sağlıklı olduğunu görünce Medivh’i Stormwind’de babasına bırakarak gizemli topraklarda kayıplara karıştı.Medivh gülcü bir çocuk olarak büyüdü.

Sargeras cocuk büyürken, genç cocuğun güçlerinin nasıl geliştiğini gördü.Medivh 12 yaşına geldiğinde Azeroth’da tanınan bir çocuk haline gelmişti.Çok güçlü bir büyücü olacağı kesindi.Burada en iyi iki dostu vardı: llane, Azeroth’un Prensi ve Anduin Lothar , Arathi Soyunun son varislerinden biri.Üç cocuk krallıkta çok sevilirdi. Medivh 14 yaşına geldiğinde içindeki büyü gücü bir anda korkunç bir gelişim gösterdı ve Sargeras’ın ruhu ile çarpıştı.Uzun yıllar boyunca Medivh bir depresyon sürecine girdi, aslında gücler bir çocuğun kaldıramayacağı kadar çoktu.Daha sonra bu süreç geçtiğinde artık bir yetişkin haline geldiğini gördü ve Llane ve Anduin’in Azeroth’un yeni yöneticileri olduğunu gördü.Kendi içinde güçlerini kullanmakla ilgili çok büyük bir istek gören Medivh, Sargeras’ın ona kurduğu tuzaklardan habersiz yaşamına devam etti.

Sargeras yavaş yavaş Medivh’in kararan yüreğine bir şeyler fısıldamaya başlamaya hazırlanıyordu.Yakında İkinci Saldırı başlayacaktı ve bunu Dünyanın son bekçisi sağlayacaktı…

Dranenor Kıyameti:

Medivh’nin doğumundan kısa bir süre önce, Kil’jaeden the Deciever oturdu ve evrene baktı.Lanetli Demonlord Sargeras için Azeroth’a yapılacak ikinci saldırı için bir plan yapmaktaydı.Bu sefer Sargeras hata kabul etmeyecekt,.Kil’jaeden yeni bir güç aramaya başladı, böylece Azeroth’un Savunmalarını daha Legion’un kendisi Azeroth’a ayak basmadan yok edeceklerdi ve Azeroth’un kontrolü Legion’un eline çok kolay gececekti.

Bu sırada Kil’jaeden Draenor adı verilen bir gezegen gördü.Çimenlik oldukça güzel bir gezegen olan Draenor, şamanistik, klan yönetimi ile yaşayan Orcları ve barışçık Draeneileri gördü.Şerefli ve Soyul Orc klanları dünya üzerinde avlanıyor ve düzen içerisinde yaşarken, Draenei ise dev şehirler kurmaktaydı.Kil’jaeden Dreanor’un sakinlerinin Burning Legion’un yeni güçleri olabileceğini düşündü.

İki Irktan, Kil’jaeden savaşçı orkların Legion’un bozulmuşluğuna çok kolay aldanıcağını gördü.Hemen Yaşlı Orc Şamanı, Ner’zhul’a tıpkı Azshara’ya Sargeras’ın yaptığı gibi reddedemeyeceği şeyleri vaad etti.Şamanı kullanarak Orc Klanları arası savaşları başlattı, ve Orcların kana susamış savaşçılara dönmesi çok uzun sürmedi.Kil’jaeden daha sonra Ner’zhul’un ve Halkının kendilerini sonsuza kadar savaşa ve ölüme adamalarını istedi.Ancak Yaşlı Şaman, halkının durumundan hiç memnun olmayınca bir şekilde Kil’jaeden’in emrilerine karşı geldi.

Ner’zhul’un direncini kıramayan Kil’jaeden kendine başka bir orc aramaya başladı ve kendine mükemmel bir aday buldu: Ner’zhul’un hırslı öğrencisi Gul’dan.Kil’jaeden aynı şekilde vaadlerde bulundu Gul’dan’a ve buna hemen kanan Gul’dan gücün karşılığında sadık bir uşak olacağına yemin etti.Genç orc bu güçle evrenin görebileceği en güçlü Warlock’lardan biri oldu.Başka orc’lara bu güçleri anlatarak eski geleneksel şamanistik güçleri silmeye başladı.

Kil’jaeden orcların gittikçe zayıfladığını gördü ve Gölge Meclisini Gul’dan’a kurdu.Bu gizli Mecils tüm clan’lari birleştirmek ve Warlock güçlerini yaymak için çalışmaya başladı.Warlock gücü kullanan Orclar yüzünden Dreanor kendi içinde yokolmaya başladı, topraklar karardı ve çimenlikler kurudu.Zamanla Orc’ların Ev dedikleri dünya kırmızı, verimsiz topraklı bir yere dönüştü.Yaratık enerjileri yavaş yavaş dünyayı yok etmekteydi.

Horde’nin Yükselişi

Orc’lar Gul’dan’ın konrolünde gittikçe vahşi yaratıklara dönüştü.Dev Arenalar kurarak savaşçıları savaştırarak orc’ları savaşa, kana , ölüme karşı kayıtsız yaptılar.Bu arada çok az Klan Lideri, bu bozulumu fark etti.Bunların önde geleni Durotan’dı.Durotan Frostwolf Klan’ının lideri, Orcların bu bozuluma bir dur demesi gerektiğini söyledi.Ancak onu kimse dinlemedi.Hatta Çok güçlü Liderlerden Grom Hellscream bile. Kil’jaeden Orc Klanlarının hazır olduğunu biliyordu ancak onların sonsuz itaatlarından emin olmak istediği için gizli bir şekilde Gölge Meclisin Mannoroth the Destructor’u çağırmasını sağladı.Gul’dan Liderleri toplayarak Mannorth’un kanından içmenin onları neredeyse yenilmez yapacağını söyledi.Grom Hellscream Liderliğin tarafından sadece Durotan dışında herkes bu kandan içerek Burning Legion’un kölesi oldu. Bu lanetli kandan içen orclar çok vahşi oldular.Gul’dan tüm Clanları toplayarak tek bir Guruh yani Horde’yi kurdu.Ancak Güçlü Orc Kumandanları Grom Hellscream ve Orgrim Doomhammer yerine Gul’dan bir kukla Komutan seçerek Horde’yi yönetmesini emretti:Blackhand The Destroyer.Horde daha sonra gücünü ilk kez Draenei’ler üzerinde denedi.

Aylar içinde, Horde neredeyse tüm yaşayan Draenei’leri öldürdü.Sadece saklananların çok azı kurtulabilidi. Bu Zaferle tatmin olaran Gul’dan, eğer savaşacak birileri olmazsa Orclar arasında bir iç savaş çıkabileceğinin farktındaydı.

Orclar kısa bir süre içerisinde Legion’un en güçlü silahı oldu.Ve Kil’jaeden Sargeras’dan saldırı için emir vermesi için beklemeye başladı.

Kara Kapı Ve Stormwind İşgali:

Warcraft I Orclar ve İnsanlar

Kil’jaeden Azeroth’un İşgali için Horde’yi hazırlarken, Medivh’de ruhu için Sargeras’la savaşmaya başlamıştı.Stromwind’in en güçlüsü Kral Llane, arkadaşının içinde tuttuğu büyüyen karanlığı fark etmiş ve onun için endişelenmeye başlamıştı.Llane bu endişelerini Anduin Lothar’a açtığında o bile Medivh’e ne olduğunu tam olarak açıklayamamıştı.

Azeroth’a Horde’yi sürmek için son teşvik Sargeras’ın kendisinden geldi.Sargeras Gul’dan’a sonsuz güç vaad etti.Ona Bin Yıl önce Denizlerin altında Bekçi Aegwynn’in Kendinden kalan bazı güçlü eşyaların onu Yaşayan bir Tanrı yapacağını söyledi.Gul’dan kabul etti ve Azeroth’daki düşmanlarının yenildikten sonra onu alacağını söyledi.Her şeyin planlandığından iyi gittiğini gören Sargeras, saldırıların başlatılması emrini verdi.

Medivh bu arada delirme noktasında kendini kaybetmek üzereydi.Karazghan’dan çıkan Medivh Sargeras’ın yönendirilmesi ile Azeroth’un Güneydoğusuna gittiğinde Orc Warlocklarla karşılaştı.Warlock’lar ve Medivh’in beraber çabaları ile Kara Kapı açılmış oldu.Kara kapı Azeroth ve Draenor arasınında bir geçit görevi görmekteydi ve Dev Orduların içinden geçebilmesini sağlayacak kadar da büyüktü.Gul’dan önden Öncü Keşif birlikleri göndererek Düşmanları hakkında bilgi sahibi oldu.

Durotan, halen Gul’dan’ın bozulmuşluğuna inanıyordu ve bu yüzden bir kez daha Warlock’larla konuşmaya gitti.Cesur Savaşçı Warlockların Orcların ruhlarını bozduklarını ve bu Saldırının onlar için bir kıyamet olacağını söyledi.Gul’dan böylesine popüler bir kahramanı öldürmenin çok riskli olduğunu bildiğinden onu ve Klanını Azeroth’un uzak köşelerine sürgün etti.

Frostwolfların sürgününden sonra, portaldan çok az Orc Klanı geçti.Bu orklar daha sonra Black Morass adı bataklık alanda üslerini kurdular.Orclar bu geldikleri dünyayı keşfetmeye başkayarak, heme Stormwind’in Koruyucuları ile çatışmaya girdiler.Bu Koruyucular her ne kadar Orclar için zayıf düşmanlarsa, bir o kadar çok ve zekiydiler.Llane ve Lothar asla Dünyaya ayak basan Orc sayısından tam bir rakam edinemediler ve bunun ne kadar güçlü olduğunu anlayamadılar.Kısa bir süre sonra Orclardan oluşan Horde’nin büyük bir bölümü, Azeroth topraklarına geldiler ve Gul’dan bu andan itibaren ana saldırısını İnsanlar üzerine yapmayı istedi, ve gizlice Horde, Stormwind’e dev bir saldırı düzenledi.

Azeroth’d Horde ve İnsanlar arasındaki savaşta her iki tarafta da iç sorunlar baş gösterdi.Kral Llane, Orcların yenileceğine inandığu için Stormwind’de savaşmaya devam ederken, Sir Lortan ise savaşın sadece saldırmakla kazanılabileceğini düşünüyordu.Bu yüzden Krala olan bağlılığı ile kendi içgüdüleri arasında çatışmaya başladı.Daha sonra Kendi içgüdülerine dayanarak, Lothar Medivh’ın Kule Kalesi Karazhan’a girip, Medivh’in Yardımcısının da yardımı ile Medivh’in delirmiş halini yok ettiler.Medivh’ın bedeni yok edilince, Sargeras Twisting Nether’e geri dönmek zorunda kaldı, ve Medivh’ın ruhu da dünya üzerinde serbestce yıllarca dolaştı.

Medivh yokedildikten sonra, Horde halen tüm güçleri ile Stormwind’in savunmalarını yok etmeye devam etti.Horde’nin Zaferi kesinlik kazanmaya başlayınca, Orgrim Doomhammer, Orcların arasındaki en büyük Şeflerden biri, Dreanor’dan buraya gelinmesinin ve ne kadar bozulduklarının farkına vardı.Durotan, sürgünden kaçarak onun yanına gelmiş, ve ona Gui’dan’ın planlarından bahsetmiştir, ancak bu yaptığını Gul’dan’ın katillerinin onu öldürmesi ile sonuçlanmıştır.Durotan’ın ölümü ile birlikte yanında taşıdığı tek oğlunu da kaybederek, Aedelas Blackmoore adlı bir İnsan Efendisinin altında köle olarak alınmasına yol açmıştır.

Bu zayıf Orc, bir gün Orcların gördüğü en büyük lider olacaktı.

Durotan’ın ölümü ile, Orgrim, Horde’nin Demonik Bozulmuşluğunu görerek, yandaşları ile birlikle Gul’dan’ın Kuklası Kumandan Blackhand’ı öldürdü.Orgrim’in kararlı ve iyi Liderliğinde Horde’ler Stormwind’in önlerinde şehri kuşattılar.Kral Llane, Horde’yi küçümsemesinin sonuçunu görüyordu, Krallığı yeşil derili vahşi yaratıklar tarafından ele geçirilmişti.Kaçınılmaz olarak Kral Llane, Garona adlı bir Yarı-Orc Katil tarafından suikast’e kurban gitti.

Lothar ve Savaçıları, Karazhan’dan geri dönerken, insan topraklarındaki yok oluşu gördükler ve her şeyin çok geç olduğunu anladılar.Orc Horde’si bütün insan topraklarını ele geçirmişti.Gizlenen Lothar, İnsan topraklarını geri kazanmak için yemin etti.Ve bunun için olabilecek her türlü yola başvuracaktı.

Lorderon’un Alliancesi : Warcraft II Karanlığın Hikayeleri

Lothar, Azeroth’un dağılmış İnsan orduları ile birlikte toplayarak, Kuzeye, Lordaeron’a doğru dev bir göç yaptılar.Horde’nin İnsanlığı istediği gibi yeneceğini bilen İnsanlar, Yedi İnsan Lideri ile birlikte birleşerek, İnsanların Alliancesini kurdular.Neredeyse 3000 yıl boyunca, Birbirinden ayrı olan bu Irk, tekrar bir bayrak altında birleşti.Alliance’nin Büyük Komutanı seçilen Lord Lothar ordularını Gelecek Horde’ye karşı hazırlamaya başladı.

Uther the Lightbringer, Admiral Daelin Proudmoore ve Turalyon’un yardımları ile Lothar diğer İnsan’a benzeyen ırkları da Alliance’nin tarafına geçirdi.Bunlar Ironforge Cüceleri ve Quel’Thalas’ın High Elfleri idi.Elf’ler gelen tehditde karşı ilgisizlerdi, ancak Lothar’ın Arathi Kanından geldiği Atalarının binlerce yıl önce yardımlarını esirgemediklerinin farkındaydılar ve bu yüzden Savaşmaya karar verdiler.

Savaş Şefi, Doomhammer tarafından yönetilen Horde, Dreanor’dan Orge’leri ve Amani Forest’den Trolleri toplaryarak Alliance’ye cevap verdi.Büyük bir Saldırı ile ilk olarak Khaz Modan ve Ironforge’ye saldıran Horde başarısız oldu.

Bu nedenle İkinci Savaşın başında, Horde dünyanın dört bir yanına adamlarını göndererek Demon Soul adlı Taşı bularak, bunu eski Ejderha Kraliçesi Alexstrasza’yı bulunduğu yerden çıkarttılar.Onun Değerli Yumurtalarını yoketmekle Tehtit eden Horde, Alexstrasza’nın Çocuklarını savaşa göndermesini istedi.Gururlu ve Onurlu Kırmızı Ejderler bu emre uymak zorunda kaldı ve Horde için savaştılar.

İkinci Savaş Khaz Modan’dan başlarak Lordaeron ve Azeroth’un her tarafında devam etti.Kuzey Savaşlarında Horde, Quel’Thalas’ın Sınırlarını yok ederek High Elf’lerin yardımlarının asla yerine ulaşamamasını sağladı.Böylece Alliance en büyük güçlerinden mahrum kalarak geri çekilmeye başladı.Bu Yardımların gelmemesine rağmen Lothar ve Ordusu Düşmanları durdurmayı başarıyordu.

Ne yazık ki, İkinci Savaşın son günlerinde Alliance’nin yenilgisi neredeyse kesinleşmişken Dünya üzerindeki en Güçlü iki Orc arasındaki bir anlaşmazlık dünyanın kaderini değiştirdi.Lordareon’un Başkentine Kuşatma yapan Doomhammer, Alliance’nin son Savaşan Ordusunu yok etmek için plan yaparken, Gul’dan ise Kuşatmadan ayrılıp yanında Tüm Horde’nin yarısını götürerek, Doomhammer’i yalnız bıraktı.Gul’dan bundan sonra Denize açıkarak kayboldu.Böylece Horde kazanabileceği en büyük şansı kaybetti.

Güç için aç olan Gul’dan, Tanrı olmak için Kil’jaeden’in ona vaad ettiği yere giderek, umutsuzca denizin dibinde Sargeras’ın Tapınağını aradı.Kendi Irkdaşlarını yalnız bırakan Gul’dan Orcların ne yaptığını bile düşünmüyordu.Arkasında Stormreaver ve Twilight’s Hammer Klanları olan Gul’dan, Sargeras’ın Tapınağını Lordaeron’un Kuzey-Batısındaki Açık Denizlerde buldu.Dev bir ayinle Aegwynn’in denize gömdüğü Tapınağı tekrar su yüzüne çıkardı.Ancak Tapınağa girdiğinde tek bulduğu Delirmiş Yaratıklar oldu.

Bu İhanetten sonra Doomhammer, Tüm Güçlerini Gul’dan’ı yok etmek için peşinden gönderdi.Bunun yanında Gul’dan ise çoktan Tapınakta parçalanmıştı.Burada Orclar arasında dev bir savaş yaşandı.Bu İhanet’in bedeli ödenmişti, ancak Horde çok yara almıştı.Bu da Alliance’ye sadece umut değil, tekrar gruplanıp saldırıya geçme şansı vermişti.

Lord Lothar, Horde’nin kendi içindeki savaşını bildiğinden Tüm Güçleri ile Doomhammer’i Güneye doğru sürdü.Burada Alliance Kaçan Horde’yi Volkanın içinde bulunan dev Blackrock Spire’de yakaladı.Lothar buradaki savaşta ölünce, Yardımcısı olan Turalyon başa geçerek, Horde’yi Swamp of Sorrows’a kadar sürdü.Bundan sonra Turalyon Dark Portal’ın içindeki büyüsel gücü yok etti ve Orc’ların Draenor’a geri dönmesinin engelledi.Orc’lar yardımsız Alliance güçlerine karşı koyamadı ve dağıldılar.

Dağılmış orclar kendilerine kamplar kurdular. Horde’un yenildiği kesin olmasına rağmen Arch Mage Khadgar,Nethergarde’nin yapımını başlattı.Amacı Dark Portal’i gözlemekti,başka saldırı olmasını istemiyordu..

Dağılmış Orc Klan’ları etrafa dağılarak güvenli yerlere saklandılar.Horde’nin asla güçlenemeyeceğinden emin olan Alliance, daha sonra Bir Zaman’lar Medivh’in yardımcısı olan Khadgar’ın emri ile Dark Portal’ın yakınlarına Nethergarde Şatosunu kurdu.Böylece Dreanor’dan gelecek saldırılara karşı bir güç oluşturulmuş oldu.

Dreanor’a Alliance Saldırısı: Warcraft IIX Dark Portal’ ın Ötesi:

İkinci savaşın üzerinden yıllar geçip, Alliance Yaralarını kapattıktan sonra, Orcların Tehtidini sonsuza kadar yok etmek için agresif hareketler yaptı.Dev Esir Kamplarında kalan Orcları bizzat Paladinler ve Tecrübeli Askerler tarafından bekçilik yapılıyordu.Burada Durnholde başta olmak üzere birçok kale’de Esir Orcların bir daha bir tehtid olmaması için uğraşılıyordu.

Ancak Cehennemi andıran dünya Dreanor’da yeni bir Orc Ordusu hazırlanıyordu.Ner’zhul, eski Gul’dan’ın Lideri olan Shaman, yeni bir ordu kurarak Azeroth’a girmeye çalışıyordu.Shadowmoon Klanı tarafından yardım gören Ner’zhul Draenor’da birçok Kapı kurarak Horde’yi bambaşka dünyalara götürmek için çalışıyordu.Ancak, Ner’zhul’a Azeroth’dan çok değerli birkaç büyülü eşya gerekiyordu.Bunun için Ner’zhul tekrar Dark Portal’ı açarak Orc’ları tekrar Azeroth’a gönderdi.

Yeni Horde, Grom Hellscream ve Kilrogg Deadeye tarafından yönetiliordu ve Alliance’nin Savunmalarını şaşırtarak tekrar Alliance’ye salıdırmaya başladılar.Ner’zhul’un zeki komutası altında hemen orc’lar istedikleri eşyaları bulup Draenor’a döndü.

Lordaeron’un Kralı Terenas, Orcların yeni bir Saldırı düşündüğünü sanarak ordularını tekrar hazırlattı.Kumandan Turalyon ve Büyücü Khadgar’la birlikte Dark Portal’a giden Ordu Dreanor’a girerek Ner’zhul’un Klanları ile Hellfire Yarımadası adlı bölgede savaştı ancak Alliance ordusu Ner’zhul’un diğer dünyalara açtığı kapıları kapatamadılar.

Ner’zhul Portalları açması ile birlikte olacak korkunç şeyleri görememişti.Bu kapıların açılması ile bedel olarak Draenor’un yapısı bozuldu ve doğa ortadan kalktı.Turalyon’un ordusu Azeroth’a kaçarken, Draenor’da dev patlamalar oldu.Grom Hellscream ve Kilrogg Deadeye, Ner’zhul’un planlarının tüm ırkı yok edeceğini anlayınca, Klanlarını Azeroth’a sürdüler.

Draenor’da ise, Turalyon ve Khadgar son bir fedakarlık yaparak Kendi taraflarından Dark Portal’ı kapatmaya çalıştılar.Bu onların canına mal olsa da kendileri, Azeroth’un asla bir daha Draenor’dan gelen bir tehtidle karşılaşmaması onlar için yeterli bir neden oluşturmaktaydı.Ancak Hellscream ve Deadeye, insan ordularını bir şekilde yararak Azeroth’a ulaşmayı başardı ve Dark Portal, Dreanor tarafında patlayarak yok oldu.

Ner’zhul ve kendi Shadowmoon Klanı, yeni kurulmuş bir portaldan geçerek, Draenor’dan ayrıldılar.Volkanik Patlamalarla dolan Draenorda lavlardan denizler yükseldi, ve en sonunda dev bir patlama ile Draenor sessizliğe gömüldü.

Lich King ‘in Doğumu:

Ner’zhul ve takipçileri Twisting Nether’e girdiler.Ancak Kil’jaeden ve onun İblisleri orada onları bekliyorlardı.Kil’jaeden, Ner’zhul’dan bu başkaldırışın intikamı olarak yaşlı şamanın vucudunu parça parça yok etti.Ancak Ruhunu tutarak onun acı içinde kıvranmasını sağladı.Ner’zhul artık dayanamayacak durumdaydı ve İblisin onu öldürmesini istedi ancak, Kil’jaeden eski Kan Antlaşmasını göstererek halen ona itaat etmek zorunda olduğunu söyledi.

Orclar Azeroth’un Özgür Irklarını yenememişti.Bu yüzden Kil’jaeden yeni bir ordu kurmak istedi.Bu ordu, Orc’lar gibi birbirlerine düşemeyecek kadar akılsız ve mantıksız olmalıydı.Bu sefer bir aptalın yüzünden tüm planları suya düşmemeliydi.Bu sefer Sargeras yenilgi kabul etmezdi.

Ner’zhul’un şerefli askerleri İblisin gücü ile donatıldılar ve bunların her birinin vucutları elinden alınarak eski bir ırk olan Lichlerin iskeletlerinde yeniden doğdular.Böylece Ölüm Ordusu oluşmuş olmuştu.Bundan sonra Ölümde bile Kil’jaeden’e hizmet edecek bir ordu vardı artık.Kendisini bir Donmuş Kaksın içine hapsedilmiş bulan Ner’zhul’un gücü binlerce kat arttı.Eski Irkın halen güçlü iskeletleri arasında İblislerin kaotik güçlerine sahip olan Ner’zhul artık yokedilemeyecek bir güç olmuştu.Bu noktadan sonra, Ner’zhul adı ile bilinen orc sonsuza kadar gitmişti.

Lich King Doğmuştu.

Zamanı geldiğinde,Kil’jaedan Lich King’i de yaratmasının nedeni olan görevi açıkladı.. Ner’zhul Azeroth’a veba yayacaktı.Böylelikle insan ırkı tamamen ortadan kalkacaktı. Vebadan ölen herkes Undead olarak tekrar dirilecek ve ruhları Ner’zhul’a bağlı kalacaktı.. Kil’jaedan başardığı takdirde Ner’zhul’a üzerindeki laneti kaldırmayı ve sağlıklı bir vücut vermeyi vaad etmişti.

Nerz’hul görevini yapmak için hazır olsa da Kil’jaedan tedbiri elinden bırakmayacaktı. Aynı zamanda Lich King’i de gözetimi altında tutmaktaydıBu noktada Kil’jaedan elit iblis gardiyanını Ner’zhul’un görevini tamamlasını sağlaması için çağırdı. Tichondrius, dreadlordların en güçlüsü; veba’nın şiddetine ve Lich King’in durdurulamaz kıyım gücüne hayran kalmıştı.

Ice Crown Ve Frozen Throne:

Kil’jaeden Ner’zhul’un buzdan kristalini Azeroth’a geri yolladı.Kristal gece göğünü yarıp Northrend’e düştü. Donmuş kristalin içinde Ner’zhul’un ruhu yatmaktaydı.

Frozen Throne’un sınırlarını aşan gücüyle Ner’zhul Northrend’deki canlılara kendini hissettirmeye başladı.. Küçük bir eforla Buz Trolleri ve Wendigoları kendi karanlığına çekti. Psijik güçleri neredeyse sınırsızdı;ve bu gücünü küçük bir ordu kurmakta kullandı. Lich King kendi güçlerinde uzmanlaşırken Dragonblight’da insan yerleşimi buldu. Ve gücünü insanlar üzerinde denemeye karar verdi.

Ner’zhul veba yaymaya başladı. Kontrolündeki vebayı insan kasabasının üstüne saldı. Üç gün içinde herkes ölmüştü,ölen herkes zombi olarak tekrar canlanıyordu. Ner’zhul onların ruhunu kendi içinde hissedebiliyordu. Ölen insanların gücü Ner’zhul’a daha da güç vermekteydi. Zombileri kontrol etmek onun için çocuk oyuncağıydı.

Aylarca Northrend’deki tüm insanlara vebayı yaydı.. Undead ordusu geliştikçe,gerçek test’in yaklaştığını hissedebiliyordu.

Grim Batol Savaşı:

Bu sırada güneyde dağılmış Horde’lar soylarını devam ettirebilmek için savaşmaktaydı.. Grom Hellscream ve Warsong klanı çatışma kazansa da,Deadeye ve Bleeding Horrow’ları Lordaeron güçleri tarafından kuşatılmıştı.

Bu sırada,Alliance tarafından bilinmeyen,büyük bir orc birliği Khaz Modan’ın kuzeyinde konuşlanmıştı.. Dragonmaw klanı,Nekros’un öncülüğündeydi.Ejder Kraliçesi,Alexstrasza’yı kontrol etmek için Demon Soul kullanıyorlardı.. Ejder Kraliçesinin desteğiyle Nekros Grim Batol’un –bazıları için lanetlenmiş- kalesi Wildhammer’da gizli bir ordu kurdu. Kızıl Ejderlerini ve ordusunu Alliance’ın üzerine yollamayı düşünen Nekros,Azeroth’u işgalinin devamını planlamaktaydı.Planları gerçekleşmedi çünkü Rhonin adlı bir büyücü önderliğindeki küçük bir direnişçi grup Demon Soul’u yok etmeyi başardı.Böylelikle Ejder Kraliçesi serbest kaldı.

Serbest kalan Alexstrasza’nın ejderhalar Grim Batol’a ve Dragonmaw klanına saldırdılar. Nekros ve klanı Alliance güçlerinin de gelmesiyle ağır bir yenilgiyle karşılaştı.

Orclardaki Bitkinlik:

Aylar geçtikçe daha çok orc hapsedildi. Sayı arttıkça Alliance yeni kamplar kurmak zorunda kaldı.. Masrafları karşılayabilmek için Kral Terenas yeni bir vergiyi Alliance ülkelerine zorunlu hale getirdi. Sinirler gerginken gelen bu vergi,Alliance’ı rahatsız etti.. En karanlık zamanlarda insanlar ve müttefikleri ayrılmanın eşiğine gelmişlerdi.

Zaman geçtikçe Orcların kamptan kaçma girişimleri ya da kendi aralarındaki kavgaları büyük ölçüde azalmıştı. Orclar zaman geçtikçe çok daha sakinleşiyordu. İnanması zordu ama Azeroth’daki en hırçın ırk,artık içindeki savaşma arzusunu kaybetmişti. Bu durgunluk Alliance liderlerini yüreklendiriyordu.

Kimileri bunun bir hastalık olduğunu düşünüyordu. Ama Dalaranlı Arch Mage Antonidas başka bir hipotez ortaya koydu.. Orc tarihini araştıran Antonidas,onların nesillerce iblis güçlerinin etkisi altında kaldığını öğrendi. Azeroth’a ilk saldırıdan önce de bu güçlerin etkisi altında olduklarını öne sürdü. İblislerin Orcları agresifleştirdiği açıktı.

Antonidas’ın teorisi,orclardaki bu durgunluğun hastalıktan çok iblisvari güçlerin etksinin azalmasından kaynaklandığı yönündeydi.Olay açık olmasına rağmen Antonidas bu durumu düzeltecek bir şey bulamadı. Birçok büyücü ve Alliance lideri orcları tedavi etmenin riskli olabileceği konusunda hem fikirdi.. Orcları bu durumlarıyla yalnız bıraktılar.

Yeni Horde:

Toplama kamplarından sorumlu Aedelas Blackmoore,Durnholde’daki tutsak orcları gözetliyordu.. Bir orc ilgisini çekmekteydi.Blackmoore Thrall adında genç bir köleyi yetiştirdi. Blackmoore orc’a filozofi,savaş teknikleri ve taktiklerini öğretti. Thrall bir gladyatör gibi yetişti. Bu zaman çerçevesinde kamp şefi orc’u bir silaha çevirmişti.

Güçlü,çevik Thrall büyüdükçe,esir hayatının kendisi için uygun olmadığını gördü. Büyüdükçe toplama kamplarında hiç tanışma fırsatı bulamadığı kendi halkını tanıdı. Konuşulanlara göre Orc lider Doomhammer Lordaeron’dan kaçmış ve saklanıyordu. Sadece bir casus klanı Alliance’ın gözünden uzak kalmıştı.

Thrall kararını vermişti,kaçıp kendi ırkından olanları bulacaktı. Köle olduğu dönemde Thrall toplama kamplarında bulunmuş ve ırkının bitkinliği gözlerinden kaçmamıştı. Bulmayı umduğu efsanevi savaşçıları bulamayan Thrall hayal kırıklığı içinde yenilmemiş tek Horde şefini bulmaya karar verir,Grom Hellscream.

Hellscream Alliance karşısındaki mücadelesine devam ediyordu.Fakat hiçbir zaman tutsak orcları kurtarmak için bir yol bulamadı. Hellscream’in fikirlerine hayran kalan Thrall,Horde’un savaşçı kişiliğine güçlü bir empati beslemeye başlamıştı.

Thrall kuzeye efsanevi Frostwolf klanını aramaya gitti. Thrall Gul’dan’ın ilk savaş sırasında Frostwolf’ları sürdüğünü öğrendi.. Ayrıca,Frostwolf klanının gerçek şefi Durotan’ın oğlu ve gerçek varisi olduğunu öğrendi.Durotan yirmi yıl önce vahşice katledilmişti.

Drek’Thar sayesinde Thrall halkının eski şamanistik kültürünü öğrendi(şaman: genellikle elektrik ve şimşeği kullanan bir büyücü cinsi).Bu kültür Gul’dan’ın baskıcı rejimi karşısında unutulmuştu. Zaman içinde,Thrall güçlü bir şaman haline geldi ve Frostwolf klanının şefi oldu.

Gezileri sonunda Thrall yaşlı savaş şefi Orgrim Doomhammer’ı buldu.Orgrim yıllardır yalnız yaşamaktaydı. Doomhammer,Thrall’ın babasının yakın dostuydu.Bu yüzden genç orc’a destek oluptutsak orcları serbest bırakmasında ona yardım etmeye karar verdi. Birçok veteran savaş şefinin desteğiyle Thrall halkını serbest bıraktı.

Ama galibiyet uğruna bazı bedeller ödenmişti.Doomhammer savaşta hayatını kaybetti.

Thrall Doomhammer’ın efsanevi savaş çekicini ve zırhını alarak Horde’ların yeni şefi oldu.Sadık dostu Grom Hellscream’den aldığı cesaretle halkının bir daha köle olmaması için çalışmaya başlar.

Örümceğin Savaşı:

Thrall Lordaeron'da kardeşlerini kurtarırken, Ner'zhul güç merkezini Northrend'de kurmaya devam etti. Ner'zhul'un sayıca gitgide artan ölüm lejyonu, Icecrown Buzullarının üstüne, dev bir kale yerleştirdi. Kıta üzerinde etkisini genişletirken Lich king, gücüne karşı koyan karanlık bir imparatorlukla yüzyüze geldi. Sinsi bir insanımsı-örümcek ırk tarafından kurulan kadim Azjol-Nerub krallığı, elit savaşçılarını Icecrown'a saldırı için yolladı. Ner'zhul'u şaşırtan ise, bu karanlık Nerubluların hem salgın hastalığa hem de Ner'zhul'un telepatik güçlerine karşı bağışık olması, etkilenmemesiydi. Nerublu spider-lordlar sayıca büyük güçleri komuta ediyorlardı ve Nerubluların neredeytse Northrend'in yarısında tüm yeraltını kaplayan tünel ağları vardı. Vurkaç taktikleri Lich King'in işini gereğinden fazla zorlaştırıyordu. Ancak en sonunda, Ner'zhul savaşı yıpratma taktiğiyle kazandı. Dreadlordların ve sayısız ölü savaşçının yardımıyla Lich King Azjol-Nerub'u istila etti ve tapınaklarını Spider-lord'ların üstüne yıktı. Nerublular Ner'zhul'un salgınına bağışık olduğu halde, Ner'zhul'un büyüyen Necromantic güçleri Spider-lordları da aynı ölüler gibi kaldırmasına izin verdi. Bir de üstüne Ner'zhul, Nerubluların mimari anlayışını kendi bina ve yapılarına uygulamaya başladı. Sonunda krallığını önünde engelsiz yönetmeye bırakılan Lich King, dünyadaki gerçek görevi için hazırlanmaya başladı. İnsan topraklarına engin benliğiyle uzanan Lich King, kendisini dinleyecek her karanlık ruha fısıldamaya başladı..

Kel’ Tuzard ve Scourge’nin Oluşumu:

Tüm dünya üzerinde Lich King’in Northrend’den gelen fısıltısını duyan farklı güçlü kişilikler vardı. Bunlardan en önemlisi Dalaranın konseyinin üst yetkili bir üyesi olan Archmage Kel’Thuzad’dı. Yıllar boyu yasaklanmış büyücülük olana necromancerlığın gizli sırlarını öğrenmişti. İçi büyücülükle ilgili tüm gizli kalmış bilgileri öğrenmekle yanıyordu. Northrend’den gelen güçlü çağrıyı duyan archmage, tüm benliğini bu sesi anlamaya ve onunla iletişim kurmaya verdi. Kirin Tor2un engin büyücülük bilgilerini öğrenebilmesi için ona yeterli kaynağı sunamadığını düşünen Kel’Thuzad, yeni potansiyel bilgi kaynağı Ner’zhul’u denemeye karar verdi.

Servetini ve politik yerini bırakıp Kirin Tor’un yolunu ve Dalaran’ı sonsuza kadar terk eden Kel’Thuzad, Lich King’in güçlü sesi aklının içinde, tüm mallarını sattı ve malvarlığını sakladı. Tek başına karada, denizde binlerce mil yol katedip en sonunda Northrend’in buz tutmuş kıyılarına ulaştı. Icecrown’a ulaşmak için Archmage, Azjol-Nerub’un yıkıntıları arasından geçtiği sırada ilk kez Ner’zhul’un gerçek gücünün etkisini gördü ve onunla müttefik olursa gücünün katbekat artacağına inandı.

Aylar süren arayışı sonunda, Archmage Icecrown’a ulaştı. Lich King’in karanlık kalesine ulaştığında gardların, sanki bekleniyormuşçasına, tek bir şey söylemeden geçmesine izin vermesine şaşırdı. Kel’Thuzad sessizce Icecrown’un derinliklerine inen yolu buldu ve ruhunu Frozen Throne’un önünde, Lich King’e sundu. Lich King ise bulduğu bu son müttefikten oldukça memnundu. Kel’Thuzad’a ölümsüzlük ve sonsuz güç vaat etti. Karanlık bilgi ve güç peşindeki Kel’Thuzad, ilk misyonunu kabul etti. Misyonu insanlığın arasına girip, Lich King’i tanrı olarak kabul eden bir din yaymaktı.

Lich King, Archmage’e misyonunda yardım etmek için insanlığını onda bıraktı. Yaşlanmış ama halen karizmatik olan Archmage, ilüzyon ve ikna yeteneklerini kullanarak Lordaeron’luları Lich King’e çekti. Kel’Thuzad Lordaeron’a üzüntüyle geri döndü. Sonraki üç yılda, servetini ve zekasını kendi fikirlerini benimsettiği insanları bir araya getirip toplamak için kullandı. Kardeşlik, The cult of the Damned (Lanetlilerin birliği), yandaşlarına Ner’zhul’a hizmetleri ve sadıklıkları karşısında Azeroth’da ölümsüz hayat vaat etti. Aylar geçtikçe, Kel’Thuzad Lordaeron’un yorgun ve dertlerine çare arayan halkı arasından kendine birçok gönüllü buldu. Görevi düşündüğünden de basit olmuştu: Kutsal Işığa inananların inançlarını Ner’zhul’un kara gölgesine çekmek. Cult of the Damned, sayıca büyürken ve Lordaeron’daki etkisi artarken, Kel’Thuzad, örgütün çalışmalarının Lordaeron otoritelerinden gizli kalmasını sağlıyordu.

Kel’thuzad Lordaeron’da başarılı oldukça,Lich King de son hazırlıklarını yapmaya başlamıştı. Veba salgınının enerjisini Veba-Kazanlarına koyan Ner’zhul,Kel’Thuzad’a kazanları Lordaeron’a götürmesi için emir verdi. Tapınanlar tarafından korunan kazanlar vebayı yaymakta ana görevi üstleniyordu.

Lich King’in planı mükemmel işledi. Lordaeron’un kuzeyindeki köylerin hemen hemen hepsi anında düştü. Aynen Northrend’de olduğu gibi ölen insanlar Lich King’in kölesi olarak yeniden dirildi.Veba yayıldıkça daha çok zombi dirildi,ordu git gide büyüdü.. Kel’thuzad Lich King’in bu büyük ordusuna Scourge adını verdi, kısa sürede Lordaeron’un kapıları savaş nidalarıyla yankılanıyor olacaktı.

Alliance’nin Parçalanınşı:

Topraklarında yayılan vebanın farkında olmayan Alliance halklarının liderleri, toprak paylaşımları üzerine ve politik açıdan birbirlerine olan etkilerini azaltmak üzerine tartışıp duruyorlardı. Lordaeron Kralı Terenas, halkların en karanlık dönemlerinde kurulmuş olan kırılgan birliğin fazla dayanamayacağına inanmaya başladı. Terenas, zamanında Alliance liderlerini, Stormwind krallığının, orcların Azeroth'u işgali sırasında yıkıma uğrayan güney kesiminin yeniden inşa edilmesi için para ve işçi yardımında buşunmaya ikna etmişti. Bunun yol açtığı yüksek vergiler, zaten yönetimi çok zor olan, orcların göz hapsinde tutuldukları kampların giderleriyle beraber, birçok lideri - özellikle Gilneaslı Genn Greymane - krallıklarının Alliance'tan ayrılmasının kendilerinin lehine olduğuna inanmaya zorladı. Tüm bunlar yetmezmiş gibi, Silvermoonlu High Elfler, ikinci savaş sırasında ormanlarının yanmasının nedeni olarak insanların yetersiz liderliklerini ortaya koyup, Alliance'a olan bağlılıklarını kabaca feshettiler. Terenas sinirini komtrol altına alarak Elflere, yüzlerce gönüllü insan savaşa katılmasaydı Quel'Thalas'tan geriye bir şey kalmamış olacağını hatırlattı. Elfler ise, inatla kendi yollarına gitmeye karar verdiler. Elflerin ayrılığıyla beraber, Gilneas ve Stromgarde de bağlılıklarını açıkça feshettiler. Alliance'ın dağılıyor olmasına rağmen, Kral Terenas'n hala güvenebileceği müttefikleri vardı. Kul tiras'lı Admiral Proudmoore ve Azeroth'un genç kralı, Varian Wrynn, Alliance'a bağlı kaldı. Yine Archmage Antonidas'ın önderliğinde Kirin Tor'lu büyücüler, Dalaran'ın Terenas'a bağlılığına destek verdiler. Belki de bu desteklerden en önemlisi, Ironforgelu cücelerin, sonsuza dek Alliance'a bir onur borcu olduğunu söyleyen kudrettli kral Magni Bronzebeard'ın yeminiydi..

Lorderon’un Laneti:

Aylar süren hazırlıklardan sonra Kel’Thuzad ve onun lanetli tapınanları Lordaeron üzerine gönderdikleri veba ile ilk hamlelerini yapmış oldular.Uther ve onu izleyen şövalyeler veba’dan etkilenmiş bölgeleri incelediler.Bir çözüm bulmayı umuyorlardı.Tüm çabalarına rağmen veba hızla yayılmaya devam ediyordu,bu da birliği bozma tehdidi taşımaktaydı.Undead orduları Lordaeron’u silip süpürürken,Teranas’ın tek oğlu Prens Arthas bu felakete karşı savaşmaya başlamıştı.Arthas paladin eğitimi almış bir savaşçıydı (paladin: tanrının bahşetmiş olduğu inanç ve tanrıya olan sadakatlerini kullanarak güçlerine güç katan büyücü ve savaşçı arası bir ilim)Dalaran kralı Büyücü Antonidas ın yetiştirdiği Kul Tiras kralı Admiral Proudmoore’ın kızı Jaina Proudmoore Arthas’a yardım etti ve birlikte Kel’Thuzad’ı öldürmeyi başardılar.Ama buna rağmen Undead orduları toprağını savunan her askerin düşüşüyle daha da büyüyordu.Arthas,durdurulması neredeyse imkansız gibi görünen ordu’yu fethetmek için çok önemli adımlar attı.Arthas sırf kendi planlarına ters süştüğü için kendine uzun zamandır yardım eden en büyük paladinlerden olan Uther’a ‘seni hain Lorderon’un başına geçince seni ve it sürünü bu topraklardan kovacam’Paladin Uther le arası bozulduktan sonra Arthas’ın generalleri onu insanlığını kaybetmeye başladığı konusunda uyarmaktaydı.Jaina bile Arthasın hırsından korkup ona sırtını dödü.

Burning Legion’un Dönüşü Lorderon’un Felaketi Warcraft III Region Of Caos

Arthas’ın korkusu ve hırsı bunun nihai yıkım olacağını gösterir gibiydi.Tehlikesini sonsuza kadar ortadan kaldırmak için veba’nın kaynağını Dreadlord Mal Ganis’ in peşinden.Northrend’e kadar takip etti.Burada Arthas Madoran Bronzebeard ın torunlarından olan Moradin Bronzebeard la karşılaştı ve birlikte harekete koyuldular. Fakat Prens Arthas,Lich King’in olağanüstü gücüne yenik düştü.Halkını kurtaracağına inanarak,lanetli kılıç Frostmourne’u aldı.Kılıç bir buz küresinde hapsedilmişti ve arthas onu alırken küre patladı patlamadın etkisiyle Moradin Bronzebeard öldü. Kılıç ona büyük bir güç verdi hatta Lichking in sadık hizmetkarı ve güçlü bir dreadlor olan Mal Ganis i öldürmesine yardımcı oldu fakat aynı zamanda ruhunu da ondan alıp Arthas’ı Lich King’in en güçlü süvarisi yaptı.Ruhu hapsedilmiş,akli dengesi tahrip edilmiş bir şekilde,Arthas kendi halkı karşısında savaşmaya başladı.Sonunda Arthas kendi babası Kral Terenas’ı öldürdü ve Lordaeron Lich King’in ayakları altında ezildi.

Sunwell Quel T’halas’In Düşüşü:

Arthas,düşmanı olarak gördüğü herkesi yenmesine rağmen hala Kel’Thuzad’ın hayaleti tarafından rahatsız edilmekteydi.Hayalet Arthas’a Lich King’in bir sonraki planı için kendisini canlandırması gerektiğini söyler.Onu canlandırmak için;Arthas’ın Kel’Thuzad’ın kalıntılarını mistik Sunwell’e götürmesi gerekmektedir.Sunwell,high elflerin ebedi krallığı Quel’Thalas’ta gizliydi.

Arthas ve ordusu Quel’Thalas’a saldırdı.Elflerin kolayca geçilebilen defansı kuşatmaya alınmıştı.Sylvanas Windrunner,Silvermoon Generali,cesurca savaştı,fakat Arthas High Elf ordusunu yoketti ve Sunwell’in içlerine girmeyi başardı.Ezici üstünlüğüne ek olarak,Sylvanas’ın yenilmiş vücudunu kendisine hizmet etmesi için ruhu ele geçirilmiş bir şekilde yeniden canlandırdı.

Sonunda Arthas Kel’Thuzad’ın kalıntılarını Sunwell’deki kutsal sulara batırdı.Edebiyetin kudretli suları bu hareketle kirlendi ve Kel’Thuzad lich olarak geri döndü.Çok daha güçlü bir varlık olarak canlandırıldıktan sonra Kel’Thuzad Lich King’in bir sonraki planını açıkladı.Bu zaman diliminde Arthas ve ordusu güneye yöneldi,Quel’Thalas’ta bir tane yaşayan elf bırakılmadı.Elflerin 9000 seneden daha uzun süredir evi olan bu görkemli yer artık yoktu…

Archimonde’un Dönüşü ve Kalimdora Uçuş:

Kel’Thuzad tekrar döndükten sonra Arthas ve ordusu güneye,Dalaran’a yöneldiler.Orada Lich, Medivh’in güçlü büyü kitabını elde edebilir,böylece Archimonde’u tekrar dünyaya döndürebilirdi.Bu noktadan sonra Archimonde Lejyon’un son saldırısını gerçekleştirebilirdi.Kirin Tor’un Antonidas gibi güçlü büyücüleri bile Arthas’ın kitabı ele geçirmesine engel olamadı,ve kısa sürede Kel’Thuzad büyüyü gerçekleştirmek için her şeye sahip olmuştu.10.000 yıl aradan sonra güçlü iblis Archimonde ve ordusu tekrar Azeroth’da ortaya çıkmıştı.Dalaran’dan sonra Kil’jaeden’in emriyle Archimonde ve takipçileri Undead ordusunu izleyerek Kalimdor’a gitti.Amaçları Dünya Ağacı Nordrassil’i yoketmekti.

Tüm bu kaos’un ortasında gizemli bir öncü ölümlü tüm ırklara yol göstermek için ortaya çıktı.Bu öncü Medivh’den başkası değildi.Son gardiyan geçmişteki günahlarının bedelini ödemek için geri dönmüştü.Medivh,Horde ve Alliance’a karşı karşıya oldukları tehlikeleri haber verip onları birleşmeye çağırdı.Nesillerdir gelen nefretle Orklar ve İnsanlar birleşmeyi reddettiler.Medivh iki ırkla da teker teker ilgilenmek zorunda kaldı.Kehanet ve hilelerle onları efsanevi Kalimdor’a geçirdi.Orklar ve İnsanlar Kaldorei’nin uzun süre gizli kalmış topraklarında karşılaştılar.Thrall’ın önderliğindeki Orklar Kalimdor’daki Barrens’de bazı zorluklarla karşılaştılar.Cairne Bloodhoof ve onun güçlü Tauren savaşçılarıyla dost olmalarına rağmen birçok Ork yıllardır onları zehirleyen şeytani hastalığa karşı koyamadı.Thrall’ın en önemli yardımcısı Grom Hellscream bile bu hastalığa yenilerek Horde’a ihanet etti.Hellscream ve sadık Warsong savaşçıları Ashenvale ormanlarına sinsice girdiklerinde,Night Elf Sentinelleriyle çarpıştılar.Orklar savaşçı kişiliklerine tekrar büründüklerinde Cenarius onları geri yollamak için döndü.Hellscream ve orkları nefret ve kızgınlıklarıyla Cenarius’u öldürmeyi başardı.Thrall’ın peşinden giden orklar trolller ve Cairne Bloodhoof önderliğindeki aşırı iri ve güçlü bir ırk olan taurenler Medivh in aracılığıyla Jaina Proudmoore ile ateşkes yaptılar ve Grom’u yakalayarak onu kan lanetinden kurtardılar.Daha sonra Grom Hellscream onurunu Thrall’ın Mannaroth’u yenmesine yardım ederek kazandı.Mannaroth orkları lanetleyen iblis lorduydu(Archmonde’un sağ kolu).Grom ve Thrall’ın Mannaroth la sadece iki kişi savaştılar.Thrall Ogrim Doomhammer’ın çekicini Mannaroth fırlatmasına rağmen o hala ayaktaydı. Mannaroth ‘Değerli bir çaba fakat boş’ deip alay ettikten sonra Thrall’ın üzerine giderken Grom koşarak ve tüm gücüyle baltasını Mannaroth’un kalbine sapladı.Bunun üzerine Mannaroth ölürken kalbinden çıkan dev alev ve lanet karışımı bir büyü Grom’a isabet etti.Grom yerde ölmek üzere son saniyelerini yaşarken Thrall yanına gitti ve Grom ona ‘kendimi lanetten kurtardım Thrall elimde deildi bütün yaptıklarım için beni affet’ dediğinde Thrall ona’Hayır dostum sen kendini deil hepimizi kurtardın’’ sözü meşurdur. Ve artık Mannaroth ölümüyle orkların kan laneti sona ermiş oldu.

Medivh,insanlar ve orkları daha fazla kaynaştırmak için çaba sarfederken;Night Elfler de kendi gizli yöntemleriyle Lejyonla savaşmaktaydı.Tyrande Whisperwind,Night Elf Sentinellerinin ölümsüz şifacısı;iblisleri ve undeadleri Ashenvale’den uzak tutmak savaştı.Daha sonra yardıma ihtiyacı olduğunu anladı ve Night Elf Druidlerini bin yıllık uykularından uyandırdı.Ölümsüz aşkı Malfurion Stormrage’i de yanına alan Tyrande defansını güçlendirmeyi başarıp Lejyon’u geri sürdü.Malfurion’un yardımıyla doğa Lejyon’u ve Undead ordusunu yenmeyi başardı.

Uyandırılmayı bekleyen daha fazla Druid ararken,Malfurion kardeşi Ilidan’ı tutsak ettiği hapishaneyi buldu.Ilidan’ın kendilerine Lejyon karşısında yardım edeceğini düşünen Tyrande Malfurion’un uyarılarına aldırmayarak onu serbest bıraktı.Ilidan onlara belli bir süre yardım etti fakat dreadlord Tichondrius u öldürmek için Skull of Gul’dan isimli tılsımı kullandı iblisvari özellikler kazanan Ilidan Tichondrius u öldürsede abisi Malfurion onun bu iblisvari halini görünce İlidan’ı sürgün etti.Night Elfler “Burning Legion”la büyük bir kararlılıkla savaştılar.Lejyon hiçbir zaman “Well of Eternity” yi,Dünya Ağacı’nın güç kaynağını ele geçirme arzusundan vazgeçmedi.Eğer planları gerçekleşecek olsaydı,iblisler dünyayı parçalara ayırabilecekti.

Hyjal Dağı Savaşı: Medivh’in önderliğinde Thrall ve Jaina Proudmoore- Kalimdor’daki insanların lideri- farklılıkları bir yana bırakmanın doğru olacağını gördüler.Tyrande ve Malfurion liderliğindeki Night Elfler de Dünya Ağacı’nı korumak için birleşmek gerektiğini kabul ettiler.Azeroth’un ırkları Dünya Ağacı’nın güçlerininden yararlanmaya başlamışlardı.Son savaş Kalimdor’u köklerine kadar titretti.Well of Eternity’den güç alamayan Burning Legion güçlü ölümlü orduları karşısında parçalandı.

Hain’in Yükselişi: Warcraft III The Frozen Throne:

Lejyon’un Ashenvale’e saldırısı sırasında Ilidan onbin yıldır zindandan çıkarılmıştı.Başta savaşmasına rağmen daha sonra ”Skull of Gul’dan” isimli güçlü Warlock tılsımını kullandı.Bunu yaparak iblisvari özellikler ve inanılmaz bir güç kazandı.Gul’dan’ın bazı eski anılarını da öğrenmiş oldu – özellikle Sargeras’ın mezarındakileri.

Güç tutkusuyla yanıp tutuşan Ilidan kendi yerini bulup planlarını yapmak için çalışmaya başladı.Fakar planları Kil’jaedan tarafından bozuldu.Kil’jaedan,Ilidan’a geri çeviremeyeceği bir teklif yaptı.Kil’jaedan Hyjal dağı savaşında Archimonde’un yenilgisine kızgındı;ama çok daha büyük endişeleri vardı.Kendi yarattığı Lich King’in kontrol edilemeyecek kadar güçlendiğini düşünen iblis lordu Ilidan’a Ner’zhul’u öldürmesi ve Undead ordusunu yok etmesini emretti.Karşılığında Ilidan’a doğaüstü bir güç ve kendisi için Burning Legion lordlarının kalıntılarının da ardında bir yer teklif etti.

Ilidan bu teklifi kabul etti ve Frozen Throne’u yok etmek için çalışmalarına başladı.Frozen Throne Lich King’in ruhunun bulunduğu buzdan kristaldi.Ilidan Frozen Throne’u yok etmek için çok güçlü bir tılsıma ihtiyacı olduğunu biliyordu.Gul’dan’ın anılarından bildikleri doğrultusunda Sergeras’ın mezarını aramaya ve Dark Titanlarının kalıntılarını bulmaya karar verdi.Ilidan kendisine yardım etmeleri için denizin dibindeki karanlık mağaralarından Nagaları çağırdı.Nagalar onbinyıl önce Night Elf kraliçesi Azshara’nın denize gömülmüş ve onbinyıldır mutasyona urayarak denizin içinde hayatını sürdürmeyi başarmış Nightelflerdi aslında.Ve Ilidan da Azshara’nın sağ kolu olduğu için Nagalar ona sonsuz sadakatlerini sundular.Naga Lady’si Vashj’ın yardımıyla Ilidan Dağılmış Adaları buldu,burası Sargeras’ın mezarının bulunduğu yerdi.

Ilidan burada onbinyıl hapsolduğu hapishanenin gardiyanı Warden Maiev Shadowsong ile karşılaştı.Maiev Ilidan’ı yakalamak arzusuyla yanıp tutuşuyordu fakat Ilidan onu yenmeyi başardı.Sonunda “Sargeras’un Gözü”’adlı tılsımı almayı başarmıştı.Kontrolündeki bu tılsımla Ilidan büyücü şehri Dalaran’a yöneldi.Şehirden aldığı güçle tılsımı Lich King’in Nortrend’deki buzdan şatosuna karşı kullandı.Ilidan’ın atağı Lich King’in defansını kırmayı başardı.Tyrande ve Malfurion Maiev’e yardıma gelmişti.Uzun süren savaşlar sırasında High Elflerle karşılaştılar ve Undead lara karşı onlara yardım ederek High elflerin lideri Kael’in saygısını kazandılar.Undeadlerle olan savaşlardan birinde Tyrande Maiev ve Kael in gözü önünde Dalaran daki bir göle düşüp gözden kayboldu.Maiev Malfurionu Ilidan’a karşı hırslandırmak için suçu Ilidan ve onun sadık savaşçıları Nagalara attı. Ilidan’ın yok edici saldırısı son anda Maiev’e yardıma gelen Malfurion tarafından engellendi. Malfurion Ilidan a neden Tyrande’yı öldürdünü sorunca Ilidan şaşırdı ve haklı olarak inkar etti.’’Ne olursa olsun Tyrande ya ve sana zarar vermem’’ dedi.Bunun üzerine olayı gören Kael devreye girdi ve olayı tüm gerçekliğiyle anlattı ve Maiev in yalancı olduğu ortaya çıktı.Bunun üzerine Ilidan lichking’i yok etme planını Malfurion’a anlattı.Plan Malfurionun hoşuna gidince Ilidan’ı tekrar hapsetmek yerine onu serbest bırakmaya karar verdi. Ilidan ve Malfurion, Tyrande yı Dalaranda Undeadlerin elinden birlikte kurtardılar.

Fakat Sargeras’ın gözü bu saldırıda yok olmuştu.Başarısızlığının Kil’jaedan tarafından olumlu karşılanmayacağını bilen Ilidan, Malfurion ve Tyrande’ya veda ettikten sonra Outlands adlı bölgeye sığındı.Burası Draenor yani orkları anavatanından arta kalan son yerdi.Burada intikam planlarına başladı. Malfurion ve Tyrande ise Ashenvale ormanlarına geri döndü.Fakat Maiev bu kadar kolay vazgeçmeyecekti.Ilidan’ı Outlands’e kadar takip etmeyi başardı.

Blood Elflerin Yükselişi:

Bu sırada Undead ordusu Lordaeron ve Quel’thalas’ı zehirli Plaguelands’e çevirdi.Sadece birkaç direnişçi grup kalmıştı.High Elflerin bulunduğu,Sunstrider hanedanlığının son üyesi Prens Kael’thas tarafından yönetilen bir grup bulunmaktaydı.Ana vatanlarını kaybeden high elfler hayatını kaybeden insanları için kendilerine Blood Elfleri demeye başlamışlardı.Undead ordusunu uzak tutmaya çalışırken,güç aldıkları Sunwell ile bağlarının koparılmasından çok çekmekteydiler.Bu sorunun üstesinden gelmeye çalışan High Elf lideri Kael beklenmeyeni yaptı.Ilidan ve nagalarıyla birleşen Blood Elflerin amacı beslenebilecekleri yeni bir büyü kaynağı bulmaktı.Diğer kumandanlar başta General Greatos olmak üzere Blood Elfleri hain olarak gösterdi ve onları ortadan kaldırmanın en doğrusu olacağına karar verdi.

Gidecek yeri olmayan Kael ve Blood Elfler Outland’e kadar Lady Vashj’ı takip ettiler.Burada Ilidan’ı Maiev’den kurtarmaları gerekmekteydi.Düzenli Naga ve Blood Elfler Maiev’i yenip Ilidan’ı serbest bırakmayı başardılar.Outland’de Ilidan Lich King ve onun şatosu Icecrown’a ikinci darbeyi indirmek için hazırlıklara başlamıştı.

Plaguelands’da İç Savaş:

Ner’zhul,Lich King,zamanının kısa olduğunu biliyordu.Kil’jaedan’ın güçlerini kendisini öldürmek için göndereceğini düşündü.Ilidan’ın büyüsü Frozen Throne’a büyük hasar vermişti ve Lich King’in gücünün gün geçtikçe azalmasına neden oluyordu.Kendisini kurtarması için sadık hizmetkarı Arthas’ı yanına çağırdı.Arthas,gücü Lich King gibi gün geçtikçe azalmasına rağmen Lordaeron’daki iç savaşa katıldı.Banshee Slyvanas Windrunner undeadlerin içinde isyana neden olmuştu.Daha sonra Arthas Lich King tarafından çağrıldı.Komutayı da Kel’Thuzad’a vermek zorunda kaldı.Savaş ise Plaguelands’in her bir yanına yayılmaktaydı.

Sylvanas ve Forsaken grubu Lordaeron’u ele geçirmeyi başardı.Şehri kendi imkanları için geliştiren Forsaken Scourge ve Kel’Thuzad’ı o diyarlardan uzaklaştırmayı başardı.

Güçsüz,ama efendisini kurtarmak isteyen Arthas ise bu sırada Nortrend’e varmıştı.Fakat orada ona yardım için gönderilmiş Aziol Nerub(insan örümcek arası yaratıkların kalesi) kralı Anub’arak gibi sadık müttefiklerin yanında kendisini Naga ve Blood Elflerin beklediğini gördü.Kendisi ve müttefikleri Icecrown’a ulaşıp Frozen Throne’u korumak için büyük çaba sarfettiler.

Lich King’in Zaferi

Güçsüz olmasına rağmen Arthas,Ilidan’ı alt edip Frozen Throne’a ilk ulaşan oldu.Kılıcı Frostmourne’u kullanarak Lich King’in tahtını kıran Arthas,Lich King’in miğferi ve zırhını elde etti.Arthas gücü tarif edilemez miğfer’i başına geçirdi ve yeni Lich King oldu.Artık Ner’zhul ve Arthas’ın ruhları tek bir bedende birleşmişti,tıpkı Ner’zhul en başından beri planladığı gibi.Ilidan ve güçleri ise Outland’e yenilginin verdiği hüzün ve utanç ile geri dönmek zorunda kaldı.Arthas dünya üzerindeki en güçlü varlıklardan biri olmuştu.

Şuan Arthas,yeni ve ölümsüz Lich King,Nortrend’de Anub’arak la birlikte Icecrown’u yeniden yapılandırmakta.Güvenilir kumandanı Kel’Thuzad ise Plaguelands’deki Scourge’a kumanda etmekte.Slyvanas ve Forsakenları ise sadece Trisfal Glades isimli küçük bölgeye sahip.

Eski Düşmanlıklar:

Savaş,müttefik ırkların galibiyetiyle sonuçlansa bile dünyaları üzerinde parçalanmalara neden olmuştu.Burning Legion ve Scourge Lordaeron’daki ırkları yoketmeyi başarmıştı.Neredeyse Kalimdor’da aynı hüzünlü sonla karşı karşıya kalacaktı.İyileştirilecek ormanlar,yeniden inşa edilecek şehirler vardı.Savaş Alliance(insanlar) ve Horde’u(Ork birliği)ağır yaralamıştı.

Thrall Orklarla Kalimdor’a yöneldi.Yani Tauren,Trol ve Horde’a katılmış yarı orc yarı ogre kanı taşıyan Rexxar’ın çabaları sayesinde yıllar sonra tekrardan horde’a katılmış ogre dostlarıyla buldukları yeni vatanlarının olduğu yere…Yeni vatanlarının adını Thrall’ın öldürülen babasının şerefine Durotar koydular.Orklar görkemli şehirlerini kurmaya başlamışlardı.İblis laneti ortadan kalktıktan sonra yok olan savaşa açlıklarıyla fethedenden çok,hayatta kalmaya çalışanı oynamaya başladılar.Kutsal taurenler ve Darkspear kabilesi trolleri tarafından iyileştirilen Thrall ve orkları barış dolu bir dönemi beklemekteydiler.Jaina Proudmoore komutasındaki Alliance kuvvetleri ise Dustwallow Marsh kıyısında yerleştiler.Liman şehri Theramore bu dönemde kuruldu.İnsan ve Dwarflar orada her zaman kendilerini güvende tutacakları bir vatan yaratmak için çalıştılar.Orklar ve insanlar arasındaki barış Theramore’a yanaşan Alliance armadası tarafından yıkıldı.Amiral(Daelin) Proudmoore(Jaina’nın babası) yönetimindeki armada Lordaeron’u Arthas orayı yoketmeden önce terk etmişti.Aylar süren yolculukta,Amiral Proudmoore sağ kalan Alliance’ları aramaktaydı.Daelin Proudmoore eski bir savaş kahramanıydı ve Horde’a inanılmaz bir nefret beslemekteydi.Orklar Durotar’da tekrar güçlenemeden onları yok etmeye karar vermişti.

Babası Jaina’ya çok zor bir seçim sundu.Ya babasıyla orklara karşı savaşacaktı,ya da orklarla olup babasına karşı savaşacaktı.Uzun süre düşündükten sonra Horde ve Alliance arasında yeni bir savaşın olamayacağına karar veren Jaina kararını verdi ve orkların yanında babasına karşı savaşa katıldı.Başta Rexxar olmak üzere dostu Bir Trol kabile şefi olan Rokhan,Thrall ve Tauren şefi Cairne Bloodhof’un yanında iyi savaştılar.Alliance Horde’un karşısında ağır bir yenilgi aldı.Ne yazık ki Amiral Proudmoore Jaina ona orkların eskiden olduğu gibi kana susamış yaratıklar olmadığını kanıtlayana kadar savaşta şehit oldu.Vefası için orklar Jaina ve müttefiklerine Theramore’a kadar güvenle dönmeleri için izin verdi.

Bağlantılar[değiştir | kaynağı değiştir]