Türkleştirme

Vikipedi, özgür ansiklopedi
Atla: kullan, ara

Türkleşme ya da Türkleştirme, gönüllü veya gönülsüz olarak, Türk olmayan bazı kimselerin ya da toplulukların kültürel değişim süreci için kullanılmış bir terimdir. Farklı etnik kökenlerden Orta Asya, Kafkasya, İran, Anadolu, Orta Doğu ve Balkanlar ile bağlantılı halklarda kullanılabilir. Örneğin: Moğollar, Arnavutlar, Araplar, Ermeniler, Asuriler, Yunanlar, Yahudiler, Romanlar ve çeşitli Slav halkları (Boşnaklar ve Pomaklar gibi), İran halkları (Kürtler ve Zazalar gibi), Lazlar. Terimin bir diğer anlamı, Anadolu'nun yerli halklarının erken entegrasyon sürecini kapsar. Halkların Türkleşme süreci dil, din ve en önemlisi de kalıtsal yolla Selçuklular döneminde olmuştur.[kaynak belirtilmeli]

Türklerin Anadolu'da Görünmesi[değiştir | kaynağı değiştir]

Anadolu eski zamanlarda çok sayıda halka ev sahipliği yapmıştır. Helenizasyon, Romanizasyon tarafından kuvvetlendirilerek, derece derece özellikle şehirlerde ve batı ve güney Anadolu kıyılarında pek çok insanın kendi dilini terkederek Yunan dilini tercih etmesine neden oldu. Yine de kuzey ve doğuda, özellikle kırsal alanlarda doğal-yerli dillerin çoğu yaşamayı sürdürdü. Yine 11. yy. da, Türkler ilk görünürken ; "Yunan kültürü halk kitlesiyle ilgililikten uzak idi ve böyle kapsamaktan çok küçük idi."[1] Özellikle sınırlar boyunca, Bizans'ın hristiyan heretik inançları için yerel insanlara baskı uygulaması, bu alanlarda yunan kültürüne sempatinin azlığının neden oluşudur.Doğu Roma otoriteleri rutin davranarak , geniş ölçüde toplumun tekbiçim din ve yunan kültürünü empozeyle transferine çaba harcamıştır.[kaynak belirtilmeli] Onlar özellikle asimilasyona şiddet olan geniş Ermeni toplumuydu. Sonu, 11. yy.'da, Ermeni asillerin yerlerindne alındı ve batı Anadolu boyunca yeniden yerleştirildi. Yeniden yerleştirmenin istenmeyen sonucu, doğu sınırları boyunca yerel askeri liderlerin kaybı ve Doğu Roma'nın buradaki Ermeni kalelerini tahribi, Türk fetih akınları için yol açıyordu.[2] 11. yy.'da başadı, yerel nüfusun bazıları fetih sırasındaki savaşlarda ölürken, kalanlar fetihle gelenlerle karıştılar ya da cemaat halinde kendi din ve kültürlerini sürdürdükleri bilinmektedir.(Burada Selçuklularca Azerbaycan -Atropatane-ın Türkleştirilmesi ayrı bir maddedir. Nüfusu azalan alanlarda, Türk göçebeler, kitleler halinde ilerlediler.

Türkleştirme'de Tasavvuf'un Rolü; Horasan Erenleri[değiştir | kaynağı değiştir]

11. yy'da Anadolu Türk egemenliğine girmişti; ancak nüfusun sadece 5'te 1'i Türk'tü ve bu Türklerin de çoğunluğu Tengrici ve Budist inançlarını sürdürmekte olup[kaynak belirtilmeli] kimi Müslüman gruplara da rastlanmaktaydı.[kaynak belirtilmeli][3] Sayılarının 90.000'e ulaştığı ve Horasan Bölgesi'nden oradaki Sufilerin yönlendirmesiyle geldiklerine inanılan Abdalların gelişinden önce Anadolu'nun askeri olarak fetihi, Kutalmışoğlu Süleyman komutasında gelişen ve Danişmend Gazi, Artuk Bey, Ebulkasım Saltuk Bey gibi Seyyidler komutasındaki Türk-Akıncı Beyleri tarafından gerçekleştirildi. Bu devirde Anadolu'ya yönelen Haçlı ve Bizans Saldırıları ile Büyük (İran) Selçuklular ile ve Süleyman Şah hanedanı ile Danişmendliler arası güç savaşı, Anadolu'da kalıcı bir Türk egemenliği için bağımlı olaylar dizisini yarattı. Devrin Devlet adamlarının siyasetname türevi yazıtlarından anlaşıldığı üzere, Anadolu'da Türk Devlet egemenliği için öncelikle İslamlaştırma, Türk-Rum v.d. ayrımını hem dinen ikilileştirme hem de resmi dilin Farsça olarak tayiniyle çözümlenmeye çalışıldı. Fakat bu durum Moğol istilası ile sekteye uğradı ve Doğu'dan gelen Türkmen göçleriyle beraber, Orta Asya Türk-İslam tasavvufi düşüncesi Başta Hacı Bektaşi Veli olmak üzere Anadolu'da Horasan Erenleri (Alperen) aracılığıyla tecelli edecekti.

Genel kanıya göre, Anadolu Hıristiyanlarının, hem tasavvufi İslam'ın hoşgörüsü ve özellikle Alevi İslam'daki 12'ci , 3, 5, 7 Ulular anlayışının, büyük ihtimalle benzerlik nedeniyle mevcut dini anlayışın yerine geçmesini kolaylaştırması, öte yandan tasavvufi önderlerin (Bakınız; Hacı Bektaş-i Veli , Mevlana, Sarı Saltuk, Ahi Evren, Abdal Musa v.d.) din farkı gözetmeden tüm insanları dergahlarında toplayabilemeleri bu süreci hızlandırdı. Öte yandan heterodoks İslam anlayışında ibadet dilinin Türkçe oluşunun da Türkleşme sürecini tamamladığını ve özellikle Helenik baskıdan kaçan yerel Anadolu halklarının Türklükte kimliklerini buldukları tahmin edilmektedir.

Orta Asya'da Türkleşme[değiştir | kaynağı değiştir]

Çağatay Hanlığı döneminde yerleşik yaşama geçen Moğollar arasında İslam'a ve Türkçe'ye kayış yaşandı. Bu, imparatorluk içinde etnik ve kültürel açıdan ciddi bölünmelere neden oldu. Çağatay Han döneminde İslam'ın önüne geçilmeye çalışıldıysa da zamanla bölgedeki çoğunluğu oluşturan Müslümanlara karşı ılımlı bir siyaset izlenmeye başlanmıştır. Moğol hanların ciddi İslamlaşma süreciyse Alaaddin Tarmaşirin'in İslam'ı kabul etmesinden sonra yaşanmıştır. Bu dönemde Batı Çağatay Hanlığı'ndaki Maveraünnehir'de yerleşik bir yaşam sürdüren halk Moğol kimliğinden bağımsız olarak kendilerini Çağataylılar olarak adlandırmaya başlamışlardır.

Kaynakça[değiştir | kaynağı değiştir]

Referans[değiştir | kaynağı değiştir]

  1. ^ (Langer and Blake 1932: 481)
  2. ^ Charanis, Peter. 1961. "The Transfer of Population as a Policy in the Byzantine Empire." Comparative Studies in Society and History 3:140-154.
  3. ^ Osmanlılardan Önce Anadolu, Claude Cohen: 2008