Jön Türkler
| Bu madde Vikipedi standartlarına uygun değildir. Sayfayı Vikipedi standartlarına uygun biçimde düzenleyip Vikipedi'ye katkıda bulunabilirsiniz. Not: Gerekli değişiklik yapılmadan bu şablon kaldırılmamalıdır. Bu madde Mayıs 2011 tarihinden beri, düzenleme isteğiyle etiketlidir. |
| Bu maddedeki bazı bilgilerin kaynağı belirtilmemiştir. Ayrıntılar için maddenin tartışma sayfasına bakabilirsiniz. Maddeye uygun biçimde kaynaklar ekleyerek Vikipedi'ye katkıda bulunabilirsiniz. |
Jön Türkler, ilk defa 1828 yılında Charles Mc Farlane tarafında dönemin Genç Osmanlı nesline atıfta bulunarak kullanılmıştır.[1] Daha sonra 1855’te Ubiceni II. Mahmut dönemindeki reform hareketine katılan devlet adamlarını hem de Abdulmecit döneminin batılılaşma yanlısı Tanzimatçılarını tanımlamak için “jevene turqvie de Mahmut” ve “jevene Turqvie d’Abdul Medjid” ifadelerini kullanmıştır. Bu terimleri kavram olarak ilk kullanan kişi Hippolyte Castille olmuştur. [1],
Genç Türkler kavramı yeni bir kavram değildir. Bu kavramların kullanımı daha çok Avrupa'da oluşan yönetime muhalif kesimlerin oluşturdukları partilerin bir benzeri görünmek olduğu için kullanılmıştır.[kaynak belirtilmeli] Almanya’daki genç Almanya akımı (bu akım siyasi bir muhalif akımı olduğu kadar bir edebi akımdır ayrıca)[kaynak belirtilmeli], İtalya’da ortaya çıkan genç İtalya akımı, Polonya’daki genç Polonya akımıdır. Bu akımlar siyasi muhalif bir akım olduğu kadar edebiyat akımlarıdır da. Daha sonra Jön Türkler akımında ismi geçenlerden bahsederken ayrıntılı olarak edebiyatçılarına değinilecektir. Edebi düşünceleri siyasetle iç içe geçmiş kişilerdir.[kaynak belirtilmeli] Avrupalı yazarlar yeni Osmanlılara bu sıfat ve terimleri kullanmıştır. Yeni Osmanlılar ise “jevne Turqvie”yi eski Türk grubunun muhalifi olarak göstermişlerdir. Bu söylemi Yeni Osmanlılar cemiyetinin kuruluş belgesinde göstermiştir. Osmanlı döneminde bahsettiğimiz bu Jön Türk grubu gibi olan muhalif kesime her dönemde buna benzer isimler kullanılmıştır. Her yenilikçi kesime “Genç Türkler, Genç Osmanlılar, Jön Türkler” gibi isimler verilmiştir.[kaynak belirtilmeli] Özellikle 1800’lü yıllardan sonra bu akınlar güçlendiği için bu terimlere sıkça rastlanmıştır. Örneğin; 1890 yılında Georges Badis adlı bir şahıs sarayı Genç Türkiye adında Kanun-i Esasi yanlılarını çatısı altında toplayabilecek bir gazete kurmakla tehdit etmiştir.
Jön Türklerin ideolojisine baktığımızda ise bunların bakış açılarını Fransa’daki burjuvazi kesiminin bakış açısıyla örtüştürebiliriz.[kaynak belirtilmeli] Nasıl Fransa’da burjuvazi gücünü artırdıktan sonra yönetime sesini duyurmaya çalışmak için siyasi bir çekişmenin içine girdiyse aynı şekilde Jön Türkler dediğimiz kişiler de Avrupa’daki yeniliklerden etkilenip aydın kesiminin desteğiyle yönetimdeki kişilere karşı benzer bir mücadeleye girmiştir. Bu mücadele kanlı bir iç savaştan çok edebi yazılarla belli bir kesimi aydınlatıp biçimlendirme şeklinde olmuştur.
Jön Türkler dediğimiz cemiyetin altında bulunan kişilerin tek ortak siyasi görüşü, padişahlık yönetiminin altında bir de meclisin bulunarak yönetime katılmasıdır. Hiçbir zaman padişahlık rejimini yıkıp yerine cumhuriyet rejimini getirmeyi düşünmemişlerdir.[kaynak belirtilmeli] Karşı oldukları durum Abdülhamid yönetiminin istibdat düzenidir. Baskı ve şiddet düzeninin yönetime ortak bir meclis kurulursa bu durumun düzeleceğini iddia etmişlerdir. Fakat hiçbir zaman padişah yönetimini reddetmemişlerdir.[kaynak belirtilmeli] Sadece yönetimine denk bir meclis yönetimi istemişlerdir ama Jön Türk cemiyeti altındaki kişileri tek tek işlediğimizde siyasi görüşlerinin birbirinden çok farklı olduğunu görebiliriz. Jön Türkler cemiyetinde 2000 kadar üye bulunduğu bilinmektedir.[kaynak belirtilmeli] Bu isimler siyasi ortamdan dolayı Osmanlı'da fazla barınamamış ve yaşamlarının çoğunu Avrupa'da ya da Mısır'da sürgün hayatı şeklinde yaşamıştır. Bu cemiyette öne çıkan isimler şunlardır; Abdullah Cevdet, Abdurrahman Bedirhan, Ahmet Rıza, Ahmet Fazlı, Ahmet Ferig, Ahmet Kemal, Ahmet Lütfullah, Ahmet Niyazi, Ahmet Saib, Ali Fahri, Ali Fehmi, Ali Haydar, Ali Şefkati, Bahaeddin Şakir, Derviş Hüma, Edhem Ruhi, Emie Şekib Arslan, Halil Canem, Hüseyin Tosun, Hüsrev Sami, Hüseyinzade Ali, İbrahim Temo, İshak Suküti, İsmail Canpolat, İsmail Enver Bey, İsmail Kemal, Mahmüel Celaleddin Paşa, Mahir Said, Mehmet Ali Halim Paşa, Hacı İbrahim Paşazade Hamdi, Tarsusizade Münih, Tunalı Hilmi, Yusuf Akçura gibi isimlere dikkat çekmektedir.
Konu başlıkları |
[değiştir] Dönemin Şartları
Jön Türkler cemiyetinin şahsiyetlerinin fikir yapısının oluşmasında dönemin şartları da önemli bir rol oynamaktadır. Dönemin önemli siyasi olayları şöyledir:
- İsmen vergiye tabi Bulgaristan’ın kurulması
- Makedonya’da çözülemeyen anlaşmazlıklar.
- Yunan çetelerinin faaliyetleri
- Girit’teki sık sık yaşanan ayaklanmalar.
- Ermenilerin özerk devlet kurma fikirleri
- Kürtlerin Anadolu'da çıkardığı ayaklanmalar.
- Osmanlı'nın elindeki önemli toplumlardan biri olan Arnavutların Avrupa’daki anarşileri.
- Arapları dini değil, siyasi yönde uyanışları.
- Osmanlıdaki okulların sadece ceplerini doldurmak için bürolarda tembellik yapacak eleman yetiştirmesi.
- Mithat Paşa döneminde bastırılan ulema sınıfının yeniden nüfuz kazanması.
- II. Abdülhamid’in siyasi hırsı ile Osmanlı'yı eski şaşalı dönemine geri döndürme çalışmaları sebebiyle yaptığı faaliyetler ve istibdat yönetimi
Bu siyasi karışıklıklar içerisinde Osmanlı devletinin çok kötü bir yere gittiği görülmektedir.
Fakat bu kötü gidişe rağmen Osmanlı toplumunda yaşayan halk bu gidişi pek umursamamaktadır.[kaynak belirtilmeli] Çünkü Osmanlı halkı denen ortak bir anlayış yoktu. Bu topraklarda yaşayan halk; din, dil, ırk farkı çok çeşitli olduğundan bu siyasi durumu çok fazla önemsemiyorlardı. Hıristiyan halk, kendi dinlerini yaşayabileceği bir devletin himayesine girmek için çalışmalarda bulunuyordu. Ayrıca her ırk kendi milli devleti için bir takım çalışmalarda bulunuyordu.[kaynak belirtilmeli]
[değiştir] Osmanlı’da Basın Hareketleri
Osmanlı aydınını ortaya çıkaran Batılılaşma olgusu Osmanlı Devleti’nin Tanzimat Fermanı’ndan beri izlemeye çalıştığı bir siyasetti.[kaynak belirtilmeli] Osmanlı aydınları Batı’yı pek fazla bilmedikleri gibi padişahı da pek fazla eleştirmezlerdi. Yine de Abdülhamid döneminde etkili olan aydınlar eskisine göre daha bilinçliydi. Bu dönemde yurtdışında bulunan aydınlar Avrupa’yı yakından tanıma fırsatı bulmuşlar ve edindikleri fikri yayma fırsatı bulmuşlardır. Abdülhamid rejimine karşı örgütlenmiştir. Amaçları Kanun-i Esasi’yi yeniden yürürlüğe koyup meşrutiyeti getirmektir. Avrupa’ya kaçan Jön Türkler bu dönemde birçok gazete ve dergi çıkartarak istibdat rejimi ile sıkı bir mücadeleye giriştiler. Yayınladıkları dergi ve gazeteler yabancı postalar aracılığıyla yurda giriyordu. Bu yayınlar 1900’lerden sonra daha da artmıştır. Bu nedenle hükümet Jön Türkler ile yayınlarını durdurmak için pazarlığa bile oturmuş ve bu durum sıkıntı çeken Jön Türklerin işine gelmiştir. Değerinin kat kat fazlasına satılan yayınlar kapatılmış ancak Jön Türkler bu faaliyetlerine başka bir isim altında devam etmişlerdir.[kaynak belirtilmeli] Jön Türkler 1889-1908 yılları arasında çıkardıkları gazeteler ve dergiler ile fikir hayatına yeni bir yön vermeyi başarmışlardır. Bu yayınlar ise İngiltere, Fransa, Avusturya, Bulgaristan, İtalya, Yunanistan, Romanya, İsviçre, Brezilya, Belçika, Amerika ve Kıbrıs olmak üzere 13 yabancı ülkede Türkçe-yabancı dillerde olmak üzere 152’nin üzerinde gazete ve ya dergi yayınlamışlardır.
[değiştir] Jön Türk Yayınları
[değiştir] Meşveret
Aralık 1895’de Ahmet Rıza tarafından Türkçe-Fransızca olarak yayınlanmaya başlanmıştır. Gazetesinde meşrutiyeti savunmuş, halkın politik görev bilincine varabilmesi için eğitilmiş gerektiğini ileri sürmüştür. Eğitim ve kültürün üzerinde durmuştur. Bunların yanı sıra çok ağır siyasi yazılar da yazmıştır. Daha sonraları iyice yazılarını ağırlaştıran Ahmet Cevdet’in Osmanlı aleyhine daha cüretkâr davrandığından Fransız savcı tarafından gazetesi kapanacaktı. Meşveret ile aynı anda Mısır'da yayınlanan “mizan” gazetesini gerekçe gösteren Ahmet Rıza aynı cemiyetin iki farklı Türkçe gazete çıkarmasının anlamsız olduğunu ileri sürerek Türkçe Meşveret’in yayınını durdurmuştur. Ancak mizancı Murat’ın saray ile anlaşarak mizanın yayınına son vermesi üzerine Türkçe Meşveret yeniden yayınlanmaya başlandı. Bu arada Cenevre’de Osmanlı gazetesinin yayınlanması üzerine Ahmet Rıza, Meşveret'i tekrar kapatmıştır. Meşveret, yüksek seviyede bir fikir gazetesi olmaktan öte sadece öncü bir gazete olmuştur.
[değiştir] Mizan
Ağustos 1886’da İstanbul’da Murat Bey tarafından çıkarılmıştır. Siyasi ve ekonomik özgürlüğe ilişkin yazılarıyla hükümetin dikkatini çekmesi ve Murat Bey Mısır’a kaçmıştır. İstanbul’da yayınladığı dönemlerde Mizan, iktisadi konulara yönelmiştir. Mısırda Murat Bey'in İstanbul’daki ilimler politikası yerine tahrikçi ve ihtilalci Murat kimliğini ön plana çıkarması ve ittihatçıların görüşlerini savunmaya başlamasıdır. Murat Bey yazılarında, basın özgürlüğünün yasal sınırlar içinde sağlanmasından yargının ıslahından bir danışma kurulunun oluşturulmasından sorumlu bir hükümet ve ayan meclisinin kurulmasına değinmiştir.
Murat Bey panislamisttir. En büyük ideali Halife aracılığıyla tüm Müslümanların yabancı boyunduruğundan kurtarılıp, büyük bir İslam imparatorluğu kurulmasıydı. Özellikle basın yoluyla mücadelesinde Namık Kemal’in etkisinde kaldığını ve yazılarında onu taklit ettiğini görmekteyiz. [2] Mizancı Murat’ın fikir hayatı bazı dönemlerinde değişiklik göstermesi nedeniyle Ahmet Rıza ile araları açılmıştır. Bu yüzden jön Türkler bu iki kişi etrafında toplanmıştır. Fikirlerinin değişmesi üzerine mizancı Murat yurda dönmüş ve mizan’ı günlük çıkarmaya başlamıştır. Murat Bey burada ittihatçılara karşı bir tutum izlemesi ve 31 mart ayaklanmasından sonra ise gazetesi kapatılmış ve Rodos’a sürülmüştür.
[değiştir] Osmanlı Gazetesi
Mizan’ın kapatılmasından sonra ittihat ve terakkinin ilk kurucuları İshak Sükuti, Abdullah Cevdet, Tunalı Hilmi gibi kişiler tarafından kurulmuştur. Ancak saray bu durumdan rahatsız olmuş ve Afrika’ya gönderilen Jön Türklerin serbest bırakılacağı ancak gazetenin kapatılmasını istenmiştir. Gazete bir süre kapatılmış ancak saray sözünde durmadığından yeniden çıkarılmaya başlanmıştır(1897). Gazete, cumhuriyet yönetiminden bahsetmiştir. Yazılarında da halkı ayaklandırmaya çalışmışlardır. Fakat bu görüş diğer Jön Türklerce kabul görmemiştir. Fransızca, Almanca ve İngilizce dillerinde ilk Jön Türk gazetesidir. Bir süre sonra gazetenin basına Jön Türkler arasında yeni bir ayrılık ortaya çıkaracak olan prens Sebahaddin geçiyor. Prens Sabahaddin padişahı daha da sert eleştirmeye başlamıştır.
[değiştir] Şuray-ı Ümmet
Ahmet Rıza tarafından yayınlanmaya başlanmıştır. Merkeziyetçiliği savunmuştur. İlk sayıda gazetenin ilkeleri şöyle belirtilmiştir;
- 1876 Anayasasını tekrar yürürlüğe koymak.
- Tüm Osmanlı uyruklarında ortak bir vatanseverlik duygusu yaratmak
- Padişahın hanedanlığını ve tahtını korumak
Yazım kadrosunda, Selanikli Nazım, Ahmet Suip, Yusuf Akçura, Sami Paşazade Sezai, Ahmet Ağaoğlu gibi isimler vardı. Merkeziyetçiliği savunan Ahmet Rıza karşısında prens Sebahaddin ise adem-i merkeziyetçiliği tavsiye etmekte ve Terakki adlı Türkçe olarak küçük böyle bir gazete bu tekliflerini savunmuştur. Bu iki fikir meşrutiyetten sonrada devam edecek ve ittihatçılar meşrutiyetten sonra Ahmet Rızanın görüşlerini benimseyeceklerdir. Bunların dışında kanun-i esasi(1896, mısır), “hak”(1899), “sade-i millet”(1898- mısır), ikdam, muhbir(1866), ibret(1870)
[değiştir] Dergiler
Daha çok bilimsel nitelikli yazılar yayınlandı. Değişik yerlerde basılmıştır.
- Şikaya Dergisi 1893-Şikaya
- Şark ve Garb 1896-Paris
- Musavve 1900
- Mecmua-i Kemal 1905
- İçtihat(1904) Abdullah Cevdet
[değiştir] İbrahim Şinasi Efendi
Batıyı örnek alan ilk şairimizdir, ilk oyun yazarımızdır, Agah efendi ile beraber ilk özel gazetecimizdir. İslami ilimler öğrenirken, bir Fransız yazarından da Fransızca öğrendi. Mustafa Reşit Paşanın himayesinde Paris’e gönderildi. İstanbul’a döndüğünde eski görevine dönüp meclis-i maarif üyeliğine atandı. Fakat hükümete Mehmet Emin Ali Paşa gelince aralarında sorun oldu(sakal sorunu). Bu sakal bahanesinden görevinden uzaklaştırıldı. Asıl sebep Mustafa Reşit’in adamı olmasıydı. 1860’da Agah Efendi ile tercüman-ı Ahval’i çıkardı. Şair Evlenmesini yazdı. Şinasi tasvir-i efkar’ı kurduktan sonra Namık Kemal gazeteye dâhil oldu. Daha sonra Paris’e gitmek zorunda kaldı(Ali ile münasebetleri yüzünden). Daha sonra Fransa-Prusya savaşından dolayı İstanbul’a dönmek zorunda kaldı. Yalnızlık ve sefalet içinde öldü. Şinasi’yi önemli yapan diğer bir faktörde batı uygarlığını benimsemesiydi. Akıl, bilim, insaniyetçilik ve adalet onun için büyük değerlerdi. Bu yüzden Namık Kemal ve onun kuşağındaki birçok isme yol gösterici oldu. Meşrutiyetçi değildi. Siyasi rejimle sorunu yoktu.
[değiştir] Namık Kemal
Namık Kemal yenilikçi şairlerden biridir. Hatta en önde gelenlerindendir. Fakat Babiali tercüme odasına tercüman olarak girmeden önce divan şiiriyle de çok alakalıydı. Fakat tercüme memurluğu sırasında Fransızca öğrendi ve tanıştığı batı kültürü çok ilgisini çekti. Daha sonra Şinasi ile tanıştı Tasvir-i Efkâr’da çevirileri yayınladı. Şinasi Fransa’ya gidince başyazar oldu. Artık daha çok fikirlerini yazabilme fırsatı buldu. Fakat hükümet Namık Kemal isminden rahatsız oluyordu. Bunun tek sebebi Tasvir-i Efkâr yazıları değildi. İttifak-i Hamiyet adlı gizli örgütle ilişkisi ortaya çıkınca hükümet tarafından Erzurum vali yardımcılığına sürüldü. Burada barınamayacağını anlayınca Mustafa Fazıl Paşa’nın davetiyle Paris’e kaçtı. Fazıl Paşa’nın önderliğinde orada Yeni Osmanlılar Cemiyeti’ni kurdular. Tasvir-i Efkâr’da dış siyasetle ve bazı toplumsal sorunları yazan Namık Kemal, Avrupa’daki özgürlükten yararlanacak temel siyasi sorunları tartışmaya başladılar. Tabii bu durumu J. Locke ve J.J. Rousseau gibi aydınlar çok etkilemiştir. N. Kemal ve arkadaşlarının siyasi muhalefeti padişaha değil daha çok Ali Paşa yönetimineydi. Avrupa’dan alınan kanunların doğrudan uygulanmasına karşıydı. N. Kemal uzun Avrupa macerasından sonra Ali Paşa ile anlaşarak gazetecilik yapmamak şartıyla memlekete çağrıldı. Ali Paşa öldükten sonra yazılarına devam etti. Daha sonra Mithat Paşa, N. Kemal’i İstanbul’dan uzaklaştırarak Gelibolu’ya sürdü. Fakat burada da yolsuzlukla mücadele ederek tekrar azledildi ve İstanbul’a geri döndü. Bu dönemde yazdığı “Vatan yahut Silistre” büyük ses getirdi. Vatanseverleri coşturdu. Sokaklarda N. Kemal lehinde gösteriler yapılmaya başlandı. N. Kemal birden halk kahramanı oldu ve bir anda birçok grup galeyana geldi. Tabii bu durum N. Kemal’i tekrar potansiyel bir tehlike haline getirdi. Magosa’ya sürgün edildi. Otuz sekiz ay burada yaşadı daha sonra taht değişikliği nedeniyle (V. Murat ) geri geldi. Abdülhamid rejiminde Kanun-i Esasi’yi hazırlayan kurulda yer aldı. Fakat Abdülhamid’le arası açıldı. Rodos, Sakız, Midilli gibi Ege adalarında, hayatının geri kalanını çoğunda olduğu gibi sürgün geçirdi. Eğitim Türkçe yapılması fikri, Vatanın istikbali için eğitim ve kültür alanında çaba harcanmalıydı. Köylünün ağır vergi yükü hafifletilmelidir.
[değiştir] Ali Suavi
Kendini ulema saydığı ve kıyafetlerini benimsediği bilinmektedir. Muhbir gazetesinde Ali Paşa’yı eleştirel yazılar yazmış ve Mehmet Fazıl’ın birkaç yazısını gazetenin köşesinde yayınladığı için Yeni Osmanlıların arasına girmiştir. Bu durumlardan sonra Kastamonu’ya sürüldü. Birçok Yeni Osmanlı gibi hayati tehlikeden dolayı Paris’e kaçtı (M. Fazıl’ın çağrısı üzerine). Fakat sonraki dönemde bir mesele yüzünden anlaşmazlık yaşandı ve Muhbir gazetesini yayınlamayı durdurdu(Londra’da yayınlanıyordu).
Suavi; hırçın, aşırılıklarla dolu, uyumsuz, iddialı, dost tutamayan bir insandı.
Sonraki süreçte önce İngiltere’de Ulûm gazetesini çıkarmaya başladı. Fakat sonraki süreçte koptuğu arkadaşlarının karşısına geçerek meşrutiyet yanlısı bir yayın olan “Muvakkaten, Ulûm Müşterilerine” gazetelerini çıkarmaya başladı. Tabii bu yanlı tutum Abdülhamid’le barışmasını sağladı ve geri döndü. Sonra Galatasaray’a müdür oldu. Fakat sonraki süreçte Abdülhamid’den kaynaklanan bir sebepten olacak ki Abdülhamid’in Çırağan Baskınında öldürülmüştür. Genç Osmanlılar Suavi’den pek hazzetmediler. Bunun sebebi meşrutiyetçi tutumu olabilir. Hatta İngiliz ajanı olduğu bile iddia edilmiştir. Düşüncelerine gelecek olursak eğer tabii bu düşünceleri otorite yanlısı tutumu benimsemeden önceki düşünceler;
- Cumhuriyet Dönemi’nde K. Atatürk’ün kurduğu yapıyı ilk olarak dillendiren kişilerden biridir.
- Laikliği savunmuştur.
- Halifelik konusundaki görüşleri.(Halifelik kurum değildir)
- Cumhuriyet yönetimini ortaya atmıştır.(Sultan yine bulunur)
- Fakat Suavi çok fazla Batıcı değildir. Ulemayı destekler.(Askerden daha üstündür)
- Türklerin yüksek nitelikli bir ırk olduğunu ortaya atar.
- İslamiyet’e en büyük katkının Türkler tarafından yapıldığını iddia eder.
- Türkçenin büyük bir dil olduğunu söyler. Yabancı sözcük kullanımına karşı çıkar. Dış Türklerle yazın ilişkide olunmasını savunur.
- Medreseler kapatılmalı,, sarık kaldırılmalı, din dersi Türkçe verilmelidir.
- Osmanlı'da bankalar kurulmalı ve fabrikalar açılmalıdır, der.
[değiştir] Ahmet Cevdet Paşa
Cevdet, paşa olarak Halep’e tayin edildi. Daha sonra 1868’de Divan-ı Ahkem-i Adliye reisliğine getirildi. Burada Fransız medeni kanunu kabul ettirmeye çalışan Mithat Paşa ve yandaşlarına karşı Mecelle’yi yazarak kabul ettirdi. Bu süreçten sonra çeşitli devlet memurluklarında bulundu ve Abdulhamid’in onemli gorevlerini. Genelde cok hayirli işlerini Ahmet Cevdet’e yaptırırdı. Mithat Paşayı tutuklatmak görevi de bunların arasındadır. Cevdet’e göre Avrupa fetihlerinden önce Müslümanlar tek bayrak altında toplanmalı daha sonra Avrupa fetihleri başlamalıydı. Bu durumda devlet daha uzun ömürlü olabilirdi. Cevdet Bey, cok dogru bir fikir olarak İslam birliğini destekliyordu. Cevdet Bey, kanun-i esasiyi gereksiz buluyordu cunku Şeriat-i Garra zaten bir kanun-i esasiydi. Ayrıca Osmanlı'nın asıl gücünün Türklerden oluştuğunu belirtmiştir.
[değiştir] Ahmet Rıza
Ahmet Rıza Galatasaray’da eğitim gördükten sonra Fransa’ya tarım eğitimi almaya gitti. Burada pozitivizm’i benimsedi ve August Comte’un öğrencisi olan Pierre Lafitte’in derslerine devam etti. Pozitivizm, metafiziği reddeder, bilimin üstünlüğünü kabul eder. Hatta bilimin toplum olaylarını açıklayacağını iddia edecek kadar ileri gider.
Pozitivizm, onun için çekiciydi çünkü:
- Hristiyanlıkla ilgisi yoktu ve dinin (İslamiyet) Osmanlı toplumu üzerindeki etkisinin farkındaydı(dayanışma esası).
- Osmanlı padişahlarının keyfi şeklindeki yönetimine tabiiydi.
- Büyük bir sarsıntı(siyasi çalkantı ya da savaş) durumunda devlet dağılıp gidebilirdi.
- Topluma yön verecek olan uzmanlardı(Ahmet Rıza topluma tepeden bakan bir kişilikti).
Ahmet Rıza ittihat ve terakkiye girdi ve mesveret’i çıkarmaya başladı. Fakat sonra ayan meclisine girerek ittihat ve terakki karşıtı oldu. Ahmet Rıza’nın Osmanlının ilerlemesi için ortaya diğerlerinden farklı bir fikirde yönetimin değil toplumun değişmesi gerektiğini savunmasıdır.
[değiştir] Abdullah Cevdet
Cevdet jön Türklerin içinde herhalde en entelektüellerden biri olduğu kadar en çalışkanlarından da biridir. Siyaset, toplumbilimi, psikoloji, edebiyat gibi konularda yazdığı pek çok kitap, makale ve yaptığı çeviriler önemini ve değerini göstermek açısından yeterli olabilir. Ancak ciddi bir sorunu vardi: Islama dusman olmak.
[değiştir] Prens Sebahattin
Sebahattin’e göre istibdat toplumun şartlarının bir getirisiydi. Eğer toplum şartları değiştirilmezse istibdat tekrar yaşanabilecek bir durumdur. Prens Sebahattin Ali Rıza karşıtı gruplar Adem-i merkeziyetçiliği savunur. 1902’deki jön Türk kongresinde adem-i merkeziyetçilik fikrini getiren Sebahattin bir bölünmeye yol açtı. Adem-i merkeziyetçiler olarak ayrılan grupta; Sebahattin, Nihat, Reşat, Dr. Rıfat, Miralay Zeki, Teşebbüs’ü şahsi gibi kişiler yer aldı.
[değiştir] Yusuf Akçura
1908’e kadar ki dönemde Akçura, meşveret ve şüra-i ümmet’te yazılar yazdı. Bu yazılardan en önemlisi “üç tarzı siyaset” adlı makalesi olmuştur. [3] Bu makaleyi yazarken etkilendiği önemli faktörler vardır. Tatar ıslahatçılığı ve çağdaşçılığı( iktisadi ve siyasi gelişim sonucu). Kazanda İslamiyet çağdaşlaştırılmış, medreselerde müspet ilimler okutulmaya başlanmıştır. İslam öncesi Türk tarihine önem vermek Türklüğü İslamiyet ile birleştirmemek. Çünkü İslami gelenek İslam öncesini küçümser ve reddederDiğer etkilendiği faktör ise Fransa’daki öğrenim sürecinde bazı yaklaşımlardan etkilenmiştir; maddesi yaklaşımı sayesinde tarihe ve siyasete düşünce ve idealler yönünden değil de, iktisadi yönden bakmayı gerektiği görünüşü benimsedi. Toplumsal Darwinci görüşe göre ise gerçek olan hayat mücadelesidir. Üç teşkilatta millet teşkilatı / İslam birliği/ Türklerin birliği bahsedilir. Bu eserinde Akçura’nın asıl anlatmak istediği Osmanlının tek bir millet olmasının imkânsızlığıdır.
[değiştir] Kaynakça
- AHMAD, Feroz, İttihat ve Terakki (1908-1914), Sander Yay., İst. 1971
- AKŞİN, Sina, Jön Türkler ve İttihat ve Terakki, İmge Kitapesi, Ank.2001 (3. Baskı)
- AKŞİN, Sina, Türkiye Tarihi, C.3, Cem Yayınevi, İst. 2009.
- GEORGEON, Francois, Türk Milliyetçiliğinin Kökleri – Yusuf Akçura (1876 - 1935), Tarih Vakfı Yurt Yay., İst. 2005
- HANİOĞLU, M. Şükrü, Bir Siyasal Düşünür Olarak Doktor Abdullah Cevdet ve Dönemi, Üçdal Nesriyat Yay., İst. 1981
- JORGA, Nicolae, Osmanlı İmp. Tarihi, C.5, Yeditepe Yay., İst. 2009
- LEWİS, Bernard, Modern Türkiye’nin Doğusu, TTK, Ank. 2000
- PETROSYAN, Y. Aşotoviç, Sovyet Gözüyle Jön Türkler, Bilgi Yay. Ank. 1974
- RAMSAUR, Ernest E. Jön Türkler – 1908 İhtilalinin Doğusu, Pınar Yay., İst. 2004
- ÜLKEN, HİLMİ ZİYA, Türkiye’de Çağdaş Düşünce Tarihi, Ülken Yay., İst. 1992
