Şecere-i Türkî

Vikipedi, özgür ansiklopedi
Atla: kullan, ara

Hârizm Özbek Hü­kümdarı Ebu'l Gazi Bahadır Han'ın efsa­nevî devirlerden başlayıp daha sonra ha­nedanının geldiği Cengiz ve oğullarına geçerek Cuci Han yolu ile onların deva­mı olan Şeyban-Özbek hanları sülâlesi­nin kendisine kadar süren safhası ile,cağının kaynaklarının elverdiği nisbette, Orta Asya tarihini anlatan bu ese­rini (1663) Çağatay lehçesinden Türki­ye Türkçesi'ne aktararak millî tarihimi­zin Osmanlı Türklüğu'nün bilgisine uzak kalmış bir sahasını tanıtmak istemiştir.

Şecere-i Türki[değiştir | kaynağı değiştir]

28 Eylül 1863-23 Şubat 1864 arasında diğeri gibi Tasvir-i Efkâr gazetesinde kitap sayfası şeklinde tefrika edilip (nr.131, 14 Rebîülâhir 1280-nr. 173, 16 hicri 1280) orada çıkanı kadarıyla ay­rıca 152 sayfalık bir kitap halinde or­taya konan bu tercüme, dokuz babdan meydana gelen eserin baştan sadece üç bablık kısmını vermektedir.

Tefrikanın bu noktada kesilmesinden sonra deva­mının sonraki bir vakte bırakıldığı ilân edilmiş ise de {Tasvîr-i Efkâr, nr. 175, 23 Ramazan 1280/1 Mart 1864}, tercüme tamamlanamadan bu kadarı ile kalmıştır.

Bâblar[değiştir | kaynağı değiştir]

Cengiz Han'in hayatının anlatıldığı üçüncü babda, onun oğullarını Hârizm fethine yollamasına ait faslın sonlarında kesilen bu tercüme, bilhassa Orta Asya Türk­lüğü'nün Moğollarla birlikte efsanevî tarihini nakleden ilk iki kısmı ile ülke­mizde geniş bir ilgi çekerek, Türklüğün Anadolu'ya gelmeden önce anayurttaki geçmişini tanıtmak gibi bir millî tarih hizmetini yerine getirmiştir.

A. Vefik'in neşri, Desmaisons'un neşir ve Fransızca tercümesinin 1872 den beri ortada ol­masına rağmen. Necip Âsım'dan Ziya Gökalp ve 1920 den önceki yazıları ile Fuad Köprülü'ye kadar birçok türkologa Oğuz Han menkıbesi ve diğer millî ef­saneler konusunda doğrudan doğruya kaynaklık etmiştir.

Eserin kapağına başlık olarak konu­lan, 1824 Kazan Hanlığı baskısının başında mev­cut "Uşal Şecere-i Türkî" ibâresindeki "bu, işbu" mânasına gelen Çağatayca "uşal" sözünün mahiyetinin bilinmemesi yüzünden, Ahmed Vefik'in tercümesinin adı yanlış bir okuyuşla yakın zamanla­ra kadar hep "Evşâl-i Şecere-i Türkî" ve daha da tahrife uğrayarak "Şecere-i Evşâl-i Türkî" şeklinde gösterilmiştir.