Bahçeköy, Düzce

Vikipedi, özgür ansiklopedi
Atla: kullan, ara


Bahçeköy
—  Köy  —
Düzce Turkey Provinces locator.jpg
Ülke Türkiye Türkiye
Coğrafi bölge Karadeniz Bölgesi
İl Düzce
İlçe Merkez
Nüfus (2000)[1]
 - Toplam 635
Zaman dilimi DAZD (+2)
 - Yaz (YSU) DAYZD (+3)
İl alan kodu 380
İl plaka kodu 81
Posta kodu 81000
İnternet sitesi: [2]

Bahçeköy, Düzce ilinin Merkez ilçesine bağlı bir köydür.

Tarihi[değiştir | kaynağı değiştir]

Köyün kurulduğu zamanlarda her evin geniş bahçeleri bulunurdu.Bu bahçelerde tarım ürünleri ekilmekte ve hayvan otlatılmaktaydı.Bahçelere büyük evler yapılarak alan daraldı.Ve en sonunda tarım işleri tarlalarda,hayvancılık meralarda yapılmaya başlanınca bahçelerin değeri azaldı.Ve en sonunda köyün adı BAHÇEKÖY olarak kalmıştır. Bugünkü bilgilerimize göre, Türklerin Irak'a ilk girişleri Hicri 54 (Miladi 674) tarihlerine kadar uzanmaktadır. Emevî Halifesi Muaviye tarafından Horasan'a gönderilen Ubeydullah bin Ziyad 20.000 kişilik ordusu ile Ceyhun Nehri'ni geçerek, Buhara'ya yönelir. Beykenti de geçen komutan Ubeydullah'ın Buhara'ya yaptığı saldırılar karşısında, Buhara prensesi Hatun1 emrindeki Türk kuvvetleri ile şiddetli çarpışmalardan sonra sulh yapmak zorunda kalır. Böylece Ubeydullah sulhtan sonra, yanına aldığı Türk askerlerini Irak'a götürerek, Basra'ya yerleştirir. Tarihi kaynaklar, Basra'ya yerleştirilen Türk askerlerinin 2000 kişi kadar olduklarını ve bunların ok atmakta pek mahir bulunduklarını, bu semte de Buhariyye denildiğini kaydeder. Bu Türk okçularından, Yemame'de asî Arap bedevîlerinin bastırılmasında yararlanıldığı biliniyor. Basra'da Ubeydullah bin Ziyad'ın gözde adamlarından biri olan Reşidü't-Türkî2 adındaki mevlasının da, Basra'ya yerleştirilen Türkler arasından yükseldiği şüphesizdir. Horasan ve Mâverâünnehir'de fetihlere girişen İslam ordularına katılan Türk beyleri (prensleri, soyluları veya asilzâdeleri), daha Emevîler döneminde orduda önemli görevler almaya başlamışlardı. Türklerin üstün savaş yetenekleri ve ok atmaktaki maharetleri, İslam kumandanlarının dikkatini çekmiş ve onları ordularına almalarına yol açmıştır. Böylece Türkler, henüz okçuluk sanatını bilmeyen Arap askerlerine bu hususta eğitim yaptırıyorlardı.

Hicrî 132 (Milâdî 749) yılında Yezid bin Ömer bin Hübeyra, birkaç ay kuşatmadan sonra, Ebu Cafer el-Mansur'a Vasıt şehrinde teslim olduğu zaman, yanında 2300 Buharalı Türk askeri bulunuyordu. Horasan Valisi Abdullah bin Tahir, halifenin emri üzerine Türkistan'ın çeşitli şehirlerinde her yıl Irak'a 2000 Türk savaşçısı gönderiyordu. Hicrî 138 (Milâdî 755) yılında ise, Horasan valiliğinde bulunan Fazl bin Yahya el-Bermekî, Abbasî ordusunda hizmete alınmak üzere 20.000 Türk savaşçısını Irak'a gönderdi.

Türklerin Irak'a gelişlerinin, Abbasî döneminde ve özellikle Halife Me'mun ve halefi Halife Mu'tasım'ın iktidarları sırasında meydana gelen bir takım siyasî gelişmelerden dolayı daha da sıklaştığını görüyoruz. Halife Me'mun'un tahta oturmasında büyük rol oynayan Türkler, Bağdat'a yerleştirilmişlerdi. Abbasîlere cephe alan Şii Araplara karşı hilafet makamını savunmak için, Türklere dayanmaktan başka bir çare bulamayan Me'mun, Türkistan'dan Türk askerinden oluşan yeni kuvvetleri hilafet merkezi olan Bağdat'a getirtiyordu.

Halife Mu'tasım zamanında Türklerin Abbasî ordusuna alınmaları işlemine daha fazla önem verildi. Böylece Suğd, Fergana, Esruşene ve Taşkent bölgelerinden gelen deneyimli Türk subayları, halifenin Hassa ordusuna alınıyordu. Hicrî 211 (Milâdî 836) yılında Mu'tasım'ın emriyle Türk kumandanı Aşnas tarafından Türk hassa askeri için Samerra şehri kuruldu. 70 bin mevcutlu olan Samerra, böylece yarım yüzyıl (836-884) kadar hilafet merkezi olmuştur. Mu'tasım'dan sonra Türklerin sayıları ve nüfuzları arttığı gibi, bu durum, Türkistan'ın da hızla Müslümanlaşmasında büyük rol oynamıştır.

Hilafet ordusunda, özellikle Mu'tasım, Vasık ve Mütevekkil'in halifelik dönemlerinde (840-860) Türk kumandanlarının nüfuzu gittikçe artmıştır. Bu dönemin Türk komutanları arasında adları geçen Afşın, Aşnas, Büyük Boğa, Küçük Boğa, Vasıf ve Hakan, devlet yönetimini ellerine almışlardır. Bu komutanlardan Büyük Boğa Mu'tasım'dan başka beş halifenin hizmetinde bulunmuş, devletin iç güvenliğini sarsan kargaşaların bastırılmasında ve Bizans'a karşı yapılan akınlarda başarılı komutan olarak büyük yararlıklar göstermiştir. Bunun gibi Afşın da bazı isyanların bastırılmasında ve Bizanslıların Ankara yakınlarındaki yenilgisinde önemli rol oynamıştır. Abbasîler arasında Türklerin durumu birçok Arap şair ve tarihçisinin dikkatini çekmiştir. Türklerin özellikle yüksek ahlak ve fazilet sahibi insanlar oldukları,10 dil ve soylarına aşırı derecede bağlı bulundukları, Arapça ve Farsça öğrenmekle beraber, gururlarına yediremedikleri için, yalnız Türkçe konuştukları, başka dil bilmemekle de öğündükleri, bu arada yiğitlik, şefkat, mertlik ve kahramanlıklarına karşı duyulan hayranlıklar, birçok kaynakta dile getirilmiştir. Türk askerlerinin üstün meziyetlerinin kaybolmamasına, bizzat halifeler özen göstermişler ve onların sadece Türk kızları ile evlenmelerine izin vermişlerdir. Ayrıca Türklerin, öz yurtlarında alışageldikleri gelenek ve göreneklerinin bozulmamasına da dikkat edilmiştir.

Annesi Türk olan Mu'tasım, çocukluğundan beri yanında Türkleri bulundurur ve Türk gelenek ve göreneklerini çok severdi. Türklerin yiğitlik ve bağlılıklarını yakından bildiği için, halife olunca da, maiyetindeki Türk askerlerinin sayılarını arttırmağa çalışıyordu. Özel hayatında da Türk ananelerine göre davranan Mu'tasım'ın, Türklerden meydana getirdiği hassa askerleri, kıyafet bakımından da diğer askerlerden farklı ve gösterişli idi.

Böylece inşa ettirilen Samerra, Türklerin etnik kökenli unsurlarla karışmalarına engel olacak şekilde planlanmıştı. Halifenin taşındığı bu yeni şehir, öyle bir şekilde düzenlenmişti ki, kendi yurtlarında komşu olan Türk boyları, burada da aynı düzende yerleştirilmişlerdi. Abbasî ordusundaki Türkler için inşa edilen Samerra'da, sanat tarihçileri ve arkeologlar tarafından yapılan incelemelerde, ister mimarî, ister fresko ve süsleme gibi dekorasyon elemanları açısından Türk etkisinin açıkça görüldüğü ortaya çıkarılmıştır.Halifeler, Türk cengâverlerinin Bizanslılarla olan çarpışmalarda kazandıkları zaferleri yüceltiyorlar ve onlara daha fazla sarılmağa çalışıyorlardı. Şii Deylemlerle Türk askerleri arasında başlıyan çekişmeler karşısında halifeler Türklerin tarafını tutuyor ve onların Bağdat'ta Sünniliği savunan en güçlü unsur olduklarından, yetkilerini arttırmak yolundaki isteklerini yerine getirmeğe mecbur kalıyorlardı.

908 yılında Halife Muktedir, Emirü'l-Ümera unvanı ile Türk komutanı Munis'e geniş idarî yetkiler vererek, saltanatı fiilen bırakmış oldu. Bundan sonra Türk komutanlarının kendi aralarında baş gösteren rekabetler, diğer yandan Emirü'l-Ümeralık üzerine Şii Deylemlerle olan çekişmeler, halifelerin de bu rekabet ve çekişmeleri körüklemek için entrikalara girişmeleri, Abbasî İmparatorluğu'nun itibarını iyice sarsmağa başlamış ve merkez Bağdat'a bağlı valiler de, bu karışıklıklardan yararlanarak yer yer bağımsızlıklarını ilan etmek yoluna gitmişlerdi. Halife Razi, Vasıt valisi Muhammed bin Raik'a 936 yılında Emirü'l-Ümeralık payesini vererek, bütün devlet yönetimini ona bırakmaktan başka, adının da hutbelerde kendi adı ile birlikte okunmasına izin vermek zorunda kaldı.

Bu sırada İran'dan askerleri ile birlikte kaçan Türk komutanı Beckem, Bağdat'ta halifeye başvurmuştu. Aralarında Tozun, Yaruk ve Muhammed Yınal gibi değerli Türk komutanları da bulunan Beckem'in askerlerini Emirü'l-Ümera Muhammed bin Raik karşıladı ve onları Vasıt'taki ordusuna aldı. Birlikte getirdiği askerin komutanı olarak tayin olunan Beckem, 936 yılında isyan çıkaran Ahvaz Valisi Ebu Abdullah el-Beridi üzerine yürüdü. Büveyhilerden yardım gören Beridi'yi iki defa mağlup etti ise de , başarı kazanamayan Beckem Vasıt'a döndü. Daha önce de değindiğimiz gibi, Emirü'l-Ümeralık için yapılan çekişmeler devam etmiş ve Beckem de, Emirü'l-Ümera Raik'i düşürmek için Vezir Ebu Ali bin Mukla ile anlaşmıştı. Bunu öğrenen Raik, Vezir Mukla'yı hapsetti ve az sonra vezir öldü.

Daha sonra eski düşmanı olan Beridi'yi kazanmaya çalışan Raik, Beridi'nin Beckem'e yenildiğini görünce, Beckem'in tarafını tutmak zorunda kaldı ve bütün teşebbüsleri boşa gitti. Bu başarısı üzerine, Eylül 938 tarihinde Bağdat'a giren Beckem, Raik'in yerine halife tarafından Emüri'l-Ümera tayin olundu. Beckem, ilk iş olarak, vergi vermeyen ve hükümete karşı direnen Hamdanîlere boyun eğdirmek için Musul üzerine yürüdü. Bunu fırsat bilen Raik'in, 2000 kişinin başında aniden Bağdat'ta görünmesi üzerine, 938'de Hamdanoğlu Hasan ile sulh yapan Beckem, tekrar Bağdat'a dönmek zorunda kaldı. Raik ile Beckem arasındaki anlaşmazlık, barış yolu ile giderildi ve Raik'a Harran, Urfa ve Kinnasrin ile yukarı Fırat havalisi ve sınır kaleleri verildi. Böylece birçok önemli ve hilafet merkezini yıpratan çekişmeleri nisbeten durduran Beckem'e yalnız Büveyh oğlullarından gelecek tehlikelere karşı bir takım önlemler almak işi kalıyordu. Bunun için Beridi'ninSus'a gönderdiği ordu, Büveyhilerin komutanı Mu'izzü'd-devle tarafından mağlup edilememiş ise de, yardımına gelen Ruknü'd-devle sayesinde Vasıt'a karşı yürüyen Büveyh ordusu tarafından şehrin bir kısmı işgal edilmişti. Bu esnada yardımcı birliklerle yetişen Beckem, Büveyhîleri püskürttü ve Ruknü'd-devle'yi çekilmek zorunda bıraktı.

Savaşı devam ettirmek için yeni planlar ve hazırlıklar yapıldığı sıralarda Beridi, bütün iktidarı elinde bulundurmak için entrikalar çevirmeğe girişince, 940'ta görevden alındı. Az sonra Halife Razi öldü ve yerine geçen Muttaki, Beckem'in Emirü'l-Ümeralık görevini devam ettirdi. Beckem de, Beridi üzerine bir ordu gönderdi; ancak komutanı yenilgiye uğradı. Bunun üzerine Beckem, bizzat kendisi komutayı ele alarak harekete geçti. Fakat Beckem yetişmeden Beridi, Nisan 941'de kesin olarak yenildi.

Birçok değerli hizmetler yapan ve askerî yeteneği yanında diğer meziyetleri de tarihçiler tarafından övgü ile anlatılan Beckem, bir sefer sırasında, aniden basılarak öldürüldü. Yerine Tozun Emirü'l-Ümera olarak atandı. Bu sıralarda Büveyhoğlu Ahmet, kardeşinden yardım alarak Ahvaz'ı işgal etti. 944 yılında Türk komutanı Emirü'l-Ümera Tozun, Musul'da Hamdanîlerle çarpışmakta olduğu sıralarda, Büveyhoğlu Ahmet Vasıt üzerine bir sefere girişti. Bunun üzerine Hamdanîlerle derhal barış imzalayan Tozun, Vasıt'a doğru yöneldi. 944 yılının Temmuz ayında karşılaşan iki ordunun çarpışması hakkında kaynaklar, değişik bilgiler vermekle beraber, Ahmet'in az sonra Ahvaz'a çekildiği anlaşılıyor. Büveyhoğlu Ahmet, 945 Mart'ının ortalarında Vasıt'ı işgal için ikinci defa teşebbüse geçti ise de, Tozun tarafından Nisan'da tekrar püskürtüldü. Ancak üçüncü defa Vasıt'a saldıran Ahmet, valinin kendi tarafına geçmesi sonucu, şehri çarpışmasız ele geçirdi. Daha sonra Bağdat üzerine yürüyen Ahmet, Ocak 945 tarihinde Sünnî İslâm dünyasının merkezi ve başşehrine girerek, iktidarı eline aldı. Halife Mustakfî tarafından Emirü'l-Ümera tayin edilen Ahmet'e ayrıca Mü'izzü'd-devle unvanı da verildi. Böylece Irak'ta, 1055'te Tuğrul Bey'in Bağdat'a girmesi ile sona erecek olan ve bir yüzyılı aşan Büveyhoğullarının hakimiyet dönemi başladı.Bunu kabullenmek istemeyen Türkler (ilk Bahçeköylüler) Ankara Haymanaya gelmiştir.Burdanda düzce ye göç etmişlerdir

BAHÇEKÖY'ÜN TARİHİ 2 Türklerin Orta Asya’dan Irak topraklarına gelişleri Müslüman olmalarıyla başlar . Bizim büyüklerimiz ise Alparslan’ın Malazgirt zaferinden sonra topluluklar halinde Irak topraklarına yerleşmeye başlıyorlar. Bu yerleştirme devlet kontrolünde olup oraların Türkleştirilmesi için yapılıyor. Bizleri yani Kara Keçili Türklerini Sülaymaniye, Kerkürk ve Musul gibi yörelere yerleştiriyorlar. Burada en az 250 -300 yıl yaşıyorlar. Dilimiz Araplardan , Acemlerden yani çevrelerinden etkileniyorlar. En çokta dilimiz etkileniyor. Ordan Anadolu’ya göç ettiğimizde bu dilimiz yüzünden bize kürt denilmiştir. Bir rivayete göre aşiretlerin kavga etmesi sonucunda aşiret reisimiz ölüyor ve o topraklarda barınamayacaklarını anlayıp topluca Anadolu’ya göç ediyorlar. Göç sebeplerinden birisi de Irak yöneticileri ile ters düşmeleridir. Anadolu toprakların da Batı’ya doğru ilerlerken yolda kafileden ayrılanlar oluyor.Örneğin Kızıltepe- Diyarbakır içinde ve beldelerinde, Nevşehir Kırşehir de yerleşenler oluyor. Çoğunluk ise Haymanaya yerleşiyor. 50 ila 100 yıl arasında Haymana da kalıyorlar. 10 , 12 yıl üst üste süren kuraklık yüzünden tekrar yollara düşüyorlar. Bir kısmı Karabük , Kastamonu, Sinop, Samsun tarafına göç ediyorlar. Bir kısmı Güney’e yani Konya yörelerine göç ediyorlar. Bizimkiler ise Batıy’a yani Düzce tarafına göç ediyorlar. Burada durmayıp başka yerlere de göç edenler oluyor. Örneğin şu anda olduğu gibi Akyazı da , Balıkesir de, Denizli de yaşayanlara rastlamak mümkündür. Düzce’ye 1550 1600 yılları arasında geldikleri tahmin ediliyor. İlk olarak Mudurnu yaylasında 5 yıl konaklıyorlar. Düzce Ovası o zamanlar bataklık ve sazlık olduğu için yerleşim yeri yokmuş. Bu çevre Üskübü’de ki Bey tarafından idare ediliyormuş. Bizimkiler Düzce Ovası’nda iken Bey ava çıkıyor. Onlar Bey’i hürmetle karşılayıp ağırlıyorlar. Bey de onları sarayına davet ediyor. O davette Bey onlara; siz hayvancılıkla geçiminizi sağlıyorsunuz gelin bu göçebe hayatını bırakın kışın burada yazın da yaylalara çıkarsınız diyor. Onun sözüyle kalanlara  ; kışları kalmaları için Develibesni’ye yerleşmelerini , yazları içinde Kardüz Yaylası’nı tabusunu üzerlerine kesmek suretiyle onlara tahsis ediyor. Düzce’nin Develibesni yöresin de epey bir müddet yaşıyorlar. Orada şu anda da olan mezarlıkta atalarımız yatmaktadır. Bir müddet sonra Büyük Melen’in kenarın da Kürt köyünü yani şimdiki adı ile Sultaniye Köyü’nü kurup bir müddet orada yaşıyorlar.

Bahçeköy’e ilk 1705 yılında üç kardeş gelip yerleşiyorlar. Bunlar Hacı Avdi , Mehmet ve Hüseyin kardeşlerdir. Daha sonraları başka yerlerdeki akrabaları yavaş yavaş Bahçeköy’üne yerleşiyorlar. Her yaz mevsiminde Kardüz Yaylası’na çıkıyorlar. Düğünlerini çoğunlukla Kardüz Yaylası’nda yapıyorlar. Ora da ufakta olsa bir mezarlığımız bulunmaktadır. Şunu da belirtmeden geçmeyelim ; O zamanlar Düzce de Pazarlar Cuma günleri kuruluyormuş. Onun için Düzce deki ilk cami şimdiki Merkez Büyük Cami 1635 yılında Cuma Camisi olarak inşa ediliyor . Bu güne kadar faaliyetini sürdürüyor.

Şimdi gelelim bizimkilere : Yani köy kurucaları olan üç kardeşin soyuna ;Hacı avdi’den: Sulolar , Cafer İnan’lar ve Menniler , Hacı Hüseyin ile Hacı Ali’lerin sülaleleri oluşuyor. Mehmet’tende ; Oğlu sağır Hasan’dan Karo Sülaleleri oluyor. ( Babaları sağır olduğu için bu lakap takılıyor) Hüseyin’den ; Hüsolar , Tahirler ile hüseyine Tongollar oluyor.

Bahçeköy’e yerleşmelerinin üzerinden 30 40 yıl geçtikten sonra ise Kekolar , Şakkolar ve Seyrolar gelip yerleşiyorlar. Tabi bunlar yine yukarda bahsedilen üç kardeşin akrabaları olduğundan gelip yerleşiyorlar. Şunu belirtmeden geçemeyeceğim: Bahçeköy , Paşakonağı, Tınas , Ballıca ,Mamure , İçmeler ve Akyazı’da ki yerleşenlerle çok yakın akrabalıklarımız vardır ve halen devam etmektedir.

Eğer bir nebze olsun bu yaptığım çalışma ile şimdikilere ve gelecekteki kardeşlerimize bir faydam dokunmuşsa ne mutlu bana. Kendimi bildim bileli hep geçmişimizi araştırdım. Çeşitli kitap , dergi ve kaynakları inceledim. Hiç usanmadan sordum soruşturdum ve bu yazıyı böylece hazırladım . Kusurum varsa affola…

ŞUANDA AKRABALARIMIZIN YAŞIDIĞI ŞEHİR VE BELDELER ANKARA  MERKEZ, HAYMANA, POLATLI KONYA  KULU ÇORUM  LAÇİN- DÜZCE  MERKEZ, VE KÖYLERİ (Bahçeköy, Paşakonağı, İçmeler, Mamure , Tınas ve Ballıca köyleri) ADAPAZARI MERKEZ , AKYAZI VE KÖYLERİ AMASYA SULUOVA , MERZİFON ERZURUM MERKEZ, NARMAN , OLTU VE TORTUM KARABÜK  MERKEZ , SAFRANBOLU, CUMAYANI SİNOP BOYABAT KASTAMONU  ARAÇ TOKAT TURHAL SAMSUN  BAFRA VE HAVZA VAN  ERCİŞ ŞANIURFA  SİVEREK BAYBURT IĞDIR  ARALIK ADYAMAN  KAHTA DİYARBAKIR MERKEZ

Kültür[değiştir | kaynağı değiştir]

Köyde orta oyunları,köy seyirlik oyunları,bayram kutlamaları,asker eğlencesi ve bahar şenlikleri gibi sosyal aktiviteler yapılmaktadır.

Coğrafya[değiştir | kaynağı değiştir]

Düzce merkezine 6 km uzaklıktadır.

İklim[değiştir | kaynağı değiştir]

Köyün iklimi, Karadeniz iklimi etki alanı içerisindedir.

Nüfus[değiştir | kaynağı değiştir]

Yıllara göre köy nüfus verileri
2007 1020
2000 635
1997 730

Ekonomi[değiştir | kaynağı değiştir]

Köyün ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır. KÖYÜMÜZÜN aylık ortalama geliri 3600 tl kadardır.Bu para muhtarlıkta biriktirilip köy için kullanılır. Ayrıca Futbol kulüplerinin antrenman olanağı vardır.

Muhtarlık[değiştir | kaynağı değiştir]

Yerleşim yerinin köy tüzel kişiliği alması ile birlikte köyün tüzel kişiliğini temsil etmesi için köy muhtarlık seçimleri de yapılmaktadır.

2008 YILINDA KÖY MUHTARLIĞINA BAYRAM ÖZCAN seçilmiştir.


Altyapı bilgileri[değiştir | kaynağı değiştir]

Köyde ilköğretim okulu vardır . Aynı zamanda ana sınıfı da bulunmaktadır. Köyün sağlık ocağı binası bulunmaktadır; kullanılmaktadır. Köyde internet, asfalt, telefon ve elektrik vardır.

Dış bağlantılar[değiştir | kaynağı değiştir]