İğneada, Demirköy

Vikipedi, özgür ansiklopedi
Atla: kullan, ara
İğneada'nın genel görünümü.

İğneada, Kırklareli'nin Demirköy ilçesine bağlı, Trakya'nın Karadeniz sahilinde bir kasabadır. 22 kilometrelik bir sahile sahiptir. Bağlı olduğu ilçeye 26, Kırklareli il merkezine 100 kilometre uzaklıktadır. Nüfusu, TÜİK 2013 sayımına göre 2082 kişidir. Fakat yazları nüfus 10 bini geçmektedir.

Tarihi[değiştir | kaynağı değiştir]

Trakya’ya yaklaşık bir milyon yıl önce geldiği tahmin edilen ilk insanlar bu bölgedeki mağaralarda yaşamışlardır.Tunç Çağı ve Demir Çağı 'nda kalıcı konutlar inşa edilememiş ve yerleşik düzene geçilememiştir. Traklar M.Ö. 2000 yılında, Orta Asyadan başlayan büyük kavimler göçü ile kuzeyden gelen çok büyük bir kavimdir. İsimlerini vermiş oldukları Trakya’ya geldiklerinde göçebe hayatın bırakmış, toprağa çaktıkları kazıkların aralarını çitlerle örerek ve üzerini çamurla sıvayarak inşa ettikleri evlerle yerleşik düzene geçmişlerdir. Trakların bir boyu olan Thyn’ler , Thynias’ı yani İğneada’yı kurmuşlardır. M.Ö 6. Ve 7.yüzyılda ise İğneada’da, ticarette ve sanatta etkin bir konuma sahip olan İyonlular yaşamışlardır. Bu dönemde İyonyalılar Karadeniz’de 90 tane koloni kurmuşlardır. Tarihsel kaynaklar, daha sonraki çağlarda yerleşimlerin Kırklareli,Vize,Pınarhisar,Lüleburgaz,Babaeski ve Pehlivanköy gibi doğal yollar üzerinde ve Midye (Kıyıköy) ile İğneada gibi deniz kıyılarında görüldüğünü belirtmektedir.

Coğrafyacı Strabon, “Geographica” adlı eserinde, Apollonia (Sozopol) ile Salmydessos (Midye) arasında kalan bir bölgede Thynoi, Thynos veya Thynlarin yaşadığını ve bölgeye “Thyna” denildiğini belirtmektedir. Eski Yunanlılar bu bölgede yaşayan bütün kavimlere “ Thrāikes” (Traklar) ve bu yerlere de “Thrāikē” demişler, Romalılar ise bu bölge için “Thracia” (Trakya) ismini kullanmışlardır. İğneada körfezinde tarih öncesi ve yakın çağlara ait birçok batık geminin olduğu bilinmektedir. Bu batıklarda yapılan araştırmalarda çok sayıda amfora, pipo ve seramik eşyaya rastlanmaktadır. Ayrıca I. Dünya Savaşı döneminden kalma batıklarda vardır. M.Ö. 476’da Attik Delos Birliği (Atina Konfederasyonu), Trakya kıyılarındaki kentleri alınca bu kıyılar da bir dönem Atina yönetimi altına girmiştir. Bu topraklar daha sonra Roma İmparatorluğu’na katılmıştır ( M.Ö. 74). İğneada, 1362 ile 1363 yılları arasında Osmanlı İmparatorluğu tarafından alınmış ama 1440’lı yıllarda Yıldırım Beyazıt’ın oğulları arasındaki taht kavgalarında Sırp, Bulgar ve Bizanslılarca geri alınmıştır. İğneada’nın Osmanlı topraklarına kesin olarak katılması ise İstanbul’un fethinden bir yıl önce yani 1452 yılının Şubat ayında gerçekleşmiştir. Osmanlı padişahlarının, vezirlerinin ve paşalarının sık sık yaban hayvanlarının bolluğu ile ünlü İğneada’ya gelerek avlandıkları bilinmektedir. Evliya Çelebi, 1662 senesinde Alaman Diyar-ı Gazasına ve Macar Kızıl Elmasına giderken bu kıyılardan geçtiğini yazmıştır. Evliya Çelebi Seyahatnamesi’nde bu bölgeden; “1452 tarihinde Fatihinde Gazilerinden İne adlı gazi fethetmiştir. Karadeniz’de bundan başka ada yoktur. Her tarafı bine ve limandır. Harap bir küçük kalesi vardır. İçinde oduncu Rumlar oturur.”diye bahsetmektedir. İğneada’nın nüfusunu oluşturan toplulukların, ormanların içindeki çiftliklerde yaşadıkları bilinmektedir. Bölgede 1700 ve 1800’lü yıllarda ormanların içinde kurulmuş, çoğunlukla hayvancılık ve ziraat yapılan, Bulgarların ve Rumların yaşadığı çiftliklerin izlerine rastlanmaktadır. Longoz, Kara Hasan, Aptos, Dimitri, Sarraf, ve Pedina Çiftlikleri bu çiftliklerden bazılarıdır. İğneada ilk olarak, 1990’lü yılların başında, bugün çarşı olarak bilinen İskele Mevkii’nde kurulmuştur. Günümüzde bölgedeki ilk mimariden örnekler görebilmek mümkündür. Bölgenin ilk sakinleri, at arabası tamirciliği, nalbantlık, kalaycılık, kara tuğla(Çingene tuğlası) imalatçılığı, kerpiççilik, sepetçilik ve torlukçuluk (odun kömürü üretimi) gibi mesleklerle uğraşmışlardır. İğneadalılar, Sevr Anlaşmasıyla İğneada ve çevresinin Yunanistan’a bırakılmak istenmesi üzerine zor günler geçirmişler, fakat Lozan Barış Anlaşmasıyla bu topraklar milli sınırlarımız içinde kalmaya devam etmiştir. Cumhuriyet döneminde nüfusu artan İğneada 1972 yılında belde ilan edilmiştir. 2000 yılında yapılan ulusal nüfus sayımına göre 2215 olan Belde nüfusu yaz aylarında turizmin etkisiyle 10.000 kişiye ulaşmaktadır. Günümüzde yöre insanının geçim kaynağını, orman işçiliği, balıkçılık, turizm, hayvancılık ve tarım oluşturmaktadır.

İğne ada, Kırklareli ili Demirköy İlçesine bağlı bir sahil beldesidir. İstanbul’a 250 km, Kırklareli’ne 97 km ve Edirne’ye 165 km uzaklıkta olan İğne ada’nın nüfusu 2000 yılı verilerine göre 2215'dir. Denizi, gölleri, subasar ormanları, tarihi ve kültürüyle bir cazibe merkezi olan İğne ada, coğrafi yalıtılmışlığı sayesinde bugüne kadar çok fazla bozulmadan korunabilmiş önemli bir doğal alana ev sahipliği yapmaktadır. Bir ekosistemler zinciri olan İğne ada’da, subasar ormanlar ve yaprağını döken orman ekosistemleri, tatlı ve tuzlu su gölleri, kıyı kumulları, tatlı ve hafif tuzlu bataklıklar bir arada bulunmaktadır. Türkiye’de subasar özelliğe sahip alüvyal karakterdeki birkaç ormanlık alandan biri olan İğne ada Longoz Ormanları*, Avrupa’da da nadir bulunan bir ekosistemdir. Kıyıda yer alan kumullar, barındırdığı endemik bitki türleriyle İğne ada’nın önemini daha da artırır. Batı Palearktiğin önemli kuş göç yolları üzerinde de bulunan bölge, gölleri, sazlık ve sulak alanları ile göçmen kuşlar için yaşamsal bir konaklama alanıdır. Dar bir alanda, birbirinden farklı ve yüksek koruma değerine sahip ekosistemlerin iç içe bulunması, bölgeyi yalnızca Avrupa ölçeğinde değil dünya ölçeğinde de önemli hale getirmektedir. Bölge dünyanın korunması gereken doğa miraslarından biri olarak değerlendirilmektedir. * 13.11.2007 tarihli 26699 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 2007/12759 no'lu karar ile Milli Park ilan edilmiştir.

Ekonomi[değiştir | kaynağı değiştir]

Ağırlıklı geçim kaynakları; ormancılık, balıkçılık ve pansiyon işletmeciliğidir.

Eko Turizm[değiştir | kaynağı değiştir]

İğneada’da, subasar(longoz) ormanı, dağ, deniz, göller, temiz hava, biyolojik çeşitlilik, yabani hayat, kum tepecikleri, balıklar, ormanda bulunan şifalı bitkiler, sessizlik, göçmen kuşlar gibi eko-turizm için önemli bir potansiyel mevcuttur. İğneada halkının konukseverliği ve yerel nüfusun eko-turizmin faydalarının bilincinde olması eko-turizmin gelişmesi açısından önemli bir olanak oluşturmaktadır. Bölgede toplanan ve üretilen bazı ürünler şunlardır; Odun dışı orman ürünleri: Bal, Mantar, Yabani meyveler, Deniz ürünleri: Balık, Hediyelik eşya olarak deniz kabukları Ziraat ve el sanatları: Süt ürünleri Organik meyve ve sebzeler Halı dokuma Ahşap el işçiliği ürünleri bu ürünlere örneklerdir.

Kültür Turizmi[değiştir | kaynağı değiştir]

İğneada çevresinde yörenin tarihine ışık tutan birçok tarihi yapı yer almaktadır. Sivriler köyü Çatalarmut mevkiinde Cenevizlilere ait yıkılmış kalelere rastlanmaktadır. Ayrıca köy içerisinde Traklara ait evleri andıran eski yapılı sazlık evler bulunmaktadır. Yine Sivriler köyü Erikli bölgesinde Traklara ait mezarlıkların olduğu söylenmektedir. Trak evleri yerden belli bir yükseklikte kazıklara oturtulmuş ve çatısı ve çevresi sazlıklarla örtülü bir yapı halindedir. Hamam gölü ile Bulanık derenin denize döküldüğü yer arasında kalan ve Aypolos denilen bölgede tümülüsler, höyükler, eski bina kalıntıları ve kırklara ait mezarlar yer almaktadır. Longoz ormanı içerisinde Traklara ait kazıklar üzerine oturtulmuş eski, ahşap ev kalıntıları olduğu söylenmekte fakat yeri tam olarak bilinmemektedir. Evliya Çelebi Seyahatnamesi’nde 1660 yılında İğneada açıklarından geçerken Bulanıkdere’nin denize döküldüğü yerde üzeri kiremitli yaklaşık 300 haneli bir Rum yerleşim yerinin olduğunu yazmıştır. İğneada açıklarında birçok gemi batığı yer almaktadır. 2. Dünya savaşı sırasında Yahudileri taşıyan bir gemi bu sularda batırılmıştır. Yine Romoflar dönemine ait bir askeri gemi bu açıklarda batmıştır. İçerisinde çok sayıda silah, top ve tüfek olduğu söylenmektedir. İğneada Parkı yapımında da Osmanlı dönemine ait birçok top ve gülle bulunmuştur. Yalnız bu toplar tehlikeli olacağı düşüncesiyle patlatılmıştır. İğneada, Karadeniz’e kıyısı olan bir sahil beldesidir. Bu nedenle her yıl düzenlenen Karadeniz Yat Turu’nun uğrak yerlerinden biri olma konumundadır. İğneada’nın bu konumunun turizm açısından değerlendirilmesi gerekmektedir. Yöreye özgü gelenekler Asker uğurlama ve düğünlerde yörenin kendine özgü gelenekleri bulunmaktadır. O yıl yöreden kaç kişi askere gidecekse kişi sayısı kadar gün önceden şenliklere başlanmakta her akşam bir askerin evinde yemek yenip askerler davul zurna eşliğinde tüm yöreyi dolaşmaktadır. Düğünlerde ise yastık kapma adeti görülmektedir. Gelinle damadın yastığını kim kapıp düğün evine getirirse o kişi ödülünü almaktadır. Yine eski bir adet olan bocuk gecesi adeti soğuk ve uzun kış gecelerinde birkaç ailenin bir araya toplanıp sohbetler edip, bu geceye özgü küllü mısır yenerek yapılan bir adettir. Yöre halkından olan ve yörenin tarihini çok iyi bilen Orhan Uyanık bocuk gecesinden şöyle bahseder: “Mesela bocuk gecesi yapılır bizim oralarda. O gece küllü mısır yaparlar; kabakları taşa vurup kırarak peçka denilen kuzineye sürerler. Fırında pişmiş kabaklar kaşıkla yenir.” Ayrıca her yıl Mayıs ayının ilk pazarında Hıdırellez şenlikleri düzenlenmektedir. Bu şenliklerde tüm halk toplanıp hep birlikte piknik yaparak gün boyunca eğlenmektedirler. Şenliklerden bir gün önce kekik toplanıp suya bastırılmaktadır. Ve akşam evin kapısına cadılar gelmesin diye çalı asılmaktadır. Sabah evden çıkmadan öncede kekikli su ile yüzler yıkanmaktadır. İğneada yakınlarındaki Avcılar köyü sınırları içerisinde yöre halkının kutsal saydığı Derviş Ali Baba türbesi bulunmaktadır.Bu türbe yerli halk ve yöreye gelen turistler tarafından dua etmek ve dilekte bulunmak amacıyla ziyaret edilmektedir.Yöre halkı düğünlerden ve sünnetlerden önce mutlaka bu türbeye uğrayarak dua etmekte, dilekte bulunmaktadır.

İğneada Limanı[değiştir | kaynağı değiştir]

İğneada'ya bağlı olan liman köy halkının tamamı ve İğneada halkının bir kısmı geçimlerini balıkçılık yaparak geçimlerini sağlamaktadır. Türkiye'nin balıkçı barınakları içerisinde en büyük 3. limandır. Önceki yıllarda limandan odun nakliyatları gerçekleştirilmiştir. Limandan çıkan balıklar istavrit, hamsi, palamut, çinekop, kalkan, palamut, lüfer, tekir ve mezgittir. Özellikle kalkan balığı ünlüdür. Liman yaz mevsiminde dalgasızdır. Deniz suyunun temiz olması ve deniz sporlarının elverişli olduğu bir ortamdır. Limanda bulunun küçük koy ile denize girilebilen, balık lokantalarıyla deniz manzaralı liman üstü yazlıklarıyla nezih bir ortamdır. Tarihi Fransız deniz feneri ve liman baba türbesi bölgede ilgi gören yerlerdir. Bölge Müdürlügü Adi ISTANBUL Bagli Liman Baskanligi İğneada Koordinatlar 41º 53' 20"N-28º 01' 30"E Iç Liman º 53' 20"N-28º 01' 30"E Dis Liman 41º 53'N-28º 03'E noktasinin batisinda kalan deniz alani Beklemede Demir Yeri Yukaridaki alanlar Çalisma Saatleri 24 saat Fener Durumu Faal Sahil Güvenlik Durumu Var 24 Saat Barinma Hizmeti Var 5 km Kuru 50.000 ton/yil Boyu 250 m Eni 30 m ortalama Yüksekligi 1.20 m Kapasitesi 50.000 ton/yil Açik Depolama Alani 40.000 m² Limanda Tatli su hizmeti Var Acil Müdahale Imkanlari En Yakin Saglik Ocagi 5 km

İğne ada Göller[değiştir | kaynağı değiştir]

İğne ada sınırları içinde yer alan gölleri, bol oksijenli havası, lezzetli balıkları ve kolay ulaşımı ile doğanın içinde huzurlu bir tatil yaşamak isteyenler için biçilmiş kaftan. Bulgaristan sınırına 12 km. uzaklıktaki Kırklareli'ne bağlı İğneada, villalara ve kooperatiflere ev sahipliği yapmasına rağmen doğasını da koruyabilen ender bölgelerden. İğneada'da; Erikli, Mert, Hamam, Pedina, Saka, Sülüklü ve Ramana isimleriyle anılan yedi göl bulunuyor. Sazan, kızılkanat, kefal, levrek, ilerya gibi balık çeşitlerinin yaşadığı göller koruma altında. İğne ada'da, kumsalda yürüyüş yapmak ve sezonda denize girmek, ayrı bir keyif. Denizin yosun kokusu ile ormanın çam kokusunu teneffüs ederek yürüyenler, hem stres atıyor hem de kumsalda dalgaların taşıdığı deniz kabuklarını da topluyorlar. Haziran-Eylül ayları arasında yoğunlaşan İğne ada, kış aylarında da hafta sonu, kentten kaçanlara huzurlu bir sığınak olarak kapılarını açıyor. Yabani hayvanlar ve kuşlar için doğal bir hayvanat bahçesi olan göllerin bir bölümü sazlıklarla kaplı. Özellikle Hamam ve Pedine gölleri; Bulgaristan, Rusya ve Tuna Nehri deltasından gelen kuğu, yaban ördeği gibi göçmen kuşlara ev sahipliği yapıyor.

Balık Türleri[değiştir | kaynağı değiştir]

İğneada'nın lagün, göl ve dere gibi farklı sulak alanlarında bilinen 30 balık türü yaşamaktadır. Bu balık türlerinden 8'i Bern Sözleşmesinde "korunması gereken tür" ilan edilmiştir. Bunlar; Dere Hamsisi (Chalcalburnus chalcoides). Deniz İğnesi (Syngnathus abaster), Tatlısu Kaya Balığı (Neogobius fluviatilis), Kurt Balığı (Aspius aspius), Noktalı İnci Balığı (Alburnoides bipunctatus), Acı Balık (Rhodeus amarus), Taş Yiyen Balık ı (Cobitis taenia) ve Kababurun Balığıdır (Chondrostoma nasus). Balık çeşitliliğinin en fazla olduğu Mert, Erikli ve Saka lagün gölleri, üreme, beslenme ve korunma amacıyla denizden tatlı suya veya tatlı sudan denize göç eden kefal (Mugil cephalus) ve gümüş balığı (Atherina boyeri) gibi balık türlerine de ev sahipliği yapmaktadır. Bir tatlısu gölü olan Hamam Gölünde kerevit, alanı besleyen derelerin Istranca Dağları'ndan çıkan kaynaklarında ise kırmızı benekli alabalık (Salmo trutta) yaşamaktadır.

ACI BALIK (Rhodeus amarus) :

Etlerinin acı olması nedeniyle bu isimle anılırlar. Sazangiller familyasından olup 8-10 cm uzunluğundadır. Üreme¬leri için midyelere ihtiyaçları vardır. Dişisi yumurtalarını yumurtlama boru¬su aracılığıyla bazı midye türlerinin arasına bırakır, erkeği de spermlerini bunların yanına bırakır, çıkan yavrular bir ay sonra midyeyi terk eder.

KURT BALIĞI (Aspius aspius) :

4-5 yaşındaki erişkinleri 50-55 cm uzunluk ve 2-3 kg ağırlığa ulaşır. Genç¬leri sürüler halinde dolaşır. Yırtıcı ve obur gençlerin besinleri her cinsten küçük su hayvanları ve su bitkilerinden oluşur. Yalnız gezen erginlerinin besin¬lerini ise küçük balık türleri, kurbağa¬lar, su sıçanları ve su kuşları oluştu¬rur.

HAS KEFAL (Mugil cephalus) :

Ömürleri 10-15 yıl arasında olup ge¬nellikle erkekleri 4. ve dişileri 5. yıl da cinsi olgunluğa ulaşır ve genellikle 30 ile 50 cm arasında olur. Dipte ya¬şayan küçük canlı organizmalarla bes¬lenir. Yemlenmek üzere denizlerden tatlı sulara ve yumurtlamak üzere tek¬rar denize göçerler.

DERE HAMSİSİ (Chalcalburnus chalcoides):

Uzunlukları en fazla 40 cm kadardır. Renkleri; sırtta esmer gri, yan tarafları ve kann bölgesi gümüş beyazdır. Bazen sırt tarafında yeşilimsi esmer yansı¬malar görülür. Gruplar halinde gezer¬ler, tatlı su formları olmalarına rağmen, bazen acı sulara da geçiş yapabilirler.

DENİZİĞNESİ (Synğnathus abaster) :

12-18 cm uzunluğunda, ağzı boru biçiminde, karın yüzgeçleri olmayan bir balıktır. Dişinin yumurtalarını ve genç yavruları erkek, karın kıvrımından yapılmış bir kese içinde taşır, insan gıdası bakımından hiçbir ekonomik değeri yoktur.

KIRMIZI BENEKLİ ALABALIK (Salmo trutta) :

Genellikle hızlı akan ve soğuk ve oksijeni bol olan suları tercih ederler. Ancak, durgun sularda da bulunabilirler. Boyları 30 cm kadar olabilir. Daima tatlı sularda kalan formlardır. Üreme dönemleri diğer tatlı su balıklarının aksine Kasım-Aralık aylarındadır. Cinsel olgunluğa 2-4 yaşlarında ulaşır¬lar.

GÜMÜŞ BALIĞI (Atherina boyeri) :

Boyları en fazla 15 cm kadardır. Bu tür genellikle küçük sahil formu olarak bilin¬mekle beraber, denizle bağlantısı olan göl¬lerde de yaşayabilir. Bu tür, zaman zaman bulunduğu ortamdaki diğer balıkların yumur¬talarını tükettiklerinden fauna İçin zararlı olmaktadır.

TAŞ YİYEN BALIK (Cobitis Taenia):

Yetişkinleri 8-10 cm büyüklüğündedir, ge¬nellikle sığ, tabanı kumlu sularda yaşar. Sık sık kendini başı ve kuyruğu dışarıda kalacak şekilde kuma gömer. Bu gizli ve gece yaşantısı kendisini düşmanlardan ko¬rumaya yarar. Dipte dolaşan küçük canlı¬larla beslenir. Nisan-Haziran aylan arasın¬da yumurtlar.

Su ve Bataklık Bitkileri :

İğneada'da yer alan göller ve çevresindeki bataklıklar birçok su bitkisi türünün yaşam alanıdır. Göl içlerinde su derinliğinin 50-100 cm olduğu alanlarda yayılış gösteren ve yer yer örtüşü %100'ü bulan bitki topluluğunun baskın türleri Schoenoplectus lacustris, Phrağmites australis, Thypha domingensis ve T. angustifolia'dır. Floristik kompozisyonu daha zengin olan taban suyu yüksek yarı tuzlu bataklık alanlarda Bolboschoenus maritimus, Cladium mariscus, Juncus heldreichanus, Sparğanium erectum, Atriplex patula, Chenopodium chenopodioides, Spergularia bocconii, Leucojum aestivum (göl zambağı), Limonium gmelinii, Cirsium creticum, Polypoğon viridis gibi bitkiler yayılış gösterir. Hamam ve Pedina gölleri etrafındaki tatlısu bataklıkları ise Türkiye'de örneğine çok az rastlanan Avrupa-Sibirya tatlısu florasını içermesi açısından oldukça önemlidir. Bu bataklıklarda görülen tehdit altındaki göl kestanesi (Trapa natans) ve nilüfer (Nymphaea alba) toplulukları yüksek su kalitesinin göstergesi olarak kabul edilir. Dere kenarlarındaki doğal setler boyunca yayılış gösteren kumlu mera toplulukları arasında, Türkiye için yeni bir tür olan Logfia minima ve nadir görülen bazı Trifolium türlerine rastlanır.

YABAN KEDİSİ (Felis silvestris):

Yerleşim yerlerine yakın, geniş yapraklı ve karışık or¬manlarda, nadiren iğne yapraklı ormanlarda, çalılıklı kırlarda ve kamışlıklarda yaşarlar. Çok iyi tırmanır, koşar ve daldan dala sıçrarlar. Çiftleşme ve yavru büyütme devresi dışında tek yaşarlar. Gözleri karan¬lıkta çok iyi görür. Esas besinlerini fareler ve küçük kemirgenler, küçük kuşlar, kurbağalar, balıklar oluş¬turur.

KIZILGEYIK (Cervus elaphus):

Orman altı örtüsü zengin ormanların kuytu ve sessiz yerlerini tercih ederler. Bitkilerin taze sürgünleri, yap¬rak ve çeşitli meyvelerle beslenirler. Sıcak havalarda çamurlu yerlere yatmaktan hoşlanırlar. Sürüler halin¬de dolaşırlar. Erkekleri çatallı büyük boynuzlar taşırlar. Boynuzlarını her yıl Mart - Nisan aylarında atarlar. Boynuz atma zamanı erkekler ayrılır ve boynuz sürme sırasında ayrı sürüler oluşturur.

YABANDOMUZU (Sus scrofa scrofa):

Genellikle gece dolaşır ve yayılırlar. Gündüzleri orman, çalılıkların ya da sazlıkların sık yerlerinde yatarlar. Yalnız kışın gündüzleri işlektirler. Toprağı burunları ile kazıp eşerler, çıkan böcek, larva, solucanları, kuş yavruları ve fareleri, keza bitkilerin yumuşak yeşil kı¬sımlarını, bitki yumrularını ve köklerini yerler. Çok iyi yüzerler ve çamurlanmayı severler. Sürü lideri yaşlı bir dişidir, erkekler iki yaşında sürüden ayrılırlar. Tek dolaşan yaşlı erkekler bazen gruplar oluştururlar.

AGAÇ SANSARI (Martes martes):

yerden çok yüksekteki ağaç kovuklarında, sincapların terk ettikleri yuvalarda, ağaç kökleri arasında, taş kovuklarında yuva yaparlar. Çok iyi tırmanırlar ve çok çeviktirler. Ağaçtan ağaca geçerek uzun mesafeler kat ederler. Nadiren yüzerler. Islak yerlerden hoşlan¬mazlar. Kuş, kuş yumurtası, kurbağa, sincap, böcek, fare, kertenkele, böğürtlen ve meyve ile beslenir.

PORSUK (Meles meles) :

ağır vücutlarına ve kısa bacaklarına rağmen hızlı ve çevik hareket ederler. Engerek yılanlarının en önemli düşmanlarındandır. Esas besinlerini toprak solucan¬ları, kemirgenler, özellikle fareler, küçük sincaplar, kurbağalar, böcek larvaları, kuş yumurtaları, yumuşak¬çalar ve duruma göre leşler oluşturur. Toprağın için¬deki hayvanları koku alma organları ile saptar ve toprağı eşerek onları yerler. Aile oluşturma eğilimleri güçlüdür. Bazen 2-3 aile bir arada yaşarlar.

SU SAMURU (Lutra lutra):

Kıyıları ağaçlıklı nehir ve göllerin kenarlarında yer altı yuvaları kurarlar. Çok iyi yüzer ve dalabilirler, 10 dakika su altında kalabilirler. Besinleri bütün su hay¬vanları, bilhassa balıklar, kabuklular ve su kuşlarıdır. Yıl boyunca birey tarafından korunan belirli bir alan¬da, çiftleşme dönemleri hariç, tek yaşarlar. Yazın sıkça deniz kıyılarına gider. Karada da hızlı koşarlar. Dişiler yavrularını iki yanına "V" harfi şeklinde alarak yüzerler. Yüzerken sadece başının bir kısmını, burun ve gözlerini suyun dışında tutarlar.

TİLKİ (Vulpes vulpes):

Çalılıklarda ve altında bitkisi çok olan ormanlarda yaşarlar. Çiftleşme dönemlerinin dışında tek yaşarlar. Dişi öldüğünde yavruların bakımını erkek üstlenir. Kural olarak gece avlanırlar. Esas besinlerini, fareler, böcekler, kuşlar ve yeni doğmuş büyük memeli yav¬ruları oluşturur. Toprak altındaki farelerin seslerini alır ve toprağı eşerek onları yakalayabilirler. Terkedil¬miş porsuk yuvalarını kullanmayı tercih ederler.

KARACA (Capreolus capreolus) :

Tarım alanlarının ormanlarla iç içe oldukları yerleri, bol miktarda çayırlık ve açıklıkların bulunduğu geniş yapraklı korulukları ve koruluktu bataklıkları tercih ederler. Atlayarak ve sıçrayarak hareket eder, sadece otlarken yürürler. Besinlerini çok seçerler, taze sür¬günleri, tomurcukları, yaprak ve otları yiyerek besle¬nirler. Yalnız erkeklerinde boynuz bulunur. Erkekler Eylül-Ekim aylarında boynuzlarını atarlar.

SARI BOYUNLU ORMAN FARESİ (Apodemus flavicollis) :

Yaşam alanı olarak ağaçlık yerleri tercih ederler. Ba¬zen kayalıklarda da bulunurlar. Sıcağı çok sevmezler. Yuvalarını köklerin arasında gölge yerlerde yaparlar. Ağaçların taç kısmına kadar tırmanırlar. Besin olarak yağlı ve nişastalı tohumları yerler. Bazen omurgasız¬ları da yerler. Besinlerini yuvalarındaki özel odacıklara depo ederler.

Longoz Bitkileri[değiştir | kaynağı değiştir]

İğne ada longoz ormanları, Yıldız (Istranca) Dağları'ndan Karadeniz'e doğru akan derelerin beslediği Erikli, Mert ve Saka göllerinin, önlerindeki kumul dolayısıyla ilkbaharda fazla gelen sularla şişerek geriye doğru taşması ve düz araziyi kaplaması sonucunda oluş¬muştur. Kış ve ilkbahar aylarında tamamen sularla kaplı olan yaz ve sonbahar aylarında ise suyu çekilen bu ormanlar, oldukça boy¬lu (8-15 metre) karışık orman ağaçlardan oluşan bir floristik kompozisyona sahiptir. Bu karışık ormanları dişbudak, kayın, saplı meşe, sapsız meşe, ova akaça ağacı, çınar yapraklı akçaağaç, üvez, ıhlamur, kızılağaç, mürver, kızılcık, karaağaç ve gürgen gibi ağaçlar oluşturur. Zengin bir orman altı florasına sahip olan bu ormanlar, alyuvar toprakların mikro-organizma faaliyetinin yoğunluğu nedeniyle çevresine göre daha sıcak olup burada yetişen ağaçlar ve diğer bitkiler daha erken vejetasyona başlarlar. Bu ormanların mevcut durumlarını korumaları yüksek taban su seviyesine bağlıdır. Gerek Avrupa'da gerekse Türkiye'de nadir bulunan bu ormanların habitatlarının korunması büyük önem arz etmektedir.

Soğanlı Bitkiler :

Alanda çok fazla sayıda bulunan soğanlı bitkiler, ilkbahar ve sonbahar olmak üzere iki farklı mevsimde çiçek açarlar. Bu bitkiler arasında alanda en çok rastlanan siklamen ve iki yapraklı ada soğanıdır. Mavi bataklık süseni ve kardelen daha çok orman içi açıklıklarda bulunurken, orkide türleri ve ters lale ise orman altında sıkça görülür. Longoz ormanlarında suyun bol olduğu kesimlerde ise göl soğanlarını öbekler halinde görebilmek mümkündür.

Kuş Türleri[değiştir | kaynağı değiştir]

Türkiye kuş varlığını oluşturan 454 kuş türünden yarıya ya¬kını (194 tür) yıl içerisinde İğneada'da görülebilmektedir. Alan çok sayıda su kuşu ve yırtıcı kuşun, özellikle de leylek¬lerin (ak ve kara leylek) sonbahar göçünde geçiş yoludur. Bazı su kuşları (balıkçıllar, kazlar, ördekler, su tavukları, yağ-murcunlar vb.) ve yırtıcılar (kartallar, şahinler, doğanlar, deliceler vb.) ise alanda üremektedir. Alanda görülen dokuz kuş, İğneada ekosisteminin sağlıklı işleyip işlemediğini gösteren gösterge tür olarak kabul edil-miştir. Bu türlerden Küçük Yeşil Ağaçkakan ülkemizde sadece Kuzey Trakya'da yayılış göstermektedir; Cüce Karabatak, Ak Kuyruklu Kartal ve Küçük Kerkenez ise Avrupa Kırmızı Listesi'nde nesli tehlike altında olan ve/veya tehlike altına girebilecek türlerdir.

AK KUYRUKLU KARTAL (Haüaeetus albicilla) :

Çok iri ve hantal, büyük kafalı, uzun ve geniş kanatlı, çok kısa kuyruklu bir kartaldır. Erişkini kahverengi¬dir, sarı büyük bir gagası ve göz alıcı beyazlıkta bir kuyruğu vardır. Erkeği dişisinden daha küçük ve ince uzundur. Tipik olarak kıyıların yakınında ya da sulak alanlar üzerinde görülür. Çok yüksek¬lerde süzülerek uçabilir, su üzerinde gördüğü yiye-ceği pençeleri ile kapmak için kapmak için suya doğru hamle yapar. Kayalar ve ağaçlarda yuva yapar.

KARA LEYLEK (Ciconia nigra) :

Beyaz karnı ve kuyruk allı örtüleri dışında simsiyah¬tır; yakından tüylerinin parlak yeşil ve mor olduğu fark edilir. Gagası ve bacakları kırmızıdır. Gencinin gövdesi daha kahverengi, gagası açık renklidir. Ley¬lekten çok daha ürkektir. Yaşlı ormanlarda ve kaya¬lıklarda yuva yapar; çevredeki bataklık ve tatlısu kenarlarında beslenir.

KUÇUK YEŞİL AĞAÇKAKAN (Pİcus canus):

Yeşil ağaçkakanın daha küçüğü ve daha boyunsuzu gibidir, kırmızı ve büyük tepesi yoktur. Başı küçük ve yuvarlak, gagası kısadır. Başı gridir ve koyu renk ince bir bıyığı vardır, erkeğin alnı kırmızıdır. Gözleri yeşil ağaçkakanın gözlerinden daha koyu dur. Yeşil ağaçkakandan sık taklar, taklaması eşit aralıklıdır. Çoğu kez yerde beslenir. Nemli ormanlar ve nehir boyundaki ağaçlarda yaşar.

BÜYÜK BAŞTANKARA (Parus majör) :

Siyah-beyaz başı ve parlak sarı konuyla hemen ta¬nınır. Gıdıdan kuyruk altına kadar siyah bir şerit uzanır, bu şerit özellikle erkeğin karın bölgesinde daha geniştir. Çok geniş bir ses repertuarı vardır, ötüşü gürdür. Gencinin başlığı ve karın çizgisi kahve¬rengi, yanakları sarıdır. Her türlü ağaçlık alanda ve yerleşim yerlerinde çok sayıda görülür.

AK KUYRUKSALLAYAN (MotaciHa alba) :

Bu boydaki siyah beyaz renkli ve uzun kuyruklu tek kuştur. Üreme giysisinde siyah beyaz başı, siyah göğsü ve gri sırtıyla tanınır. Dişisi biraz daha soluk renklidir. Küçük yerleşimlerin çevresi ve su kenar (arında bulunur.

KÜÇÜK KERKENEZ(Falco naumanni) :

Kerkeneze çok benzer; biraz daha küçük ve biraz daha kısa kuyrukludur. Erkeğin sırtı beneksiz, başı grimsi mavi, büyük kol örtüleri gridir. Dişisini ve gencini kerkenezden ayırt etmek zordur, orta kuyruk telekleri diğerlerinden uzundur. Havada asılı kaldığın¬da az kanat çırpar daha çok süzülür. Kerkenezden sürücüldür. Kaya yarları, evler ve harabelerde kolo¬niler halinde yuva yapar.

SAKARCA(Anser albifrons) :

Alnında geniş bir beyazlık, karnında değişen miktar¬da enine siyah şeritler bulunur. Gagası pembe, ayaklan turuncudur. Genci düz gri-kahverengidir; alnında beyazlık bulunmaz; karnıyla fazla kontrast oluşturmayan koyu renkli başı, boynu ve pembe gagasıyla tarla kazından ayrılır.

KÜÇÜK AKBALIKÇIL(Egretta garzetta) :

Zarif bir akbalıkçıldır. Gagası ve bacakları siyah, ayakları sarıdır. Üreme döneminde başında bir çift telsi tüy, göğüs ve sırtında uzun tüyleri vardır, yüz derisi mavi-gri ya da turkuazdan turuncuya dönüşür Bataklıklar, sığ iç sular ve deniz kıyısında yaşar; su içindeki ya da kenarındaki ağaçlarda yuva yapar

ÇIKRIKÇIN(Anas querquedula) :

Küçük bir ördektir, çamurcundan biraz büyük ve daha uzun gövdelidir. Gagası daha uzun ve geniş, alnı daha diktir, başı daha köşeli gözükür. Erkeği geniş beyaz kaşıyla hemen tanınır. DİŞİSİ ve genci¬nin yüzü çizgilidir, gagasının önünde açık bir leke vardır. Erkeğin gagası koyu gri, dişininki yeşilimsi gridir. Bacakları gridir. Alçak bitki örtüsüyle kaplı sığ tatlısu gölleri ve bataklıklarında ürer.

SAKAR MEKE (Fulica atra) :

Gövdesi siyah, gagası ve alnı beyaz su kuşudur, ördeklerden daha tıknaz ve yuvarlak hatlıdır. Bacak¬ları yeşilimsidir, parmaklarında perde yerine geniş loplar bulunur. Sudan havalanırken uzun süre su üzerinde koşar. Kenarları bitkiler ve sazlıkla kaplı tatlısu göllerinde ürer. Kışın büyük sürüler oluşturur, su bitkilerince zengin olan sığ göller, lagünler ve deniz kıyısında bulunur.

KUÇUK KARABATAK(Phaiacrocorax pygmeus) :

Karabatağa göre daha küçük olan küçük karabatak, kısa gagası, yuvar¬lak başı, kısa ve kalın boynu ve uzun kuyruğuyla hemen tanınır. Gözü siyahtır. Sürüler halinde gecelerler ve koloniler halinde ürerler. Üreme giysisinde başı ve boynu kızıl kahve¬rengi, gövdesi ince beyaz çizgilidir, kış sonunda başı ve boynu simsiyah olabilir. Tatlı ve acı sulardaki geniş sazlıklarda yaşar. Ağaçlarda ve saz¬lıklarda yuva yapar.