Akarsu, Maçka

Vikipedi, özgür ansiklopedi
Atla: kullan, ara
Akarsu Köyü
—  Köy  —
Trabzon
Trabzon
Ülke Türkiye Türkiye
Coğrafi bölge Karadeniz Bölgesi
İl Trabzon
İlçe Maçka
Nüfus (2000)[1]
 - Toplam 550
Zaman dilimi DAZD (+2)
 - Yaz (YSU) DAYZD (+3)
İl alan kodu 462
İl plaka kodu 61
Posta kodu 61750
İnternet sitesi: http://www.akarsukoyu.com

Akarsu, Trabzon ilinin Maçka ilçesine bağlı bir köydür.

Adı[değiştir | kaynağı değiştir]

Akarsu köyünün Trabzon İmparatorluğu ve Osmanlı dönemlerindeki orijinal adı Larhan olup, Özhan Öztürk'e göre Yunanca Lari "Yağ" ve Farsça "han" kelimelerinin birleşmesinden oluşmuştur.[2].

Tarihçe[değiştir | kaynağı değiştir]

Rumca adı Larhan'dır.Köy halkının:

KÖYÜN TARİHÇESİ Akarsu köyünün kuruluş tarihi kesin olarak bilinmemekle birlikte şu ana kadar yazılı bir kaynak elimize geçmemiştir. Akarsu köyünün tarihini, Trabzon tarihiyle değerlendirmek daha uygun olur. Bunun için köyümüze insanların ne zaman geldikleri, nasıl yerleştikleri kesin bir kayıtla bilinmemektedir. Bilinen odur ki, köyün tarihi eskiye dayanmaktadır. Ancak gerek Temel Karadeniz, gerekse diğer yaşlılardan duyduğumuz, bu köye ilk Çarşafına adında birisinin yerleşmiş olmasıdır. Bu kişinin yerleştiği şimdiki İzzet Yavuz’un oturmuş olduğu eski evidir Ancak bu kişinin ne zaman geldiği ise bilinmemektedir. Çarşafına veya çarşaflı adının olması bu köye yerleşenlerin Türk izlerinin olduğunu göstermektedir.

Ancak Trabzon tarihi hakkında bazı bilgilerin köyümüzün geçmişini de aydınlatmış olacağını düşünerek bu konuya burada yer vermek uygun olur. Tarihi kayıtlarda, Doğu Karadeniz bölgesinde ilkçağ dönemini aydınlatan bilimsel araştırmalar ve kazılar ciddi bir şekilde yapılmamıştır. Bu kazılar genellikle mağaralarda yapılarak ortaya çıkarılmaktadır. Mağara yönünden zengin olan köyümüz böyle bir çalışma sonucu gerek köyümüzün ve gerekse doğu Karadeniz’in geçmişi hakkında tarihe ışık tutacağına inanıyorum. Birçok tarihçi bu yöre hakkında araştırmalar yapmışlardır. Bunlardan birçoğu kilise kaynaklı bilgilere dayanarak yanlı olan görüşleri yansıtmışlardır. Bir kısım tarihçiler de bu yöreye yerleşen insanların hepsinin Türk olduğu varsayımıyla yaklaşmaları, ciddi bir tarihi delili ifade etmemektedir. Bu çelişkileri ileriki yıllardaki bulgular daha çok yansıtabileceğini umuyorum. Bu yörenin çeşitli idarelerin ve medeniyetlerin altına girdiği gibi göçler, savaşlar, ticaretler değişimlerde büyük roller oynamıştır. Örneğin, Eusobis ve Yuvanidis gibi tarihçiler Trabzon’un M. Ö 756 da Ege kıyılarından gelen Miletoslular tarafından kurulduğunu söylerken Bessarion ve Kritobulos adlı kronologlar da Arkadıa halkı tarafından kurulduğunu gösterilir. (Bu isimde yöremize yakın bir semt de bulunur ve oraya halk dilinde Arğaliya denilmektedir.) Bu görüşlere karşı Charles, Texier. Trabzon’un Yunanistan’ın en eski beldesi olan Mora’daki Argos kentinden daha eski olup Milattan 2000 yıl önce kurulduğunu iddia eder. Homeros ise (MÖ 9. yy) İlliada destanında, Anadolu’nun birliği için Helenler’le savaşan Truvalılara yardım için, Doğu Karadeniz’den gelen Halizonyalılar’ın bu yörenin ilk sahipleri olduğu anlatılır. Tarihçi Herotot da, MÖ 484–425 bu yörenin ilk yerlilerin İskitler olduğunu ileri sürer Reşit Saffet Atabinen’e göre, Anadolu Türklerin ikinci anayurdudur. Orta Asya’dan, çeşitli sebeplerle göç eden Türk boyları, Kafkasları ve İran yaylasını aşarak Karadeniz yöresine yerleşirler ve İl devletleri kurarlar. Buralarda Anayurtlardaki toplumsal ve siyasal yaşantılarını sürdürürler.

Birçok tarihçi bu görüşe katılır ve batıdan gelen sömürgecilerin bu yerli halkla kaynaşarak bütünleştiğini savunur. Bu görüşe katılanlar: Fiedrika, Brozny, Charles, Texier, Xenophon, Amasyalı Hüseyin, Hüsamettin Efendi, Diyarbakırlı Sait Paşa, Şemsettin Günaltay, Arif Müfit Mansel, Şakir Şevket, Mustafa Reşit Tarakçıoğlu, Muzaffer Lermioğlu, Mahmut Goloğlu, İsmet Zeki Eyüboğlu, Ahmet Canbali. Kafkas ve Anadolu yoluyla gelen ilk yerli halkların kendilerine özgü bir yazıları olmadığından, o dönemlerde ilgili kaynakların çoğu Yunanca ve Latince yazılmıştır. Ayrıca devlet dili olarak kabul ettirildiği gibi, okullarda eğitim dili olarak da halka öğretilmiştir. Doğu Karadeniz’e özel olarak gelen misyonerler, İncil’in dilini bilmeyenlerin küfür işlediklerini söyleyerek bir nevi Yunancayı mecbur etmişlerdir. Bu nedenle kilise kaynaklı bilgiler birçok tarihçiyi yanılttığı gibi, tek yanlı yazmalarına sebep olmuşlardır. Yunan dilinin, Yunan ırkının, Yunan Uygarlığına inanmış o dille öğrendikleri Hıristiyanlığa çok bağlı olan bu kişiler, kilise belgelerinden başka belge tanımazlar, tanımak da istemezler. Bunlardan biri de Rice Talbot dur. 1817 dolaylarında Maçka’nın 150, Akarsu Köyü’nün de 350 hane olduğunu düşünürsek. Bu insanların tamamının Yunan adalarından ve Helen ülkesinden gelmiş olması mümkün değildir. Üstelik o zamanlar doğru dürüst yolu olmayan bu vadilerdeki halk tarıma dayalı değil koçar göçer bir yaşantının içinde zor geçim şartlarında, adeta vadiler arasına sıkışmıştı. Bir vadiden öbür vadiye geçmek mümkün olamıyordu. Vadiler arasında devamlı savaşlar olmakta idi. Böyle bir milletin arasına gelip barınmaları ise asla mümkün değildi. Ancak sahil kesiminde koloniler kuranların dahi tercümanla anlaşabildiklerini de göz önünde bulunduracak olursak, sahil kesimin dışında kalan yüksek alanlarda yaşayan halkın çoğu dil ve din değiştirerek o yörenin en eski halkı olduğu tarafsız tarihçiler tarafından sağlıklı görüş olarak saptanmıştır. Maçka’nın bir yerleşim yeri olarak 2400 yıllık bir tarihinin olduğu bilinir. Akarsu Köyü’nün de daha eski olabileceği görüşündeyim. Zira Doğu Karadeniz bölgesine ilk yerleşim dağlarda ve dağların güney eteklerinde ve düz olan yaylalarda olmuştur. Şimdiki köyler ise, daha sonraları ormanları kırılarak yerleşime uygun hale getirilmişlerdir.

MÖ 400 dolaylarında Pers Kiros (Keyhüsrev) kardeşine karşı ayaklanmıştı. Onun yanında savaşa katılmak için Helen’den Onbin asker onun yanında savaşmak için Salihli’den Yola çıkar. Tüm Anadolu’yu baştanbaşa geçerek savaşa katılırlar. Başarısızlığa uğrayınca geri dönmek zorunda kalırlar. Taokların memleketi olarak adlandırılan Tav-eli Şimdiki Oltu bölgesinden geri dönerek Bayburt, Maçka üzerinden Trabzon’a inerler. Oradan da sahili yürüyerek, Sinop’tan deniz yoluyla kendi ülkelerine geri dönerler Atinalı Tarihçi ve ünlü filozof Xenophon yazdığı Anabazis adlı yapıtında bu olaya yer verir ve Onbinler’in geçtikleri güzergâhtaki kavimlerden söz eder. Kumandanın geçtiği güzergâh, Bayburt’tan sonra Maçka yaylaları, köyleri ve Maçka olduğu kitabındaki açıklamalardan anlaşılmaktadır. Birçok tartışmalara yol açan bu güzergâhın köyümüzün çok yakınından geçtiği ve buradaki yaşayışlara ışık tuttuğuna inanıyorum. Zira Xenophon bu yol güzergâhında Kolhozların Makronlar’ın İskitlerin ülkelerinden geçtiklerini onlarla savaştıklarını yazar. Ayrıca uzun yürüyüşlerden çok yorgun düşen askerler, bir tepeye çıkıp, oradan denizi görünce bağırarak birbirlerine sarıldıklarını ve mevcut taşlardan bir de kule yaptıklarını söyler. Ayrıca 55 kilometre yürüyerek Kolhlar (Kolhozlar) ın memleketine geldiklerini, oradan da yaklaşık 40 km yürüyerek Trabzon’a ulaştıklarını belirtir. Akarsu Maçka arası 15 kilometre Maçka-Trabzon arası ise 30 kilometredir. Bunun yanında Akarsu köyünün kurulduğu güneydoğu yamacında Kapıtaş kayalarının en yüksek tepesinin adı Kahloz dur. Bu tepeden bakıldığında deniz görülebiliyordu. Bunun yanında Bakımlı (Ağursa) nın biraz yükseği ve kuzeyindeki alana Makren denilmektedir. Akarsu köyünün güney batısındaki köyün ismi İskalita’dır. (Altındere) İskalita İskitlerin yerleşmiş olduğu bir yerdir. Zira orada bir toprak kaymasından sonra bir İskit iğnesi de bulundu Karşılıklı iki öküz başı bulunan bu iğne İsmet Zeki Eyüboğlu’ndadır. Bu iğne bir İskit iğnesidir. Kutsal sayılıp, ölülerin göğsüne takılırdı. Bu olay o yörelere İskit inançlarının girdiğini, yerleşmenin sürekli olmasa bile, o yörelerde M. Ö 700 dolaylarında bile insanların yaşadıklarını ortaya koymaktadır. (*) Maçka 86 s. 21 Bu mesafeler ve ismiler, bu hususa açıklık getirmektedir. Bahsi geçen 40 km bu yol güzergâhında böyle isimlerin bulunduğu başka bir yer yoktur. Ayrıca bahsedilen deli bal ve onu deli yapan orman gülünün (zifin) en yoğun olduğu alan da burasıdır. Gerçi

Doğu Karadeniz’in yüksek kesimlerinin hepsinde orman gülüne rastlanılmaktadır. Trabzon ve çevresinin yaşantısını en iyi bir şekilde yansıtan Xenophon’un yazdıkları yazılı kaynak olarak alan tarihçiler, bu yöre hakkında yorumlarını daha çok bu esere dayandırmaktadırlar. Elbette bir tarihçi gibi yorum yapmam mümkün değil ancak gerek bu eser ve gerekse tarihi bulgularının eşiğinde buralarda yaşamış olan halkaların birçok kavimlerle karışıp kaynaştıkları bir gerçektir. Bir yorumla gerçek çizgi de kalmak mümkün olamaz. Yöre hakkında yazılmış birçok kitaplar bize bu yörede yaşamış olan halkların yerleşimi çok eskilere dayandığı gerçeğini ortaya koymaktadır. Gerek yerli, gerekse yabancı yazarların yazmış oldukları eserler okununca, Doğu Karadeniz halkının çoğu Kafkaslardan buralara yerleşen Orta Asya kökenli halklar olduğu anlaşılıyor. Bu çevrede yaşayan kişiler bu gerçeğin daha çok farkına varmaktadırlar. Fazla ayrıntıya girmeden Doğu Karadeniz’de Orta Asya kökenli halkların Türk olduklarına inandıkları şu kavimlerin izlerine rastlamaktayız. Bunların bir kısmı devlet olmuş, bir kısmı ise diğer kavimlerle kaynaşarak yok olmuşlardır. Anacak bu insanların birçoğu buranın yerlisi olup dil ve din değiştirerek yaşamışlardır. Fatih döneminden önce de, sonra da buralara başka halklar gelmiş ise de buradaki halkın tamamının yok edilip veya sürülüp yerlerine yeni halklar yerleşmemiştir. Türk asıllı olan bu kavimlerden birkaçı şunlardır: Driller, Khalybiler, Khaldiler, Makronlar, Miletler, (İskitler, Kolotlar. Sakalar), Kimerler, Canlar, Zigler, Makronlar, Gaşgarlar, Mossynoiler. Boranlar, Çepniler, Hazarlar, Bulgarlar, Kumanlar, Kıpçaklar, Peçenekler, Toklar, Seytenler, Tibarenler, Kabanlar, Beşirler, Busirler, Tirallar, Kotaganlar, Morlar Orta Asya kökenli Türkler olduğunu tarihçiler söylemektedirler. Bunların yanında Lazlar, Çerkezler, Gürcüler, Abhaza gibi kavimler de bu halklarla kaynaşmışlardır. Bunun yanında sahilde koloni kuran ticaret yapan milletler de elbette ki bu toplum içinde var olmuşlardır. Bunların tek tek ayrıntılarına geçmeden, bu çevrede yaşayan halklarla birebir örtüşen bazı isimlere burada yer verilmesini uygun bulmaktayım.

Bilindiği gibi Türkler gittikleri yerlerde dağ, göl ve ırmak isimlerine kendi adlarını verirlerdi. Bu hususu göz önünde bulundurarak köyümüzdeki birçok yer ve yöre adlarına bir göz atalım. Bu isimler buralarda bu kavimlerin izlerini göstermektedir: Karakaban Kabanlar Hanzarlar Hazarlar Kolat Kolatlar Zigana, Zigler Zigler Haliya Khaliler Magren Magronlar Kolhloz Kolhlar İskalita İskitler Kudula Kodlar Kınalıköprü, Kapıtaş, Karagöz, Kurugöl, Seslikaya, Furnoba(Fırınoba), Korkuluk, Sertköprü, Demirköprü, Uçarsu, Yazılıgürgen, Çatalkaya, Derinırmak, Acısu, Samandıra, Naldöken, Kulat, Çakılgöl, Taşkesen, Hanzurli, İslamandoz, Derinırmak Dipsizgöl Nebiözü. Bunun dışında bazı Türk isimleri Rumca ile bütünleşmiştir. Örneğin Ayralaksa Bu bir bileşik kelimedir normalde Ayera +İlaka dır. Ayera kilise demektir. İlaka ise Türk kökenli bir sözcüktür. Doğu Karadeniz ve Trabzon’la ilgili en eski tarihi bilgiler, Xenophon’un yazmış olduğu Anabasis adlı yapıtında yer almaktadır. Köyümüze yerleşen Müslüman nüfusun 1700 yılarına kadar indiği tapu kayıtlarından anlaşılmaktadır. Maçka yöresine doğudan bazı ailelerin yerleşmeleri sağlandı. Bu hareket Yavuz ve Kanuni zamanında daha çok oldu ise de, Fatih döneminde de devam etmiştir. O zaman taşımacılığın kervanlarla yapıldığını düşünürsek, Osmanlı Devleti’nin ulaşımın

sağlandığı yerlerde geçitleri sürekli denetim altında tuttuğunu görmekteyiz. Bu nedenle köyümüzden geçen kervan yolunun olması nedeniyle, bu köye doğudan ve Karakaban yoluyla bazı ailelerin gelip yerleştiklerini görmekteyiz. Bunların bu politikayla yakından ilişkili olduğu kesindir. Konaklama yeri olan köyümüzün dışında Maçka’ya kadar başka bir köyde Müslüman aileler yerleşmemişlerdir. Aynı durum, Hamsi köy yöresine olduğu görülmektedir. Bunun da sebebi, o zamanki yönetimlerin kervanların giriş ve çıkışlarını kontrol altına alma gibi bir düşüncelerinden kaynaklanmış olacağı ihtimalini ortaya koymaktadır. Süleyman Baş ve Ali Güner’in anlattıkları 22. 07. 1999 günü kahvelerin önünde otururken sorduğum bazı sorulara Süleyman Baş ve Ali Güner şöyle yanıtlamışlardı: S. Süleyman Amca kaç yaşındasınız? C. 97 yaşındayım. S. Ali Amca siz kaç yaşındasınız? C. 86 yaşındayım. S. Seferberlikten önce köyümüzde kaç hane vardı ve bunlar kimlerdi? C. 15 hane vardı. Bunlar: Kastela’da: 1-Osman Yıldız (Şahoğlu) 2-Mustafa Yıldız (Süleyman Baş’ın dedesi. 3-Koginoz Osman (Koginos Ali’nin babası) Abdullah Güner Mahallesinde: 1-Şeker Ali(Şekerlerin dedesi) 2-Daloğlu Osman (Daloğlu Osman’ın dedesi.) 3-Reşit Güner (Hurşit Ağanın babası) 4-İzzet Güner (Dursun Ağanın babası) Kıran Mahallesinde: 1-Abdullah (Temel Ağanın babası) 2-Sürmeli Ağa (Bekir Ağanın babası.) 4-Temel (Salih Karadeniz’in babası.) Samantoz Mahallesi: 1-Temel (Turgut’un Dedesi) 2-Salih (Melek Salih’in dedesi) 3-Salih (Ahmet Usta’nın babası) 4-Osman (Dursun Yavuz’un babası) Reşit Yazıcı Mahallesi: I-İlyas (Şevket Yazıcı’nın dedesi.) 2-Süleyman (Hüseyin Durmuş’un kayınbabası) 3-İlyas (Hasan Yavuz’un dedesi S. Köyümüzden seferberlikte ölenlerin sayısı ne kadardır? C. Askere gidip gelmeyenlerin sayısı 18 kişidir. 1-Süleyman Baş’ın babası Ahmet Baş 2-Dursun Yavuz’un babası Osman 3-Ali Yılmaz’ın babası Salih 4-Hurşit Ağa’nın babası Reşit 5-Ahmet Güner’in babası Osman 6-Süleyman Baş’ın kayınbabası Hasan Yakupoğlu 7-Ömer Yıldız’ın amcası Yusuf Ağa 8-Ömer Yıldız’ın Amcası Salih Ağa 9-Osman Yıldız’ın babası Sürmeli Ağa 10-Mehmet Yıldız’ın dedesi Osman Yıldız 11-Bakoğlu Ömer Yıldızın halasının beyi 12-Zarife Teyze’in kocası M. Ali Salihoğlu 13-Salih Karadeniz’in babası Temel 14-Temel Aga’nın kızkardeşinin kocası 15-Daloğlu’nun Osman’ın dedesi Osman 16-Bakoğlu Hüseyin’nin babası. Hasan 17-Ömer Yıldız’ın kayınpederi Hasan 18- S. Seferberlikte esir düşüp geri dönen oldu mu? C. Oldu. Bunlardan Salih Ağa Ömer Ağa’nın amcası savaşta Rusya’ya esir düştü. 15 yıl orada esir olarak yaşadı. Sonra 15 Türk arkadaşıyla bir hapishaneden öbürüne taşınırken kaçtılar. Kars, Erzurum üzerinden köye geldi. Bu esnada çok zorluklarla karşılaştı. Ot köklerini yiyerek açlığını giderdi. An geldi ormanlarda geceleri geçirmek zorunda kaldılar. Daha sonra çalışmak üzere tekrar Rusya’ya gitti Belli bir zamandan sonra köye geri geldiğinde beraberinde kolla çevrilen ilk süt makinesini getirdi. S. Köyde dükkân ve kahveler eskiden var mıydı, Bunlar kimlere aitti? C. Köyümüzde şimdiki dükkânların olduğu yerde eskiden dükkân yoktu. Zira yol güzergâhı şimdiki gibi değildi. Kırantaş’dan itibaren Yusuf Saral’ın evin başından Hancurli mahallesine oradan yukarı iki ırmak arası (Karın Irmağına) İmam Mustafa Yıldız’ın evin başından Rasim’in evin altından Kara Ahmet’in şimdiki evinin olduğu yerden Muzaffer’in (Ağabeyimin) evinin başından Hurşit Ağanın evinden Karakoldan İrfanın evin başından Terzi Niyazi’nin evinin yanından karşıya geçiyordu. Ruslar 1917 de Trabzon’u işgal ettikleri zaman yol güzergâh’ını değiştiler. Kırantaş’ta Dizdar Muhammed’in evinin olduğu yerde bir Rum öğretmen oturmakta idi bu öğretmen bizim köyde öğretmenlik yapardı ve topaldı. Kendisi çok çalışkandı. Okuldan çıktıktan sonra hemen evine gider, tarlada çalışırdı. Onu herkes çalışırken görürdü Oradan Yusuf Saral’ın evine kadar olan arazi ona aitti. Ruslar Trabzon’u işgal ettikleri zaman oradan yol geçirmek istemişlerdi. O ise buna razı olmadı. Yol müteahhitliğini yapmakta olan Çaykaralı Hacı Abdullah Efendi, buna kızarak yolu dönemeç halinde vurdurarak tüm araziyi parçalamıştı. Böylece yol güzergâhı değiştirilerek bugünkü haliyle köyden yaylalara doğru bölüm bölüm açılmıştır. Ruslar Anadolu’yu terk edince bu yol da kaldı. Ancak o zamanlar köye kadar araba rahatlıkla gelebiliyordu. Köyden yukarıya doğru ise 1950 den sonra Orman teşkilatı yol vurarak Çatalkaya mevkiine kadar yolu götürmüştür. Bu yolla ormanlardan odun çekmiştir. Oradan yukarıya ise benim kurmuş olduğum Çatalkaya yol yaptırma Derneği ile başlatılan çalışmalar destek bularak Camiboğazı’na ve oradan da ilerlere doğru ilerlemiştir. 1917 yılında yapılan yolla eski güzergâh bırakıldı ve arabanın işleyebilmesini göz önünde bulundurularak rampalardan kaçınıldı ve yol köyün ortasından geçti. Böylece orada hanlar ve dükkânlar yapıldı. Bu dükkânlar şu şahıslara aitti. 1-İzzet Çavuş’un (İrfan’ın dedesi 2-Bakoğlu Mehmet Çavuş’un 3-Reşit Ağa’nın (Ahmet Güner’in babası) 4-Dursun Ağa’nın 5-Daha sonraları, Ahmet Usta Mehmet Çavuştan karısının hissesini satın aldı. H. Abdullah Efendi Ruslar zamanında Kırantaş (Kudula) dönemeçlerini yaptırdı KÖYDE BULUNAN AKRABALAR Ali Güner şöyle anlatıyor: Bu köy 1917 yıllarında 350 hane ve iki muhtarlıktı. Bunların arasında Türklerin hane sayısı 20 idi. Köyümüze ilk yerleşenlerin Kromlular olduğu söylenir. İlk olarak Azrail Köprüsü yakınlarına yerleşmiş oldukları, daha sonra da şimdiki köyün bulunduğu yere geldikleri söylenir. Türklerin bu köye yerleşmeleri hakkında tarihi bir kayıta henüz ulaşmış değilim Ancak yerleşmenin çok eskiye dayanmış olduğu bir gerçektir. Bu köye iki kardeş Karakaban’dan aşağıya ilk önce Kastela’ya (Derebaşı mahallesine) yerleştiler. Bu iki kardeş Salih ve Yakup tu Daha sonraları bu iki kardeşin nesline Salihoğulları, Yakupoğuları denilmiştir. 1- Salihoğulları (Günerler) 2- Yakupoğulları (Yıldızlar) Salihoğulları Günerlerdirler. Bunlar Akçaabat’ta bulunan Salihoğulları’ndan geldiler. Harakali Mustafa Ağa da Salihoğulları’ndandı. Onlar da Eskişehir’den Akçaabat’a geldikleri bilinir. Eskilerinin tatar olduklarını söylerler. Yıldızlarla aynı akrabadırlar 3-Hocaoğulları (Yavuzlar) Bunlar Yeşilyurt’tan (Hazavera). Yeşilyurt’a ise Aşkale’den geldikleri söylenir. Ömer Yavuz ise şöyle demektedir: ’Bizim Akraba Mısırdan Keçikale’ye gelmişlerdir. Akrabalarımızdan İzmir, Trabzon’da oldukları bilinmektedir. Trabzon’un Maçka ilçesinin iki köyüne yerleşmişlerdir. Bunlar Yeşilyurt ve Akarsu Köylerindedirler. Bizim akraba iki kardeş olarak köye gelmişlerdir. Bunlardan biri Topal Mehmet’ti Diğeri ise Salih Ağa idi Topal Mehmet Osman Ağanın evinin olduğu yere yerleşti Salih Ağa ise Islamantoz mahallesine yerleşti. 4-Bakoğulları-Erdenler de Yeşilyurt’tan geldikleri bilinir. 5-Ahmetbaşlar-Başlar Sivas’tan gelmişlerdir. 6-Şekeraliler-(Şekerler) Maçka’nın Uryene köyünden geldikleri bilinir. Osmanoğulları Yahut da Molla Tahir oğulları olarak anılırlardı. Hasan Karadeniz akrabalarının Samsun’dan geldiklerini söyler . Birkaç göbek ötesi dedelerini söyle sıraladı: İsmail Osmanoğlu Abdullah Osmanoğlu Osman Osmanoğlu Temel Karadeniz (Temel Ağa 104 yaşında öldü) Hamdi Karadeniz Hasan Karadeniz (Kendisi) (*)Bu bilgiler Hasan Karadeniz’den alınmıştır (7. 11. 2007) Bunlar hakkında kesin deliller toplayamadım. 8-Mehmet Çavuş (Karadeniz).Yeşilyurt’tan gelmiştir. Bakoğlu Mahallesinde 9-İzzet Çavuş (Yıldız)Yeşilyurt’tan gelmiştir. 1929 DAN SONRA KÖYE YERLEŞENLER 24 Haziran 1929 Pazartesi saat sekizde Of, Çaykara ve çevresinde yağan bol yağmurlar nedeniyle büyük seller olmuştu. Özellikle seller Solaklı vadisinde yoğunlaşmıştı. Solaklı deresiyle, Ogene deresinin birleştiği yerde Hadi denilen bir yerleşim yeri bulunuyordu. Çaykara’nın Katahor adıyla bir köy konumunda olduğu dönemlerde, Hadi alışveriş merkezi idi. Her iki derenin taşmasıyla Hadi de 55 mesken sellere karışarak yok oldu. Tahminen bunların 5 tanesi konut diğer 50 tanesi dükkândı. Trabzon Tarihinde 1929 yılı sel felaketinde yıkılan hane sayısı 2539 ölü sayısı ise 146 kişi olarak gösterilmektedir. Hadi’de birçok dükkân ve ev sellere karıştı. Derelerin getirdiği topraklar 25 metre kadar yükseklikte büyük bir alan oluşturmuştu. Bu toprak birikintisinin arkasında oluşan baraj daha gerilerde olan evleri tehdit ediyordu. Zamanla sular bu toprak birikintisini yararak bir vadi oluşturdu. Aksi halde bu birikinti olan topraklar ileriye doğru akmış olsaydı. Daha büyük felaketlere sebep olacaktı. Sellerden üç gün sonra hava tamamen düzeldi. Her taraf günlük güneşlikti. Devlet zarar tespiti için yöreye dört memur gönderdi. Onlar tespitlerini yaparlarken Ataköy (Şinik) karşısında Kumlu (Mimilos) köyü yakınından akan çayın geldiği yerden büyük bir gürültü duyuldu. Memurlar ve halk kaçmaya başladı. Ancak memurlardan birisi gelen sellerin altında kalarak can verdi Bunun dışında bazı yerlerde de büyük hasarlar olmuştur. Ulucami (Zeno) köyünde büyük bir alan kayarak Solaklı deresine indi Aynı köyün camisi toprakla birlikte kayıp yok oldu. Şahinkaya (Şur) da, Kumlu (Mimilos) köyünde büyük kaymalar oldu. Diğer köylerin birçoğunda da büyük çapta mal ve can kaybı olmuştur. Bu nedenle sellerden zarar görenler o tarihten itibaren Maçka’nın çeşitli köylerine yerleştirildi. O köylerde yaşayan Rumlar Yunanistan’da ki Türklerle mübadele edilerek 1923 yılında Batı Trakya’ya gitmişlerdi. Onların bıraktıkları evler boştu. Bu yörelerden gelen insanlar bu evlere yerleştirilmişlerdi. Kendilerine nüfus başına üç dönüm arazi verilerek yerleştirildiler. Bu yörelerdeki iskân işiyle hükümet: Numan Sabit Osmançelebioğlu ve Ali Rıza Öztürk’ü (H. Sabri Öztürk’ün Amcası) görevlendirmişti O sırada Maçka’da halkın Arap Kaymakamı diye kendisinden bahsettikleri bir kaymakam vardı. Sert mizaçlı olduğu söylenir. Bizzat muhacirlerin gelecekleri köylere kadar gider oradaki halkın sosyal yapısını inceledikten sonra o yöreye halkı yerleştiriyordu. Sürmene’nin yüksek köylerini Kalya’nın Çayırlar köyüne yerleştirmeden önce o köylerde incelemeler yaparak Çayırlı’nın o halka uygun olduğunu söylemiş ve Sürmene köylerinden gelen halkı Çayırlı’ya yerleştirmiştir. Akarsu köyüne gelenlerin Of’tan kayık veya motorla Trabzon’a, oradan da Maçka’ya kadar bazıları yaya, bazıları ise otomobille, oradan da köye kadar yürüme geldiler. Geldiklerinde ellerinde sırtlarında tutabilecek kadar birkaç eşyası bulunmakta idi. Birçoğunun ellerinde ve kucaklarında bir veya birkaç çocuğu bulunuyordu. Köye geldiklerinde, köyde bulunan halk onlara kendi imkânlarınca yardımlarda bulundular. Sabri Öztürk (Babam) Mahmut Ağa’dan bir inek, Ali Yıldız’dan (Koginoz Ali) bir tavuk aldığını Hatta karalâhana veren bu kişilerin adlarını söyleyerek onlara karşı büyük bir vefa borcunun olduğunu son günlerine kadar tekrarlardı. Daha sonraki yıllarda da bu iyi komşuluk ilişkileri devam etmiştir. Emine Öztürk Maçka’ya ilk gelişini şöyle anlatmıştı: Baban Of’ta PTT de telgraf memuruydu. Amcası Ali Rıza Öztürk de Tahrirat Kâtibi. İkisi birlikte Of’a gidip geliyorlardı. Bir ara sıtma hastalığına yakalanmıştı. Annesi onu Of’a göndermek istememişti. Onu çok seviyordu. Zira onun ilk evladıydı ve 16 yaşında doğurmuştu. 1929 da sel felaketi oldu. İskân işlerini Amcası Ali Rıza ile Numan Sabit Osmançelebioğlu ile birlikte yapıyorlardı. Babana oraya gitmesini söyledi. O da geçici olarak gitmeyi düşünmüştü. Bana anlattığında ben hiç istememiştim. Annesi ise ondan ayrılmak istemiyordu. Kendisi Maçka’ya giderek işlemlerini yaptıktan sonra beni almaya geldi. Ben istemiyordum, annesi de ağlıyordu. Annesini ve beni gidip dönmek üzere ikna etti. O zaman iki çocuğumuz vardı. En büyüğü Hanife idi ve bir yaşında bulunuyordu İkinci çocuğumuz Cemal’dı ve kırk günlüktü (Daha sonra 10 yaşında menenjitten öldü) Annesi kızımız Hanife’ye kendi adını vermişti. Onu çok seviyordu. Ondan ayrılamayacağını söylüyordu. Bizim de gidip orada kalmamamız için Hanife’yi bize vermedi. Yanımıza kırk günlük Cemal’i de alarak gözyaşlarıyla evimizden ayrıldık. Annem ve anneannem de sağdı. Onlardan ayrılmak çok zor oldu. Büyük bir hüzünle köyden ayrılıp Of’a indik. O sıralarda Of’a karayoluyla ulaşım yoktu. Haftanın belli günlerinde Rize’den gelen gemiler Of’tan yükünü ve yolcusunu alarak sahil boyu şehir ve büyük kasabalara uğrayarak İstanbul’a varırdı. O gün binebileceğimiz gemi olmadığından kayıkla Trabzon’a vardık. Bu yolculuğumuz bir gün sürdü. Trabzon’da bir otelde kaldıktan sonra otomobille Maçka’ya vardık. Maçka’dan da köye yaya olarak geldik. Kucağımda çocuk ellerimizde birkaç eşyamız vardı. Mahallemize giderken bizden daha önce Çaykara’dan gelen birkaç bayan bizi taşa tuttular. Mahalleye girmemizi istemiyorlardı. Bize gösterilen eve vardık. Hava soğuk ve kar yağışlıydı. Çocuğa verecek sütümüz yoktu. Baban bir yerden süt bulup getirdi. O gece o evde kaldık. Sabahleyin kalktığımızda üzerimizde karlar vardı. Ev muhafazasızdı. Karlar evin içine yağmıştı. Ben, hep dönmemizi istiyordum. Baban ise yarın deyip beni oyalıyordu. Bir inekle bir tavuk aldık. Onları arttırarak yaşamaya başladık. Babamı 14 yaşında iken kaybettim. Beni çok severdi. Kendisi marangoz ustası idi 10 yaşında iken beni de Bayburt’a götürüyor, onunla birlikte oluyordum. Babam Yemen’de 10 yıl sıhhiye askeri olarak bulundu. Döndüğünde köyde ona doktor diyorlardı. Tüm hastalıklardan anlıyor, fahri olarak insanlara ve hayvanlara müdahale ediyordu, beni de öğretiyordu. Yemende kahve içme alışkanlığını kazandı. O yıllarda bana kahve içmeyi öğretmişti. Kahvenin tiryakisi olmuştum. Bulamadığım zaman mısır kavurup öğütüyor kahve yerine onu içiyordum. Evlendiğim zaman babam ölmüştü. Annem ve anneannemi çok özlüyordum. İş güç günden güne çocukların çoğalması benim Of’a gitmemi engelliyordu. 1939 da Annemle anneannem birer saat arayla öldüler. Baban bana duyduğu halde söylemedi. Zira çocuklar küçüklerdi. Gidecek durumda olmadığımı düşünmüştü. 1940 yılında çok sevdiğim oğlum Cemal’i kaybettim. Çok üzülmüştüm. Bir sene sonra yaylada amcan Ahmet Of’tan geldiğinde baban annemin ve anneannemin öldüğünü bana söyledi. O günden sonra gözyaşlarım hiç eksik olmadı. Hep dönmeyi hayal eden anam 1965 yılının ekim ayında felç oldu 1966 yılının mart ayında şiddetli arzusu üzerine kendi annesinin yattığı mezarın yanında, onu kendi doğduğu evin yanında aile mezarlığında toprağa verdik. Canlı gitmek istediği topraklara ancak ölü olarak gitmesi hepimizi derinden üzmüştü. Ali Haydar Sümer’in sel felaketiyle ilgili şiiri SEL DESTANI (*) Dinleyin ehbablar biz yanan yana Bole bir alamet geldi cihana Dünya yıkılacak bu bir behane Bu işe ezelden kalem yurudi Heziran 24 oldi bu afada Haneler yıkıldi çoktur telefat Yaşasun hükümet verdi mukafat Muhacir namina koydum yurudi Elbette bir kusur var idi bize Pazartesinde saat sekize Salinan beşukler endi denize Muhacir namina koydum yurudi Nefsi Of’a oldi bole zulumet Haman Ankara’ya verduk mağlumat Zarari ziyanı bakti hükümet Muhacir namina koydum yurudi Hicretten döneli on yil olmadan Yıkılan yurdumda yuva kurmadan Zalim bir sel geldi bizi süpürdi Varımi yoğumi aldi getirdi Of halkına bakun tarumar oldi Solakli deresi ne hale döndi Yıkıldi yuvalar haneler söndi Şu zümrüt bayırlar cenaze doldi Of Zevayetli Ali Haydar Sümer (*) (Necati Balaşoğlu, Karadeniz Destanı ve Deyişleri, s. 45–46) Akarsu köyüne yerleşenler daha ziyade o yıllarda Of ve dolaylarında meydana gelen seller nedeniyle zarar gören kişilerdi. Bunların dışında çevre köylere de birçok kişi yerleştirilmiştir. Onların yaşadıkları yörelerden göç etmeleri hiç de kolay olmadı. Zira o zamanlar Trabzon-Rize arasında ki karayolu yoktu. Halk ellerine aldıkları ve taşıyabilecekleri birkaç eşyayla kayığa binerek Trabzon’a, oradan da Maçka’ya ve köye gelmişlerdi. O sıralarda Çaykara ilçesi Of’a bağlı olduğundan hepsine birlikte Of, halkına da Oflular deniliyordu. Kayıkla gelişlerinde bu yörenin vazgeçilmez çalgısı olan kavalı da unutmamışlar, kayıkta gelirken kaval çalarak Trabzon’a varmışlardır. Hiçbirinin ineği, tavuğu yoktu. Dedemin vermiş olduğu bir tası dedem daha sonra alıp Of’a götürmüştür. Böylece sıfırdan başlanan bir hayatın içinde insanlar varlıklarını sürdürmeğe çalışmışlardır. Muhacir olarak gelen halkın çileleri hiç bitmemiştir. Bir taraftan yaşam mücadelesi verirken, bir yandan, yabancılığın yargılarını kırmaya çalışıyorlardı. Her iki halkın ön yargıları uzun süre sürmüştür. Lehçede, giyimde, kuşamda, alışkanlıklarda, inançta, kısacası her alanda kendini göstermiştir. Daha sonraları okul cami, evlenmeler ve uzun yıllar birlikte yaşam bu yargıların izlerini önemli ölçüde silmiştir. Rumlar köyümüzü terk edince onların yerlerine genelde Of’tan, sellerden zarar görenler yerleştirildi. Bunların dışında Sürmene ve Yomra’dan da birkaç aile yerleştirildi. Bunların hepsi birer meslek sahibiydi. : 1929 dan sonra köye gelenler. Geldikleri köyler ve ilçeler: Trabzon Dernekpazarı (Kalanas) Çalışanlar Köyü Mutafa Özdemir(Murtes) Mehmet Ali Çiçek (Çinci) Sefer Demirci Mehmet Baykasoğlu (Terzi) Mustafa Albayrak (Kangural) Mırzap Bayrak (Usta) Şükrü Bayrak (Demirci) Hüseyin Mandan Fatma Yavuz (Kurban Yavuz’un ninesi) Hatime Yavuz (Kaskatı’nın karısı) Yusuf Aydın (Kalaycı) Güllü Şimşek (Küçükhollu) Muhammed Yılancı(Kısa Muhammed) Hüseyin Karkuş (Sonradan Ankara’ya göç etti) Trabzon Dernekpazarı (Mardadas)Yenice Köyü Sabri Kılıç (Keşaplı usta) Trabzon Dernekpazarı (Zamano) Günebakan Köyü Süleyman Yılmaz (Kaskatı) Trabzon Dernekpazarı (Fotgene) Taşçılar Köyü Ahmet Demirci (Hafız Ahmet) Abdullah Topal (Keçeci) Hüseyin Topal (Keçeci Hafız) Alaybeyi Aydın (Keçeci) Ahmet Karataş (Karamolla) Mahmut Hatip (Kumulek) Ali Demirci(Oflu Ali) Şükrü Kümbet (Mustafa Kümbet’in babası) Fatma Keleş (Kalın Fadime) Mehmet Kıroğlu (Daha sonra arazisini satıp köyden çıktı) Trabzon Of (Mapsino) Gürpınar Kasabası Sabri Öztürk (imam) Trabzon Of (İşkenaz). Kirazköy Abdurrahman Karabulut Trabzon Of (Hastikoz). Kışlacık. Köyü Hasan Özdemir (Bekçi Hasan) Trabzon Of (Zevait) Taşhan. Köyü İlyas Sarı Trabzon Of Hastikoz Kışlacık Köyü Fehmi Gündoğdu (Ramoğlu) Trabzon Sürmene Hüseyin Sağır (Topal Hüseyin) Trabzon Sürmene Aziz Sağır (Korkuluk) Trabzon Akçaabat Zaurdiya daha sonra Yomra (Uzmesahor) Özdil Ali Bayram (Çoban Ali) Trabzon Yomra (Karon) Köyü Mustafa Kuru (Varilciler) Mehmet Durmuş (İğneci) Hüseyin Durmuş (Yomralı Hüseyin) Trabzon Sürmene (Arsin) Mehmet Yıldız (Hancurli) Sincanmesohor

[3]

Coğrafya[değiştir | kaynağı değiştir]

Trabzon iline 40 km, Maçka ilçesine 12 km uzaklıktadır.


Akarsu Köyü Turizm[değiştir | kaynağı değiştir]

Dosya:Akarsu Köyü
Akarsu Köyü

Trabzon-Maçka’nın Meryemana Vadisi’ndeki en yüksek köyü Akarsu doğa turizminden yararlanacağı günleri bekliyor. Akarsu Köyünü çevreleyen tepeler iğne yapraklılar başta olmak üzere her çeşit orman ağacıyla çevrili. Köyün ortasından akan dere her an içilmeye hazır ab-ı hayat suyunu andırıyor.

Belediye olması için girişimlerde bulunan köy sakinleri en güzel cevabı vererek ‘köy; köy gibi kalmalı. Onun için biz belediye olmayı reddediyoruz’ diyorlar. Kış Aylarında bin civarı, yaz mevsiminde 5 bin üstü nüfusuyla Akarsu Köyü Belde Görüntüsü veriyor.

Osmanlılar döneminde Türklerle; Rumların yan yana yaşadıkları bir yer. Mübadeleden sonra Trabzon’un değişik yerleşim yerlerinden getirilenlerin iskan ettirildiği bir yöre. 1. Dünya Savaşında Ruslar ile Ermenilere karşı en güçlü savunma mevzilerinin oluşturulduğu ve günümüzde bunu kanıtlayan şehitliğin olduğu yer Maçka’nın Akarsu Köyü.

Akarsu Köyü’nün Belirgin Özellikleri


Maçka’ya uzaklık: 13 km, Rakım: 900 metre (Köyün merkezi) Yapısı: 13 Mahalle, 7 yayla, 3 mezra, Nüfüs: Kış aylarında bin civarı, yaz mevsiminde 5 binin üstünde. Akarsu Köyünün eski adı Larhan, Yerleşim Şekli : Dağınık Köy Yerleşimi, Geçim Kaynakları: Tarım, hayvancılık ve orman ürünleri, Köyün Yetiştirdiği ünlü kişiler: 1. Prof. Dr. Saadettin Güner,Albay Niyazi BAykas, Maçka Belediyesi eski Başkanı ve Maçka İmar Eğitim Kültür ve Sosyal Hizmet Vakfı Başkanı Ömer Yıldız, Trabzon İl Genel Meclisi Plan Bütçe Komisyonu Başkanı Hayati Yavuz, Demokrat Parti( Adnan Menderes Devri) teşkilatının Maçka’daki kurucusu ve ilk İlçe Başkanı Mustafa Şimşek.

Akarsu Köyüne Taka’nın Yolculuğu

Sıcak bir Haziran Gününde Akarsu Köyü’nü tanıtmak üzere kendisi de aynı köyden olan TAKA Gazetesi’nin sadık okuru Ali Osman Aydın’ın önerisini kabul ederek Maçka Merkezden yola çıktık. Doğa harikası Akasu Köyü’ne vardık. Kuş sesleri ve köpek havlamalarının birbirine karıştığı, sıcak kanlı insanların yaşadığı bu köyü keşfe koyulduk.

Yemyeşil kırları Baştan Başa saran çam ormanları ile geniş yapraklı ağaçlar ile yeşilliklerin arasında akan dere sesinin görsel efektleri arasında büyüye kapılmış vaziyette kendimizden geçerek Akarsu Köyü’nü incelemeye başladık. Geleneksel Türk Mimari tarzı evler, ambarlar arasında modern betonarme villa ve köşkler yan yana duruyordu. Akarsu Köyü’nün doğası da buna uymuşcasına büyükçe bir kayanın ortasında mağarasıyla destekliyordu gizemli ortamı.

Akarsu Köyü kaynaklarının yazdığına göre; dereden yukarıya doğru dik yamaç, biraz düzlük ve yeniden dikleşen fiziki görünümüyle çok eski çağlarda yamaçların koparak vadi tabanlarındaki düzlükleri doldurmasıyla oluşmuş bir yer. İşte Köyün Merkezi kopan bu toprak kitlesinin üstünde kuruldu. Bulunduğu yer itibarıyla bol nem alışı yüzünden doğal güzellikleri eşsiz bir yöre oluşunu sağladı.

Akarsu Köyü hakkında daha geniş bilgi edinmek amacıyla dostumuz Ali Osman Aydın’ın yönlendirmesiyle köy sakini emekli Orman Muhafaza Memuru Ahmet Mandan’ın verdiği bilgiler ışığında bu yazıyı hazırladık.

Eski Bir Yerleşim Yeri

Akarsu Köyü çok eski bir yerleşim yeri olduğu evlerden ambarlardan anlaşılıyordu. Buna bunlara bağlı olarak tarım yönünden şimdi önemli olmasa da eskiden yeter miktarda yiyeceği barındırdığını anlamak günümüzdeki nüfus potansiyelini dikkate alarak söylemek mümkün. Türklerle; Rumların yan yana yaşadığı buraya inanışa göre ilk önce iki kardeş gelip yerleşti. Ardından Erzincan, Sivas ve Eskişehir’den gelenlerle günümüzdeki Akarsu Köyü’nün ilk yerlileri oluştu.

Mübadeleden sonra Trabzon’un değişik yerleşim yerlerinden gelenlerin yerleştirildiği Akarsu Köyü günümüzdeki sosyal yapısının temeline sahip oldu. 1. Dünya Savaşında Akarsu’ya bağlı Dikilitaş( Ayestefor) Yaylasında çetin muharebeler ve bunlara karşı çok güçlü savunma mevziileri kuruldu. Burada ‘Kıran’ denen yerde yok olmaya yüz tutmuş şehit mezarı bulunmaktadır. Bu mezarlara yetkililerin gereken önemi vermeleri bekleniyor.

Akarsu Köyü’nün belediye olması isteniyorsa da köy sakinleri buna şiddetle karşı çıkarak ‘köy; köy gibi Olmalı. Burada belediye yönetimi olmamalı’ diyorlar. Akarsu Köyü’ndeki insanların çoğu gurbete çıkmaktadırlar.

Bunların % 50’den fazlası yurt dışında ikamet etmektedir. Köyde yaşayanlar hayvancılığın yanı sıra tarımla uğraşmaktadırlar. Ekonomik gelir yönünden önem taşıyan ürün sadece fındıktır. Toprak bakımından ve nüfus potansiyeli yönünden Maçka’nın en kalabalık Köyleri artasında oluşu sebebiyle ancak bir belde de bulunabilecek kadar çoklukta alış veriş merkezlerini burada görüyoruz.

Köylüler; altyapı eksikliklerinin olmadığını savunarak sadece iki isteklerinin bulunduğunu belirtiyorlar. Birincisi köylerine çöp bidonlarının konulmasını istiyorlar. İkincisinin ise turizm yönünden önemli noktada olabilecek Akarsu Köyü’nün Çakırgöl Projesi kapsamında değerlendirilmesini istiyorlar.

Gurbetteki Akarsu Halkı benliklerini korumak adına sivil toplum kitle örgütlerine önem vererek Bursa ve İstanbul’da ‘Akarsu Köyü Dayanışma ve Yardımlaşma Derneğini’ oluşturdular. Şimdilerde ise Akarsu Köyü’nde festival düzenlenmesi çalışmaları yapılıyor.

İklim[değiştir | kaynağı değiştir]

Köyün iklimi, Karadeniz iklimi etki alanı içerisindedir.

Nüfus[değiştir | kaynağı değiştir]

Yıllara göre köy nüfus verileri
2007
2000 550
1997 347

Ekonomi[değiştir | kaynağı değiştir]

Köyün ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır.

Altyapı bilgileri[değiştir | kaynağı değiştir]

Köyde ilköğretim okulu vardır. Köyün hem içme suyu şebekesi hem kanalizasyon şebekesi vardır. PTT şubesi ve PTT acentesi yoktur. Sağlık ocağı vardır ancak sağlık evi yoktur. Köye ulaşımı sağlayan yol asfalt olup köyde elektrik ve sabit telefon vardır.

Kaynakça[değiştir | kaynağı değiştir]

Dış bağlantılar[değiştir | kaynağı değiştir]